ugur tarafından 21.12.2004 14:11:45 tarihinde yazılmıştır. sevgili nihat, ellerine sağlık. nasıl da bam telimize dokunmuşsun. işte bu durduğun nokta, "biz buyuz işte, biz adam olmayız" zehabının ataleti ile "dünyayı baştan yaratabileceği" inancının don kişotluğu arasındaki bir yerlerde; hepimizin yanyana olduğu his dünyası. mehmet akif, 'seyfi baba' şiirinde, sevdiği fakir bir büyüğünün, hastalıkla nasıl da acziyet içinde kaldığını ve kendisinin de parası olmadığı için yardım edemeyişinden duyduğu üzüntüyü anlatır. şiir de şöyle noktalamış: "o zaman koptu içimden şu tehassür-ü ebedî: ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi" işte bu haberi izleyip de olayın farkına varmadan zaplayan şanslı insanlardan biri olabilmek için; keşke, ya hamiyyetsiz olaydık, ya da elimizden birşey gelseydi.
nihat tarafından 20.12.2004 21:02:37 tarihinde yazılmıştır. onüçüncü
17.12.2004
televizyonda haberleri izlemeye başladım...
istanbul'da bir yangın haberi...
beşinci katın balkonunda mahsur kalmış birisi,
kırkbeş elli yaşlarında,
konuşuyor aşşağıdakiler, konuşuyor:
- benden başka kimse yok!.. kurtaracak mısınız beni?..
- "paniğe kapılma!.. kurtaracağız seni, geliyor itfaiye..."
geliyor itfaiye erleri... sokak darmış, araba geçememiş, hortumların ucunu eklemeye başlıyorlar birbirine... bağırıyor yukarıdaki...
- çabuk olun!.. alevler iyice yaklaştı...
- "sakin ol!.. birazdan kurtaracağız seni" diyorlar...
geldi itfaiye arabası... o da ne?.. adamın sırtından dumanlar çıkmaya başladı!!!!!!... yanıyor adam!!!.... yanıyor!... heeyyyy, adam yanıyor gözgöre göre, bir bacadan duman nasıl çıkarsa, sigara içenler nasıl çıkarırlarsa ağızlarından dumanı; öyle yanıyor adam!... adam daha fazla dayanamadı...
- size inanmıştım... hani kurtaracaktınız beni?...
dedi... ve........... alevlerin arasına daldı?!... yandı adam... yandım anam... yandık......
biraz sonra adamın cesedini çıkardılar bir battaniye içerisinde...
ve ben, televizyonu kapatıp yattım yatağıma eşimle birlikte...
gözlerimizi tavana diktik... uzun süre konuşmadık...
düş müydü?.. hayır hayır, kabus!.. en iyisi gözlerimi kapatayım...
gözlerini kapatınca uyuyacağını mı sandın?..
bu memleket niye böyle?.. o adamın, o can'ın yanmasına nasıl izin verdim?..
göz kapaklarım oldu sinema perdesi, hem de iki tane...
seyret bakalım alemi, seyretsin alem seni...
oyyy malatya, maraş, çorum...2 temmuz 1993 sivas 1970'ler,1980'ler... su içer gibi işkence yapılan insanlar...oyun oynar gibi boğma teliyle boğulan,kurşunlanan insanlar...keklik avlar gibi tek tek avlanan, kibrit yakar gibi yakılan aydınlar...
"aydınlığı sevmek, güneş olmaya yetmiyor ki..." demişti bursa'da öldürülen mehmet ağabey, mehmet cengiz göral ölümünden sonra eşinin yayınladığı kitapta...
evet, aydınlığı sevmek, güneş olmaya yetmiyor ki...
buldum!.....
istanbul'da dün yanan vatandaş, aslında yanmadı!?..
o, güneş oldu!..
hayır, hayır... o,avrupa birliğinde türkiyeyi temsilen onüçüncü yıldız olarak işlendi avrupa birliğinin gökyüzü gibi mavi bayrağının üstüne...***görmek istersen denizi, yukarıya çevir yüzü. deniz gibidir gök yüzü, aldırma gönül aldırma, aldırma...s.ali*** nesini söyleyim?.. daha ne diyeyim?.." kör olasınız!"demiyorum... "kör olmayın da görün!" demiyorum... çünkü, biliyorum; ne körsünüz, ne sağırsınız, ne de dilsiz!!!.."kabahatin hepsi sizin!" de demiyorum..ama, kabahatin çoğu sizin... sahi, "karanlıklar aydınlığa" böyle mi çıkıyor?...
*****samanınız yanmasın,eşşekliğiniz tükenmesin...*****
ugur tarafından 20.12.2004 17:03:24 tarihinde yazılmıştır. bu siteyle kendince dalgaya yeltenen bir 'mücahit'in dünya genel müdürünün oltasına takılması üzerine yazmamak olmazdı.(gerçi bu sitenin özgürlük ve özgünlüğü, yazanların siteyle dalga geçme hakkını da kapsar ya neyse!) bir zaman ordudaki fişleme skandalıyla ilgili, "(bence) 1980'li yillara kadar, henüz toplumun çok çok az egitilebildigi, kimsenin dünyada neler oldugundan haberdar olmadigi....devirlerde türk ordusu topluma göre kismen de olsa egitimli haliyle iyi bir vitrin idi. ama yillar ne kadar da çabuk akip gidiyor....hemen hemen herkes çok değişti, çok gelişti. peki ya tsk? kaymakamliklara yazi yazarak cinsel gruplardan, internet gruplarina, ku klu klax tesekküllerine kadar biraraya gelmis her üç dört kisi hakkinda bilgi isteyen bir kara kuvvetleri komutanliginı düşünün. bu yazının formatını oluşturanlar, kaleme alanlar, iyi olduğuna karar verip sırasıyla üst makamların onayına sokanlar, 'tamam olmuş, gönderin' diye talimat verenler var" diye yazmışım bu siteye. ana fikir, tsk personelinin, omuzlarında taşıdığı rütbelerin hakettiği niteliklere ulaşmaya çalışmak yerine, başka işlerle meşguliyeti (irticayla mücadele, kominizmle mücadele, milliyetçilikle mücadele, adnan menderes'le mücadele vb.vb.) tercih ettiklerini ifade etmekti; bu yüzden bakışlarının da sığ kaldığını öne sürmüştüm. işte dünyagenelmüdürünün oltasına takılan mücahit saylan'ın onlardan birisi olma ihtimali çok yüksektir.
dunyagenelmuduru tarafından 20.12.2004 11:30:53 tarihinde yazılmıştır. turk rumuzlu üyemizin sözünü ettiği röportajdan sonra konuyla ilgili tartışmalar ve tepkiler, yayını yapan hürriyet gazetesi'nde de yayınlandı.
1984 yılından beri değişik yoğunluklarda devam eden savaşla ilgili hemen tüm bilgileri hürriyet gibi gazetelerden aldı insanlar.. turk de bunlardan biri olmalı.. ilginç olan, yazısında yer alan bilgileri ve hamasetin kaynağı olan medyada, dönemsel çıkarlar ve hedefler gereği başka politikalara destek verilen haberler/yazılar çıkınca doğal olarak öfkeleniyor..
pkk politik-askeri bir kürt örgütlenmesi olarak türkiye cumhuriyeti güçleriyle savaşa girdi.. savaş süresince bu ülkenin askerleri de öldürüldü, siviller de öldürüldü, insanlar göç ettirildi vs.. ülke ekonomisi, savaş bütçeleri ile çöktü.. kirli savaş yöntemleri bölgede sürerken, psikolojik savaş medyada yükseldi..
bu dönemin kurbanlarının ezici çoğunluğu,türkiye'deki yoksul insanlardır... savaşı ortaya çıkaran sebepleri iyi tanımlamadan, savaşta ölenlerin neden iki tarafın da yoksul insanları olduğunu, neden çeşitli sebeplerle dağa çıkmak zorunda bırakılan pkklılarla, zaten zorunlu olan askerlik görevini yapmakta olan işçi veya işçi çocuklarının savaştırıldığını, bazı partilerin asker uğurlama ve şehit cenazeleriyle iktidar olduğunu ve iktidar ortağıyken türkiyeye teslim edilen abdullah öcalan'ın idam edilmesine engel olacak yasayı imzaladığını vs. düşünmeden "it, köpek" edebiyatı yapmak doğru değil..
bu mesajdaki ruh hali, türkiye'de yaşayan insanların bir bölgesel istikrarsızlık planı çerçevesinde tekrar birbirleriyle savaştırılması ihtimalinin mayasını oluşturuyor...
eşekler bu oyuna gelmemeli..
turk tarafından 20.12.2004 08:34:02 tarihinde yazılmıştır. sevinirim
vİcdan meselesİ
türkiye'nin en yüksek tirajlı üç gazetesinden biri olan
hürriyet
gazetesi'nin 10 ekim 2004 tarihinde yayınlanan "pazar"
ekini bir çoğunuz
okumuşsunuzdur. okuduğunuzda da sinirden kaskatı
kesildiğinize, belki de
artık isyan ettiğinize eminim. çünkü bir türk olarak
ben de bu satırları
okuduğumda tabiri caizse kan beynime sıçradı. hayatım
boyunca
sarfetmediğim kadar küfür yüksek sesle dudaklarımdan
dökülüverdi. İsyan
ettim olanlara. sonra da bu olanlar karşısında
elimizden bir şey
gelememesine... bu nasıl bir durumdu böyle? nasıl bir
izahı olabilirdi?
sanki kötüce hazırlanmış buz gibi bir şakaydı... ama
satırları okudukça
bunun bir şaka olmadığını anlıyorduk...
bu haberi hazırlayanlar, yayınlayanlar nasıl bir
vicdana sahipler?
anlamakta gerçekten çok zorlandım. kürt terörüne
binlerce şehit vermiş,
toprakları şehit kanıyla sulanmış bir ülkede hangi
cüretle bu hainleri
muhatap kabul ederek "masum insanlar" gibi göstermeye
çalışmaktaydılar?
hadi bu ülkede yaşayanlara hiç saygıları yoktu, peki ya
bu vatan uğruna
genç yaşta toprak olan mehmetçiklere, görev başında
katledilen insanlara,
etrafında dönen hainliklerden bihaber şekilde beşiğinde
uyurken katledilen
bebeklere, şehitlere, gazilere, onların ardından biçare
kalan gözü yaşlı
analarına, babalarına, kardeşlerine, eşlerine,
öksüzlerine, yetimlerine de
mi saygıları yoktu?
kandil dağı'ndaki terörist yuvasını masum insanların
barındığı bir "eğitim
ve eğlence kampı" gibi göstermek neyin nesiydi? nasıl
bir vicdan, nasıl
bir mantığın eseriydi? bu it sürüsünü toplum vicdanında
aklamaya
çalışanlar, kendilerinin de toplum nazarında vicdan
muhakemesine tabi
tutulacaklarının farkında değiller miydi?
yoksa bilinçli şekilde yapılmış bir gövde gösterisi
miydi bu?
"...dizi izliyor, dağdaki nehirde yüzüyor, voleybol
oynuyorlar. sinemada
film izlemeyi, eminönü'nde balık ekmek yemeği, vapura
binip martı
seslerini dinlemeyi, ve beyoğlu saray'da dondurma
yemeği özlüyorlar..."
bu satırları yazan, yayınlayan zatlar bizlerin bunları
okurken "ay yazık!
bak şu zavallılara..." filan diye hayıflanmamızı,
onlara acımamızı
istiyorlar herhalde... yoksa neden yazsınlar bu
satırları?.. onlar
bilmiyorlar mı ki o it sürüsünün belleklerimizde kalan
acı hatıralarını ve
onların nefes alıyor olmalarının bile bize zulüm
verdiğini?..
o itlerin dileklerini, özlemlerini dile getirirken
acaba hiç düşündüler
mi, o teröristlerin katlettikleri insanlardan
çaldıkları hayatları?..
onların özlemleri vardı da ölenlerin hiç yok muydu
istekleri, özlemleri,
hayalleri?.. o itler katliam yaparken düşünmüşler miydi
bütün bunları?..
bağımsızlığına kastettikleri vatanın evlatlarına kurşun
sıkarken bunları
düşünmemişlerdi elbette... bu yüzden onlar da
düşünmediler bu satırları
gazetelerinde yayınlarken çünkü amaçları sadece itlerin
düşüncelerine
tercüman olma k değildi. asıl amaçları bu it sürüsünü
topluma sinsice
sokmaktı... "bakın dağlarda yaşıyor olsalar bile, onlar
da insan. sizin
gibi dizi izliyor, spor yapıyor, gitar çalıyor,
yüzüyor, bir şeyleri
özlüyorlar. onlar aslında eli kanlı teröristler,
katiller değil, sizlerden
biri" imajını yaratarak sinsice, haince, küstahça
sokmaktı...
yine aynı gazete haberinde it sürüsünün fotoğraflarını
da yayınlamışlardı.
bir tanesinin elinde gitar, diğerlerinin elinde
silahlar. o satırları
yazan kişi nedense silahları görmemezlikten gelip
gitardan bahsediyordu.
ateş başında gitar çalıp, şarkı söyleyerek
eğlendiklerini anlatıyordu. "ne
kadar romantik", "ne kadar insancıl" diye düşünüyordu
ve düşündürmek
istiyordu o satırları okuyanlara herhalde... bir de
aşktan, sevgiden
bahsediyorlardı eli kanlı teröristlerle...
röportajın yayınlanmasından iki gün sonra yine
haberlerden öğreniyorduk,
"mehmetçiğin sabah sporu yaparken saldırıya
uğradığını"... "ter örİst gİtar
çalarken, mehmetçİk şehİt oluyor" şeklindeki haber
manşeti aslında bütün
olanları özetliyor gibiydi. bu cümle anlatıyordu
aslında bizim anlatmak
istediklerimizi anlamak isteyene...
İki gün önce ateş başında gitar çalarak aşktan sevgiden
bahsedenler
dünyadaki en büyük aşkla, vatan aşkıyla görev yapan
mehmetçikleri
katletmişlerdi yine...
şimdi sormak lazım o gazete haberini hazırlayan,
yayınlayan
zihniyetlere... İnsan sıfatına koyup, muhatap aldığınız
hain it sürüsü
katliamlarına devam ederken, vatan toprakları her gün
şehit kanıyla
sulanırken hangi vicdanla yayınladınız bu röportajı
gazetenizde? nasıl bir
satılmışlık, nasıl bir hainlikti bu ve asıl önemlisi
nasıl bir
vicdansızlıktı? hesabını verebilecek misiniz? elbette
hayır,
veremeyecekler...
röportajda şu cümlelerle kadın militanlar övülüyordu:
"kadınlar erkeklerden daha cesurlar. atış sırasında
titretmeme ve hedefe
isabet konusunda da daha öndeler. krit ik anlardan
erkeklerden daha
güvenilir, acıya, açlığa ve psikolojik baskıya karşı
erkeklerden kat kat
daha üstünler."
röportajı hazırlayan zat "atış sırasında titretmiyor,
hedefe isabette
şaşmıyorlar!" diye ballandıra ballandıra pkk'lı kadın
teröristlerin
özelliklerini anlatırken, bu kadınların yahni yapmak
için tavşan
avladıklarını düşünmüyordu herhalde... titremeyen,
hedefe isabet eden her
atışın, vatan borcunu ödemek üzere baba ocağından
ayrılıp asker ocağına
gelen yirmi yaşındaki bir türk evladının şehit
düşmesine sebep olduğunu
bilerek yazıyordu. yoksa içindeki türk düşmanlığını
açığa mı vuruyordu?..
türkiye cumhuriyeti topraklarında yaşayıp, türklüğü
kimliğindeki t.c.
harflerinden ibaret olan, bu ülkenin havasından
suyundan, ekmeğinden
aşından yararlanan ama buna rağmen nankörlüğü, hainliği
kendine yaşam
biçimi haline getirmiş çok fazla it var. kimi
hainliğini gizlemeden alenen
yapıyor, kimi ise sinsice, gizli gizli yapıyo r. bizler
zaten bunların
bilincinde olan kişileriz. fakat vicdanları hiçe
sayarak, şehitlerimizi,
gazilerimizi ve onların ardlarında bıraktıkları gözü
yaşı ailelerini,
yetimlerini, öksüzlerini yok sayarak ahlaksızlığın,
vicdansızlığın,
ihanetin ağababasını yapmak nasıl bir şeydi?
yazılı ve görsel basındaki kirlenmenin, yozlaşmanın,
hainleşmenin uzun
zamandır farkındaydık. özellikle avrupa birliği ve
kıbrıs konularında
hainliklerini fazlasıyla görmüştük ama vicdanların,
kanayan yüreklerin,
yaşlı gözlerin bu derece hiçe sayılmasını ne basın
ahlâkına, ne de insan
ahlâkına yakıştıramadık.
bu hainliğe ortak olanları kinimizin bütün şiddetiyle
kınıyoruz...
röportajın tam metni aşağıdaki linki tıklayın ve lütfen
duyarlı arkadaşlarınıza iletin..
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~227@tarih~2004-10-10-m@nvid~479748,00.asp
dunyagenelmuduru tarafından 18.12.2004 23:13:36 tarihinde yazılmıştır. sonunda ırak'taki kimyasal silah tesisi çökertildi!
ırak'ta 2003 martından bu yana yüzbini aşkın insanı "özgürlüğüne" kavuşturan abd elebaşılığındaki faşist koalisyon, sonunda aradığı hazineyi buldu!..
felluce'yi bombardımanla yerle bir edip binlerce insanı öldürmelerinin yarattığı tepkileri bertaraf etmek için müthiş bir buluş(!) gerçekleştirdiler..
abd ankara büyükelçiliğinin www.usemb-ankara.org.tr adresindeki internet sayfasında yazıldığına göre, felluce'de bir kimyasal silah laboratuvarı bulunmuş!..
emerikanın iki yıldır sürdürdüğü katliamların ve yağmanın ne kadar haklı olduğunu görmek için tıklayınız
artık rahat olabilir, televizyonunuzun karşısına geçerek ırak'taki katliam görüntülerini oh olsun, iyi ki emerika var.. diyerek izleyebilirsiniz.
çaylar şirketten..
dunyagenelmuduru tarafından 17.12.2004 11:36:23 tarihinde yazılmıştır. eşek postasına gönderilen kısa ve gönderen adresi yanlış verilmiş mektup bizleri meraklandırdı...
kendisine giren çıkandan haberi olmayan bu arkadaşımızın bağlandığı internet protokol numarası 193.140.36.0 - 193.140.37.255 aralığında. bunun karşılığı kho.net, yani kara harp okulu...
bu "mücahit" arkadaşımıza "meslek" hayatında başarılar dileriz. derslerini iyi dinlemiş..
-----original message-----
from:
sent: fri 12/17/2004 8:18 am
to: komik parti
subject: esek@postasi
isim :mucahit saylan
email :mucahitsaylan@hotmail.com
mesaji :ulan esek. herkes sana postalıyor mu?
yanıtımız
merhaba,
ilginiz için tesekkür ederiz.
mektubunuzda yazdiğiniz gibi, herkes bize postaliyor ve biz bunun farkindayiz.
bunun için anirip duruyoruz.
siz, kendinize postalananlarin farkinda misiniz?
saygilar,
komikparti'den bir esek
nihat tarafından 15.12.2004 21:49:43 tarihinde yazılmıştır. sevgili uğur kardeşimize...köylülerimiz keşke senin yazdığın gibi( ...'kredi borcumuzu ertele yoksa..., taban fiyatını yükselt yoksa..., gelir desteğini artır yoksa....' diyerek şantaj yapmayı seçmiştir...) bir toplumsal baskı grubu oluşturabilselerdi... her alanda olduğu gibi, bu alanda da birilerinin koşullandırmaları ve kasıtlı bilgilendirmeleri altındayız...biz hiç bir konuda kendi irademizle karar veremiyoruz ki, hatta bizim irademizin olmadığını bile iddia edebilirim. örneğin: bir devlet büyüğümüz geçenlerde; "biz bizansın değil osmanlının çocuğuyuz, avrupalının ne çocuğu olduğunu bilemem..." gibi bir laf etmişti. bana gelen bir e-mail'de de osmanlı padişahlarının annelerinin etnik kökenleriyle ilgili bir döküm yapılmıştı ve orhan gazi dışında hiç birinin annelerinin türk asıllı olmadığı yazılıyordu... imdi, bu devlet büyüğümüz osmanlı tarihini inceleseydi, acaba böyle bir söz söyleyebilirmiydi?.. vs.vs.vs... samanınız bol, tarımsal desteğiniz gani gani olsun benim sevgili çiftçi eşşek kardeşlerim... eşşekliğinizle ne kadar övünseniz azdır... çiftçi eşşekler, çiftçi olmayan eşşeklerin efendisidir...amin...
dunyagenelmuduru tarafından 15.12.2004 14:08:09 tarihinde yazılmıştır. nato-varşova konulu ahiret suali yanıtı ve değerlendirmesi: anket nedeni:
kesinlikle doğru olduğuna inandığımız bazı basit bilgilerin test edilmesi. yöntem:
varşova ve nato örgütlenmesinin "saldırgan" nitelemesi eklenerek, ankete katılanların hangi cephenin enformasyonu altında daha çok kaldıklarının gözlenmesi. komikparti tarafından yapılan bir ankette gizli bir amacın olduğunu düşünenlerin, sorunun cevabını araştırmalarının sağlanması. bu amaçla, doğru bilgiyi anketi cevaplama sırasında edinenlerin işaretlemesi için "ah eşek kafam" seçeneğinin eklenmesi.
sonuçlar:
berlin duvarı örneğinde olduğu gibi birçok kişi, nato ve varşova yapılanmalarının hangisinin önce kurulduğu konusunda doğru bilgiye sahip değil... işin acı tarafı, bunu yanlış bildiğinin farkında değil..
şu ana kadar ankete katılanların yüzde 29'u varşova paktının, natodan daha önce kurulduğu inancında.
yüzde 24 oranında doğru yanıt verilmiş
son seçeneği yani "ah eşek kafam" seçeneğini işaretleyenlerin (yüzde 45) ne kadarının yukarıda işaret ettiğimiz araştırma sonucunda tercih yaptıklarını bilemiyoruz. zaten, ilk iki seçeneğin sonuçları, konuyla ilgili bilginin durumunu açıklıyor. anketin asli iki seçeneği açısından ele alırsak, son seçeneği işaretleyenlerin de aslında birinci, yani yanlış seçeneği işaretlediğini görürüz ve durum vahimleşir. bu seçeneğin, şaka vb. nedenlerle birçok kişi tarafından işaretlendiği hesaba katıldığında bile kalanlar, kabaca bir fikir oluşturmak için yeterlidir. ilk seçeneği işaretledikten bir süre sonra doğrusunu öğrenip son seçeneği işaretleyenlerin de bulunması mümkün..
anketin doğru cevabı, nato 1949, varşova paktı ise 1955 yılında kurulmuştur.
ilginize teşekkür ederiz.
dunyagenelmuduru tarafından 14.12.2004 10:56:36 tarihinde yazılmıştır. beyniye rumuzlu üyemizin enerjisi de takdire değer. internet alanımızda bir karadeniz eşeği bulunduğunu görmek güzel. hoşgeldin beyniye.
ugur tarafından 13.12.2004 13:17:01 tarihinde yazılmıştır. sevgili genel müdürüm, tam da anlatmak istediğim gibi anlamışsın. türkiye toplumu yan gelip yatmaktadır, köylüler de bundan daha fazlası için çaba göstermek yerine, siyasetçilere, 'kredi borcumuzu ertele yoksa..., taban fiyatını yükselt yoksa..., gelir desteğini artır yoksa....' diyerek şantaj yapmayı seçmiştir. siyasetçinin de canına minnettir. milletin parası karşılığında kendi partisine oy satın almak, bir siyasetçi için iktidara giden en kısa yoldur.(benzer durumlar her sınıf için mevcuttur, biri köylü konusunu açtığı için bahsimiz köylüdür) 'kimdir bu köylüler?' sorusunun cevabına gelince; bu köylüler, nüfusun yüzde 4'ünün tarim ihtiyaçlarını fazlasıyla karşıladığı sayısız ülke varken, bir türlü memleketin ihtiyacını karşılayamaya güç, takat, mesai yetiremeyen kesimdir. avrupa'da subvansiyonun allahı olduğunu yazmışsın ki bu mantığa aykırı. öyle olsaydı elbette bu ülkelerdeki tarım nüfusu yüzde 3-4 düzeyinde kalamaz, tarım süvansiyonlarının allah'ından yararlanmak isteyen kesimlerin hücumuyla köylü nüfus artardı.
dunyagenelmuduru tarafından 13.12.2004 11:43:41 tarihinde yazılmıştır. bu nankör(!) köylülerin kimler olduklarını gerçekten merak ediyorum. uğur kardeşimizin yazısını okuduğumuzda, köylülerin bitmek tükenmek bilmez destek istekleri ve yan gelip yatmalarını anlıyoruz... bu köylüyer kimlerdir? kimdir bu alçak tembeller?.. milletimizin gözbebebeği sermayedarlarımızın, toprak ağalarımızın, spekülatörlerimizin vs. vs. cömertçe ödediği vergileri çarçur edip üretmeyenler kimlerdir?
bu köylüler, ülkemizi emperyalizmin kucağına itmiş, abd ve avrupalı devletlerle anlaşmalar imzalayarak tarımımızın yok edilme sürecini başlatmışlardır.
bu tembel köylüler, bulundukları yerlerde üretici olmak yerine şehirlere göç etmişler, değerli yatırımcıların fabrikalarını işgal etmişler, gecekondularda ve sokaklarda yan gelip yatmışlardır.
tembel köylüler, çalışmak istemedikleri için tarlalarına tatil köyleri vs kurarak vatan hainliği yapmışlardır.
bazı zavallı toprak ağaları bu tembel köylüler yüzünden uyuşturucu madde, silah kaçakçılığı gibi yasadışı işlere bulaşmışlardır. kimileri köylerini terkedip şehirlerde otopark mafyası, kumar vs. gibi işler yapmaya başlamışlardır.
köylülerin çok yüksek fiyatlarla sattıkları sebze ve meyveler zavallı kabzımalların belini bükmüş, indirim yapa yapa mahvolmuşlardır. yıllardır bu aracılar sayesinde tüketiciler çok ucuza tüketip durmuşlar ve tembel köylüler zevk ve sefa içinde yaşamışlardır.
bu köylüler, ülkemizde yetişen ürünlerin ıslahını yaparak verimini ve kalitesini artırmaya çalışan kurumların ödeneklerini kesmiş ve her yıl yeniden satın alınmak zorunda olan intihar eden tohum ekmeyi tercih etmişlerdir... bu öyle bir tohumdur ki bir yıl ekildiğinde, içinden tohumluk ayırılamamaktadır... sabancı'nın sattığı emerikan domates tohumu buna örnektir... bu köylüler, sırf çalışmamak için tarıma verilen desteği azaltmak ve sonunda tümden yok etmek için uluslararası "kriterli kritersiz" anlaşmalar imzalamışlardır... oysa anlaşma imzaladıkları ülkelerde tarıma sübvansiyonun allahı vardır... kendi ülkelerindeki sübvansiyonu kaldırmaya cesaret edemeyen bu ülkeler, ürün fazlasını satabileceği bağlı-bağımlı ülkelerde aynı ürünlerin üretimini denetlemeyi tercih etmişler ve köylüler ülkemizin tarımını bunlara peşkeş çekmişlerdir..?
kimdir bu köylüler?.. (ülkemiz tarımını yok eden köylülerin kim olduklarını öğrenmek için kaynak: bitmeyen oyun, metin aydoğan)
idam cezası ve işkencenin kaldırılmasını şiddetle protesto ediyorum!
ugur tarafından 13.12.2004 10:24:22 tarihinde yazılmıştır. gelişmiş ülkelerde, nüfusun yüzde 3-4'ü oluşturan köylü nüfus, ülkenin gıda-yiyecek ihtiyacını karşılamaya yeterken; türkiye'nin yüzde 35'i bulan köylü nüfusu bir türlü bu ihtiyacı karşılayamıyor. ucuz kredi, doğrudan gelir desteği, ucuz mazot, bedava gübre, ücretsiz tohum vb.vb. istemekte, istemekte, sürekli istemektedir. politikacılar da bugüne kadar vermişlerdir, vermişlerdir, sürekli vermişlerdir. neden köylümüz gelişmiş ülkelerle aynı verimliliği sağlayamamaktadır? çünkü hiçbir zaman balık tutmayı öğrenemedik, her zaman iktidarın verdiği balıkla karnımızı doyurmayı tercih ettik. bunun sonucunda, türkiye'de tarımın en büyük sorunu, bence, köylümüzün çalışmayı unutmasıdır. köylümüz, maalesef, (siyasetçilerimiz gibi) 'milletin efendisi' olmayı 'en çok çalışmayı' gerektiren değil, 'en çok dinlenmeyi' gerektiren bir vasıf zannetmiştir.
nihat tarafından 12.12.2004 15:29:35 tarihinde yazılmıştır. ***"tarım" konusu ile ilgili ilginç maillerden biri. aynen alıyorum. bilginize "özenle" sunulur benim sevgili eşşek kardeşlerim.***
------------------------------------------------------
b.safa yenice
>
> kıymetli arkadaşlarım,
>
> ek’te; 1970’li yıllara kadar kendi kendini besleyebilen yedi ülkeden biri
> iken bugün buğday ve hayvan ihracatçısı bir ülke konumuna düşürülen canım
> türkiyemizin tarım ve hayvancılığının içler acısı hâlini çarpıcı bir
> şekilde gözler önüne serdiğini değerlendirdiğim “türkiye’de ve dünyada
> tarım ve hayvancılık” adlı bir sunu var.
>
> aynı sizlere daha önce göndermiş olduğum “türkiye’nin toplam borç stoku”
> çalışmasında olduğu gibi bu çalışmada kullanılan veriler de dİe (devlet
> İstatistik enstitüsü) verileridir.
>
> çalışmayı inceleyen arkadaşlarım, “12 kasım 1956 türkiye-abd tarım
> ürünleri anlaşması”nın;
>
> - 2. maddesi gereğince türkiye’nin tarım ihracat ve ithalâtının, dünya
> tahıl ticaretinin % 80’ini elinde bulunduran abd tarafından bugün hâlen
> denetlenmekte olduğu,
>
> - 3.b maddesi gereğince türk ve amerikan hükûmetlerinin, türkiye’de
> amerikan mallarına karşı talebi artırmak için (!) birlikte hareket
> edecekleri konusunda anlaşmaya vardıkları gibi bazı çarpıcı bilgilere
> sahip olacaklardır.
>
> “köylü milletin efendisidir” diyen o büyük insanın izinden ayrılan
> ülkemizin bugün karnını doyurmak için artık dışa bağımlı bir ülke olduğunu
> göstermesi, türk insanının sofrasındaki ekmeğin amerikan buğdayından
> yapıldığını gözler önüne sermesi, türk hayvancılığının ne kadar zor bir
> durumda bulunduğunu ortaya koyması ve daha bir çok ilginç bilgiyi içermesi
> açısından, bu çalışmanın, ilgilenen arkadaşlarımın bir hayli ilgisini
> çekeceğini değerlendiriyorum.
>
> ne demişti o büyük insan ? hatırlayalım!
>
> ‘memleketİn dahİlİnde İktİdar sahİbİ olanlar gaflet ve dalalet ve hatta
> hiyanet İçerİsİnde bulunabİlİrler.
>
beyniye tarafından 11.12.2004 09:07:35 tarihinde yazılmıştır. tufan da nuh as bir gemi yapar bu geminin adı yokmuydu,pekala vardı: ama bu adı hep sakladılar,neyse adını az sonra ben yazımın altında açıklayacağım.üç tarafı denizler ile kaplı şu memlekette siyaseti bir gemi benzetmesi olarak kabul etmiştir siyasi bilimler bunu bu memleket değil tüm siyasal devletler bunu böyle görmüştür.her bir manda gemi inşa etmiştir ve o gemiyi "kurtarıcı" olarak tanıtmıştır bir nevi yalancı nuh. işte bakın kıyamet alametleri 'kıyamet yaklaştıkça sahte peygamberler artacak've arttıda fazlasıda var .ancak bu gemiler nedense dağa oturacaklarına hep su alıp battılar.nuhun gemisi hep taklit edildi yani takkiyenin alası yapıldı.şimdi ise gelelim bizim eşşek kafası ile düşünerek nuh un gemisinin adını tespit etmeye olsa olsa "komikparti" idi
beyniye tarafından 11.12.2004 04:32:21 tarihinde yazılmıştır. arkadaşlar devlet kurum ve kuruluşlarını özelleştirmek planı çok eskilere dayanmaktadır dolayısıyla bunlar üzerine yeni yeni tartışmak hiçbir yanlışı düzeltemeyeceği gibi aksine hızlandırır.kısaca yazayım: bürokratları atarlar devlet kurumlarına 'gorevi nedir?.'o kurumu zarara uğratmak kar ettirir ise görevinden al aşşağı edilir hemde bir gecede. siz hiç müffetiş diye bir şey duydunuzmu sorarım,yada görevini tam yapmaya çalışan savcı olsun müffettişler olsun diğerleri ne oldu akibetleri haberiniz varmı.rize valisi bir gün bir açıklama yapar "bürokratların yarısı şerefsizdir" bu açıklaması tepkiye neden olur ve rize valisi sözünü düzeltir derki "bürokratların yarısı şerefsiz değildir".şu anda kitlerde gorev yapan şerefsizlere diyeceğim yok ama şerefli olanlara şunu demek isterim, yeri gelince istifa edin yarın devlete lazım olacaksınız.
ugur tarafından 09.12.2004 11:23:53 tarihinde yazılmıştır. barzani ve talabani ikilisi hakkındaki değerlendirmelerine aynen katılıyorum. "kurulur mu kurulur.. talabani-barzani de devletin başına oturur. ama bu şekilde kürtler bağımsız olamazlar..." demişsin. buna da aynen katılıyorum. ama, kürt halkı için, dünyanın tanıdığı bir kürt devletine sahip olmak, (halkı feodal liderlerin etkisi nedeniyle tam bağımsız olamasa bile) devletsiz olmaktan daha ileri bir noktadır diye düşünüyorum. ayrıca bu adamların, (özellikle barzani'nin) ırak'ın diğer atanmışları ile aynı derecede abd memuru olmadığını da düşünüyorum. bence barzani, bu konumunu muhafaza etmek için geçici hükümete kendisi girmedi, adamlarını soktu. ülkemizin kurtuluş mücadelesi konusuna gelince, 'kurtuluş' mücadelesinin kısmen başarıya eriştiğini(misak-ı milli sınırlarına ulaşılamadığına göre kısmen demek daha doğru olur), ancak sonrasının ise neredeyse hiç bir açıdan başarıyla yönetilemediği düşünüyorum. bunda o dönemin kadrolarının (en başta da liderin) sorumluluğu büyük. her birinin, para ve ikbale kavuşma oranına göre suçları daha da büyümüştür. arafat'a gelince: tarihte, hepsi kendi görüşleri yolunda ilerleyen kurtuluş mücadelesi önderleri var. bunlardan iki grubuna saygı duyarım. birinci grup: castro, lenin, mao, gandi vb. gibi başarıya ulaşmış olanlar. ikinci grup, che, hitler gibi mücadelesine devam ederken can verenler. bir de üçüncü grup vardır: denktaş, haydar aliyev, arafat gibiler de üçüncü grupta yer alır. bunlar, yıllar geçtikçe ne yapmak istedikleri daha da belirsiz hale gelen, dışarıdan bakan gözlerin gaye ve vasıtalarını ayırd edemez hale geldiği toplum liderleridir. ömürlerinin ilerleyen yılları, hayatlarının bir döneminde sağladıkları saygınlık ve başarıyı, bozdurup bozdurup harcamakla geçer.
dunyagenelmuduru tarafından 09.12.2004 03:12:20 tarihinde yazılmıştır. yazının görece uzunluğu için özür dilerim.
talabani-barzani ikilisi emperyalistlerin hizmetkarlarıdır.
bu unsurlar güçlerini feodal yapıdan almaktadır. sanayileşmemiş veya sanayileşmesine izin verilmemiş parçalı kürdistan coğrafyasında çıkarlarını ve kendi egemenliklerini sağlayacak ilişkiler içinde olmuşlardır. pkk'nın eylemlilik döneminde türkiye cumhuriyetinden kırmızı pasaport almışlar ve maddi yardım görmüşlerdir. bu yardımları, bir başka kürt örgütlenmesine, pkk'ye karşı türkiye cumhuriyeti ile işbirliği veya vaadi karşılığında almışlardır. kuzey ırakta pkk'ye karşı ve ırak işgaline hazırlık için türk özel kuvvetleri tarafından eğitilmişlerdir.
kürt halkının ulusal bağımsızlık mücadelesine saygı göstermek veya göstermemek belirleyici değil. eğer bir ulus kendi iç dinamikleri ile bir kurtuluş mücadelesi veriyorsa durduğumuz yere göre yanında veya karşısında tavır alır ya da tarafsız-seyirci kalabiliriz. ama her kurtuluş savaşı, kurtuluşu sağlamıyor.
kürtlerin sömürge statüsünde oldukları bir gerçektir ama, ulusal kurtuluş savaşı veya mücadelesi o ulusun emperyalizmden tamamen kurtarılması sonucuna erişmeden yapılmış sayılmaz. talabani-barzani ikilisinin kürt ulusunu emperyalizmden kurtaracak nitelikleri yoktur. bunun en açık örneği, sömürgesi durumunda oldukları ırak'ın emperyalistlerce işgali sırasında takındıkları tavırdır. ulusal kurtuluş hareketleri ve her türlü devrimci, isyancı ayaklanmalar, somut durumdan, egemenler arasındaki çelişkilerden yararlanırlar. buna karşın ırak'ta sürdürülen haksız işgal ve katliamlara seyirci kalmak bir yana, aktif olarak katılmak kürtlerin işi olmamalıydı. nitekim talabani-barzani ikilisinin dışında abd ve diğer işbirlikçileriyle ortak hareket eden bir oluşum duymadım. talabani-barzani ikilisinin, hamit karzaiden veya ırak geçici hükümetinden farkı yoktur. hepsi abd tarafından atanmış memurlardır.
aslında kuzey ıraktaki gelişmeler, türkiye'de "kurtuluş savaşı" olarak adlandırılan süreçle ilgili okuduğum bazı araştırmalara da benzemiyor değil... sonucu da farklı olmayacaktır bu yüzden.. türkiye cumhuriyeti, kuruluşundan beri emperyalistlerle işbirliği içinde.. kurulmadan önce de başka emperyalistlerle birlikteydi.. yanılmıyorsam 1920'de ülkemizden kovduğumuz iddia edilen ülkenin bankasından kredi talep ediliyordu. ingilizler, doğuda yeşeren komünizm tehlikesine karşı hava yastığı olarak türkiye'yi tanıdılar. bunun bedeli, emperyalizmden yakamızı kurtaramamaktır. ülkesini emperyalizmden kurtaramayan bir mücadele, "kurtuluş savaşı" olur mu?.. ömrü hayatında hiçbir kurtuluş savaşına destek vermeyen, aksine bazılarına karşı emperyalistlerle birlikte tavır almış bir devletin kurtuluş savaşı verdiğine inanmak güç değil mi?
yaser arafat ile ilgili bir iki satır: ben yaser arafat konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığımı söylemiştim. ama şunu belirtmeliyim. yaser arafat veya filistin kurtuluş hareketi, devrimci bir kurtuluş hareketi değildir. siyonizme karşı bir direniş hareketidir. bu mücadele, çeşitli arap ülkelerinin dönekliği yüzünden küvezden çıkamamış ve hala da filistin halkının israil'a her gün kurbanlar verdiği bir sürece dönüşmüştür. halihazır durumda daha iyiye değil kötüye gitmesi beklenebilir.
yıllar önce sanırım bir fransız kadın gazeteci yaser arafatla söyleşi yapmış ve bunu kaleme alırken arafat'ın eşcinsel olduğu yönünde imalarda bulunmuştu. lazım olur diye söylüyorum...
ülkemizde de kurtuluş hareketinin önderi olarak kabul edilen kişinin, sivas kongresinden gelirken yumurta ekmek parası ancak varken, otomobillerin lastikleri ve yakıtı için sivas emerikan kız kolejinden borç alınırken, bir yıl sonra kişisel çekleriyle finanse ederek tuzak komünist partisi kurdurmasını, birkaç yıl sonra 250 bin lira sermaye vererek türkiye iş bankasını kurmasını, çiftlikler almasını ve dışişlerinde çalışan bir memurun karısıyla gizlice buluştuğu iddialarını vs. vs. da gerçekten devrimci olmayan kişilerin zaafları olarak örnekleyebilir miyiz?.
kimsenin avukatlığına savunmadığım gibi yaser arafat için de bunu yapmadım.
afganistan da feodal üretim egemen güçlerinin egemen olduğu bir ülkedir... emerika soğuk savaş dönemindeki komploları çevresinde sovyetler birliğini afganistan tuzağına çekmiştir. talibanı işbaşına getiren emerika, daha sonra geliştirdiği küresel terörizm planı çerçevesinde, aynı yönetimi devirmek zorunda kalmıştır çünkü bu iktidar hizmetini görmüş, ömrünü tamamlamıştır (doğalgaz boru hattı anlaşması vs). şimdi afganistan, abd'nin atadığı memurlarca yönetiliyor. bunlar arasında türkler de var.
emperyalist güçlerin her girdiği ilişkide kesin belirleyici olmadığı ve olamayacağı şeklindeki cümlene katılıyorum. aksi halde bir kurtuluş umudunu da taşımamak gerekirdi... emperyalistlerin bir ulusu köleleştirmelerindeki en önemli faktör, işbirlikçilerdir. kurtuluş mücadeleleri, işbirlikçilerden arındırıldığı ölçüde başarıya bağımsızlığa yaklaşır. işbirlikçilerin önderliğindeki hareketlere de kurtuluş mücadelesi denmez...
ben, kürt hareketinin emperyalistler tarafından desteklendiği için varolduğunu söylemedim. büyüme küçülmeden de bahsetmedim. abd 1991 ve 2003 ırak saldırılarında, bağımlı bir kürt devletinin temellerini attı.. kurulur mu kurulur.. talabani-barzani de devletin başına oturur. ama bu şekilde kürtler bağımsız olamazlar...
ve son olarak fikret başkaya'nın karl marx'tan aktardığı bir söz:
"bir başkasını ezen ulus özgür olamaz" (paradigmanın iflası, sy 75)
ugur tarafından 08.12.2004 16:33:41 tarihinde yazılmıştır. işte en sevdiğim şey, somut şeyler üzerinde durmak. "kapasite" konusunu geçiyorum. "sorgulamanın bir ön kapasite gerektirdiği biçiminde bir iddia içermiyordu mesajım" diyorsun, demek ki yanlış anlamışım. kuzey ırak kürtlerinin emperyalistlerin desteğinde büyüdüğünü yazmışsın. ben buradaki kürt hareketinin, en temelde, emperyalistler tarafından desteklendiği için var olduğunu düşünmüyorum. hareketin, istikrarlı gelişmesiyle emperyalistlerin dikkatini ve desteğini çektiğini düşünüyorum. nitekim barzani ailesinde, mesut barzani'ye gelene kadar, normal ölen kimse yoktur. emperyalistlerin desteği olsaydı 1950'den bu yana, habire öldürülmüş, sürülmüş, perişan olmuş bu ailenin böyle bir geçmişi olmazdı. mesele, karşılıklı kullanma oyunudur. emperyalistler mi barzaniyi-talabiniyi, yoksa onlar mı devlete erişmek için emperyalistleri kullanıyorlar bunu tarih gösterecek. mesela afganistan halkı, rusya'yı kovmak için abd'nin desteğini kullandı, nitekim rusya'yı kovduktan sonra abd'yi de kovdu. abd'nin bu ülkeye yeniden müdahale ihtiyacı, emelleri için kullandığını zannettiği insanların, zamanı gelince onu da kovalamasından doğmuştur. tarih bu noktada, abd'nin afgan halkı tarafından rusya'yı kovmak için kullanıldığı hükmünü vermiştir. yani, emperyalist dediğimiz güçler, girdiği her ilişkide dominant, tek hakim değiller. bu kabul, onlarla kıyaslandığında zayıf olan güçlerin savunma mekanizmalarından biri. abd-kuzey ırak ilişkisinde de kimin kimi kullandığını tarih gösterecek. "arafat'ın banka hesabında milyon dolar olmasının ve genç bir fransız kadınla evlenmesinin bir yolsuzluk oldğunu mu söylüyorsunuz?" elbette bu mühendisin bu kadar zengin olmasının bir açıklaması olabilir. ama esas olarak bu iki konu bence şunu gösterir: arafat, halkı ile aynı frekansta, düzeyde doğmuş; ama liderlik sürecinde onların frekansından, düzeyinden, ekonomik koşullarından uzaklaşmış bir liderdir. halkına her zaman ölüme hazır olacakları bir mücadele sistemi öneren arafat, hiç ticaret/memuriyet yapmadığı hayatında ölmeyecek gibi servet edinmiştir. bu, temelde dünyanın önemsizliği mesajı veren erbakan'ın dünya malı yığması gibi bir çelişkidir. "filistinlilerin durumu daha iyi olsaydı, yaser arafat'ın banka hesabı veya evlendiği kişinin yaşı sorun olmayacak mıydı"işaret ettiği yönün aksine ilerleyen bir arafatın pozisyonu, filistinlilerin durumu iyi de olsa, kötü de olsa benim kafamda her zaman soru işareti olacaktı.
dunyagenelmuduru tarafından 08.12.2004 15:16:13 tarihinde yazılmıştır. "kapasite" kelimesini, bilgi anlamında kullanmıştım ve son derece kişiseldi.. kapasitelerimiz hakkında iddialarda bulunmak değil bizim işimiz.. söylemek istediğim, bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadığıma inandığımdır.
panoda izlediğim bir sohbete sorular eklemek istedim ve bu ilk kez olmuyor.
uğur'un veya gepetto'nun mesajlarına direkt bir atıfta bulunmaktan da kaçındığımı düşünüyorum.
uğur, kapasiteyle ilgili cümlemi biraz gergin yorumlamış ve kişisel sorulara dönüştürmüş.
yaser arafat veya başka bir kişi/kurumu eleştirmenin, sorgulamanın bir ön kapasite gerektirdiği biçiminde bir iddia içermiyordu mesajım. kendimden yola çıkarak başkaların uyarmak da değildi...
uğur'un mesajının son bölümüyle ilgili bir eleştiri: kuzey ırak'ta emperyalistlerin desteklediği bir kürt oluşumunu, filistin'le değil, israil'le benzetmek daha doğru olabilir. farkında iseniz her kürt oluşumu değil, talabani-barzani ikilisi emperyalistlerce destek görmektedir. filistin hakkında yeterli bilgim yok ama, filistinlilerin de talabani-barzani ikilisinin yolundan gitmesini mi öneriyorsunuz?...
yaser arafat'ın banka hesabında milyon dolar olmasının ve genç bir fransız kadınla evlenmesinin bir yolsuzluk oldğunu mu söylüyorsunuz?..
örgütlenmenin ve mücadelenin büyük bölümünün hala yeraltı faaliyetleri ile sürdürüldüğünü düşünüyor ve bu sırada toplanan yardımların kimin hesabında bulunması gerektiğini merak ediyorum. çok karışık bir mesele..
filistinlilerin durumu daha iyi olsaydı, yaser arafat'ın banka hesabı veya evlendiği kişinin yaşı sorun olmayacak mıydı?..
ugur tarafından 08.12.2004 14:26:15 tarihinde yazılmıştır. sayın dünya genel müdürünün arafat merkezli görüşlerine yazayım dedim. "yaser arafat'ın kimliğini ve kişiliğini sorgulayacak kapasitede görmüyorum kendimi..." demişsin. peki kapasiten ne kadar, uzmanlık alanın nedir? kendini hangi konularda sorgulama kapasitesinde görürsün? sorgulayan bir tip olmasan, bu siteye sadece sürf için uğrayan biri olurdun. "filistinliler ne yapmalıydı?.. filistin davasını ve filistinlilerin mücadele biçimini eleştiren veya küçükseyenler, acaba ne tür mücadele biçimleri önerebilirler?" sorularını sormuşsun. hemen söyleyeyim, filistin davasını küçümsemiyorum. 'arafat'ın liderliğinin, şahid olduğum 20 yılının, arafat'ı bir yere taşıdığını, ama filistin'i bir yere taşımadığını' gördüğümü yazmıştım. filistin halkının bugün 20 yıl önceye göre daha iyi durumda olduğunu açıklayan yorumlar okumak ve yanıldığımı görmek isterim. 'ne yapılabilirdi?' sorusunun cevabına gelince; mesela, bölgeden örnek vereyim. kuzey ırak kürtlerinin durumu ortada. bu süre içinde adamlar ordu, devlet, parti, seçim vb.vb. bütün sistemlerini kurdular. devlet olmalarına ramak kaldı. sanki arafattan daha fazla destekleyenleri, daha fazla paraları mı vardı? işte bir halkı devlet sahibi yapmak böyle olur.
dunyagenelmuduru tarafından 08.12.2004 11:45:14 tarihinde yazılmıştır. eşeklerin sınıfsal bakış açısı yerine, kendilerini yönetici sınıfın bir üyesiymiş gibi sisteme dahil etmeleri ve konuşmaları yeni bir olgu değil. ve bu bana göre "medya tarzı" tartışma tuzağı..
ssk tartışmasında kabaca ilk aklıma gelen, "yahu bu ssk'lar özerk mi?.. bunlar hükümetler tarafından atanan bürokratlarca yönetilmiyorlar mı?.. bu genel müdürlük hükümetin bir bakanlığına bağlı değiller mi?.. ssk'ların devri gerçekleşince dış uzaydan farklı kişiler mi gelip çalışacak veya yönetecek?" soruları..
ssk'ların hizmet düzeyinin yükseltilmesi için harcanacak paralar hükümetlerce başka yerlerde kullanıldı mı?.. mesela tansu çiller 1990ların başında memur maaşlarını ödeyebilmek için eşeklerin primlerinden o zamanın parasıyla 5 trilyon t.l. almıştı (dolar=20 bin eski lira bile değil) acaba bu ve benzer gasplarla ssk'lardan ne götürüldü?...
ssk'ların arsalarından söz ediliyor bunları eşekler mi aldı.. sağlık ve sosyal yardım tesisleri kurulacaksa neden kurulamadı? kaynaklar nereye aktarıldı?
milli istihbarat teşkilatı'nda görev yapan birçok kişi emekliliklerine bir iki yıl kala neden ssk'ya atandı?.. kadrolarda verimli atamalardan söz ediliyorsa bundan kim sorumlu?
ssk kurumlarında çalışan sağlık personelinin sorunlarıyla ne derece ilgiliyiz?..
türkiye'de görece "sosyal" sağlık ve sosyal yardım sisteminin yerine konulmak istenen genel sağlık ismini taşımasına rağmen bireysel sigortanın sonuçları ne olacaktır?.. bunların dünyadaki örnekleri ve sonuçları biliniyor mu?
filistin meselesi ile ilgili birkaç söz de etmek istiyorum.
bütün dünyaya yayılmış kapitalist-ırkçı yahudilerin tarihi özlemi, emperyalistlerin desteği ile gerçek oldu ve israil devleti kuruldu. bu sırada arap ülkeleri de emperyalistlerin güdümündeki diktatörler tarafından yönetiliyorlardı ve tabii ki filistin davasına destek vermediler. destek vermeye kalkışan bir iki arap ülkesi de emperyalistlerin hedefi oldu.
yaser arafat'ın kimliğini ve kişiliğini sorgulayacak kapasitede görmüyorum kendimi.. başkalarının sözcükleriyle de konuşmak istemiyorum... ama soru sorabilirim.. filistinliler ne yapmalıydı?.. filistin davasını ve filistinlilerin mücadele biçimini eleştiren veya küçükseyenler, acaba ne tür mücadele biçimleri önerebilirler?(küçükseme yanlışlıkla yazılmamıştır.)
teknik haberlere gelince; eşek postası adı verilen mektup düğmemiz artık çalışır durumdadır. öneri, şikayet, düzeltme, makale veya içinizden gelen olumlu olumsuz iletilerinize açılmıştır.
bir süredir internet alanımıza yeni yazılar koyamadık. bunun temel sebebi, komikparti internet alanının, başta öngörülen kapasiteyi aşması ve sayfa yazılımının bunun gerisinde kalmasıdır. yakın bir gelecekte, daha yüksek kapasiteli bir yazılımla sizlere ulaşmayı umuyoruz. çalışmalarımız sürmektedir.
geçtiğimiz günlerde internet alanımızın sunucusuna oldukça büyük bir saldırı gerçekleşti. birkaç gün komikparti.org yayınlanamadı. bunlar gelip geçici şeylerdir. söyleyecek sözümüz oldukça, bunu duyuracak alanları mutlaka buluruz..
yaşasın büyük onursal liderimiz (saygıyla) ve onun öğretisi!
ugur tarafından 07.12.2004 09:25:10 tarihinde yazılmıştır. ebu ammar demişken, aklıma gelenleri hemen yazayım: ben 30 yaşındayım. bu filistin meselesinin neredeyse 20 yılını ortalama bir vatandaştan biraz daha yakından izliyorum. şimdi dönüp bakıyorum da: arafat'ın 20 yıl önce doğru dürüst bir karargahı yoktu öldüğünde ise iyi bir binası vardı. yirmi yıl önce eşi yoktu, yarı yaşında bir fransız kız ile evlendi. 20 yıl önce muhtemelen pek fazla serveti yoktu, vefatıyla şifreli isviçre hesaplarında milyon dolarlık şahsi servetinden bahsediliyor vb.vb. ebu ammar'ın kişisel hayatında bu gelişmeler kaydedilirken filistin mücadelesinde neler oldu? ebu ammar'ın çocuk generalleri hiçbir zaman büyümediler. 20 sene önceki mücadele teknikleri (ki çocukların tankları taşlamasından ibaretti) bugün halen sürüyor. ülke insanının israil'e karşı mücadelesi daha zayıf, daha fazla filistin toprağı üzerinde israil tankları geziniyor, ülke insanı daha fakir vb.vb.
gepetto tarafından 06.12.2004 23:40:56 tarihinde yazılmıştır. eski bir osmanlı zabiti olan abdülrahman bey, mısır'da dünyaya gelen oğluna, muhammed adını verdi. çoban, tüccar, pakistanlı işadamı, hatta yaşlı bir kadın kılığında İsrail topraklarına baskınlar düzenlerken, muhammed'in kod adı, "ebu ammar"dı. 1994'te, nobel barış ödülü'nü alırken ise, herkes onu, filistin lideri yaser arafat olarak tanıyordu. dünyanın en çalkantılı bölgesinde doğan yaser arafat'ın çocukluğunu geçirdiği ev, İsrail'in doğu kudüs'ü işgalinden sonra, ağlama duvarına yer açmak için yıkıldı.
ugur tarafından 30.11.2004 15:49:27 tarihinde yazılmıştır. sevgili alesta, "sosyal güvenlik primlerine ne oluyor" demişsin. sistemine prim ödeyen kişi 12 milyon civarında (düzensiz ve en düşük değerinden), hizmet alan kişi sayısı 45 milyon kişi civarında. bir de demirel'in 38 yaşında emekli ettiği onbinlerce insan var ki, 18-20 sene prim ödemiş bu kişilere ortalama 30 sene boyunca, primlerinin çok üstünde maaş ödenecek. bir de emekli olmak için hile yapanlar var. onlar da hiç prim ödemeyip maaşa bağlananlar. kağıt üstünde kocasından ayrılıp, emeklisi olan ve ölümü beklenen yaşlı akrabalarıyla kağıt üstünde evlenen kadınlar, babasının emeklisini almaya devam etsin diye resmi nikahı kıydırılmayarak evlendirilen kızlar vb.vb. işte o trilyonlarca dediğin primler bunlara bile yetmiyor. "ssk hastaneleri niye zarar ediyor?" soruna gelince: roche skandalını hatırlatmam yeterli olur mu? işte her hastane yöneticisi ilaçtı, cihazdı, ihale, mihale derken trilyonları götürüyor. denetime gelen de payını alıp teftişini tamamlayıp gidiyor.(tabi yaygın uygulama bu) senin böyle bir şirketin olsa zarar etmez misin?
türkiye hür ve kabul edilmi? masonlar derne?i'nin genel merkezi ankara'da tuna caddesiyle adakale soka?yn kesi?ti?i yerdedir.
önemli amerikan karargahlaryndan tuslog'un binasy, mithatpa?a caddesinde, tuna caddesiyle kesi?ti?i noktadadyr.
özel harp dairesi, 1952 yylynda seferberlik tetkik kurulu adyyla ankara'da tuna caddesinde bulunan bahçe içindeki bir binada kurulmu?tur. ilk komutany dani? karabelen'dir.
kybrys'taki türk mukavemet te?kilaty (tmt) isimli yeralty örgütünün merkezi, 1958'de özel harp dairesi tarafyndan yine tuna caddesinde bulunan kybrys ö?renci yurdunda kurulmu?tur. yani bary? döneminde yurt içinde devletin askerleri, sivil sava? merkezleri kurmu?lardyr.
gördünüz mü gladio'yu?.. sermaye, amerikan güçleri ve yerel özel sava? örgütü.. bir reklam spotu gibi.. üçü bir arada!.. afiyet olsun!..
kybrys için kuruldu?u söylenen tmt'nin yapysy da, türkiye'deki özel harp konusunda ipuçlaryyla doludur.
tmt'nin asyl komutany, özel harp dairesi ba?kany dani? karabelen'dir. kod ady cankurt'tur.
kybrys'a gönderilen yerel tmt lideri albay vuru?kan'yn kod ady bozkurt,
mucahitlere genel olarak kurt denmektedir.
1960'ly yyllarda türkiye'de ele geçirdi?i ckmp'yi mhp ye dönü?türen "ba?bu?" alparslan türke?'in komandolarynyn genel olarak "bozkurtlar" olarak anylmasy bir tesadüf de?ildir sanyrym.
özel harp dairesi, mücahitlerin e?itimi için tarym bakanly?yndan edindi?i bir araziye özel e?itim kampy kurmu?, burada e?itti?i sivillere askeri kyyafet giydirmi?tir. bu kamplaryn faaliyeti günümüze kadar devam etmi?tir. kamplarda insanlara amerikan ordusundan tercüme "komando" ve "gizli harekat" e?itimi verilmi?tir.
kybrys'ta kurulan özel sava? örgütü tmt'nin lideri vuru?kan'a 12 maddelik özel talimatta "özel harp dairesi'nin onayy alynarak öldürme" yetkisi verilmi?tir.
bu talimatyn 6. maddesinde, "kybrys'ta tmt'ye veya türk toplumuna yönelik; hainlik, casusluk, bozgunculuk faaliyetlerinde bulunanlar liderin ba?kanly?ynda özel bir kurul tarafyndan cezalandyrylacaktyr. ancak, yslah edilmedikleri için ortadan kaldyrylmasy gerekenler olursa, bunun için özel harp dairesinden izin alynacaktyr." denilmektedir.
tmt için bozguncu kime denir? mesela "karde?im biz ?urda rumu türkü birlikte bary? içinde ya?yyoruz.. kimse kary?masyn" diyenler mi?.. yyllardyr birlikte ya?ady?y rumlarla ili?kilerini sürdürenler mi casus olarak nitelenmi?tir?.. yoksa, kybrys'yn ba?ymsyzly?yny isteyenler hain olarak my nitelenmi?tir?.. subjektif kriter nedir?.. tmt, özel harp dairesinin emriyle kaç ki?iyi bu gibi gerekçelerle öldürmü?tür?..
tmt liderine bu talimaty veren özel harp dairesi, türkiye'de "yslah edilmedikleri gerekçesiyle" kaç ki?inin ölüm emrini vermi?tir?
"ba?bu?" alparslan türke?'in davadan döneni vurun!.. ben dönersem beni de vurun!.. sözünün de sebepsiz olmady?y ve sadece içinde bulunduklary örgütün ana kuralyny açyklady?y böylece anla?ylmy? olmaktadyr sanyrym..
kybrys'ta tmt için uygulanan kurallar türkiye için geçerlidir... çünkü tmt, özel harp dairesi'nin yavrusudur.
özel harp dairesi, eski komutanlarynyn da soyledi?i gibi "so?uk sava?" ko?ullarynda ve dönemin ihtiyaçlaryna göre kurulmu?tur. dönemin ihtiyacy, i?gal altyndaki vatan topra?yny korumak de?il, ülke içinde amerikanyn ve yerli temsilcilerinin istemedi?i dü?ünceleri savunanlaryn yok edilmesidir.
özel harp dairesi, bundan dolayy genelkurmayyn inkar etti?i bilinen ve bilinmeyen birçok karanlyk, kanly olayyn teorik planlayycysy durumundadyr. tabii j3'ün kontrolü altynda.
genelkurmay ba?kanly?y, veya turkish general staff kendilerine her ne diyorlarsa alsynlar belgelerini çyksynlar bir televizyon programyna tarty?synlar. hatta ça?yrsynlar biz e?ekler de gelelim.. ülkemizin bir dönemini aydynly?a kavu?turalym. öyle bazy yazarlara yaptyklary gibi savcyly?a ?ikayet edip çekilmekle olmaz bu i?ler.. (adresleri telefonlary biliyorsunuz bir mesaj atyn ya da aldyrtyn i?te nasyl isterseniz)..
konunun etrafyndan dola?arak, psikolojik harp teknikleri kullanarak ve tehditlerle bu i? çözümlenemez.. syky?ynca devlet syrry diye de yan çizilmez.. gelirken, amerikayla yaptyklary gizli anla?malaryny ve gerekçelerini, sonuçlaryny da yanlaryna alsynlar..
mevcudiyetlerinin yegane temeli neymi?, herkes görsün..
yahu, co?tuk gene aldyk aty gittik.. bir de altyncy madde kapsamyna girmeyelim ?imdi!..
yok canym, herhalde içlerinde bir avuç "bizim o?lan" da vardyr..
bunu yazan, her an ekleme çykarma yapma yetkisine sahip bulunan bozguncu ?ahsiyet: e??o?lube?kulak