hoşgeldiniz!
 www.komikparti.org
 for english
 anasayfa
 parti içtüzüğü
 parti programı
 parti yasakları
 seçim bildirgesi
 komplo teorileri
 mesaj panosu
 alinin okulu
 sizden gelenler
 arşiv
 eşek@postası
 üye girişi
 isim
 şifre
   
üye olacağım!
şifremi unuttum
 aktif üyeler
 son katılan
 fwivstiw
 syakamoz
 zwuwpkvitvftngps
 nyasomzh
 avajqjvtfnckozptgj

 Toplam 1407 üye
 en çok yorum yapan
152
116
43
38
32
  bağlantılar!
  www.sinbad.nu
  yusuf küpeli, araştırma ve analizlerini "bilgi denizinde bir yelkenli" olarak tanımladığı sayfasında paylaşıyor.
 
  www.odc-t.ankara.af.mil
  bir gün tekrar açarlarsa türkiyedeki emerikan karargahının sitesini görebilirsiniz.
 
  www.adtdl.army.mil
  abd askeri doktrinleri için yetkiniz varsa tıklayın.
 
  www.bira.gen.tr
  biradarkzine
 
  www.siniroldum.com
  kardeş site..
 
  kullanıcı : misafir (yeni üye ol)

  mesaj panosu!
bende yazacağım!
 martı tarafından 02.12.2008 14:32:17 tarihinde yazılmıştır.
 hakikaten enterasan zamanlardan geçyoruz millet olarak... chp'nin türban açılımı kürtçe kuran yaklaşımları falan filan.türkiyedeki siyasi aktörlerin tümü yaklaşan yerel seçim öncesi kime nasıl yaranacağını bilmeden koşuşup duruyor etrafta... dtp'nin doğuda ki kışkırtıcı söylemleri ve ekonomik kriz bu kaotik ortamın üzerine tuz biber... yalnız benim tek merak ettiğim şu; sayın tayyip erdoğan beyefendiye tüm bu yaşananlardan sonra hala oy verecek aklı evvel var mıdır? varsa bu yurttaşlar mazoşist midir?


 kocaayak tarafından 25.11.2008 21:36:38 tarihinde yazılmıştır.
 ne mutlu türk'üm diyene...


 kocaayak tarafından 25.11.2008 21:17:35 tarihinde yazılmıştır.
 soldan, sağdan bahseden arkadaşlara gelince...kimsiniz?neredesiniz? niye bağırıp duruyorsunuz? sizi anlamıyorum...anlayamam...olmadığınız, olamadığınız bir şeyleri savunmayın.bağırıp durmayın...ahkam kesmeyin...kimsiniz?dönüp kendinize bakın.nerede olduğunuza?kim olduğunuza?nerede yatıp, neler yediğiniz, neler giydiğinize...durup bakın bi...nelere gerçekten tepki verebildiğinize bakın.nelere vermediğinize, veremediğinize...savunmak güzeldir ama bildiğini, hazmettiğini, yutabildiğini...neyi yuttunuz?neyi savundunuz?neyi hazmettiniz? bir durup bakın ya...ne sağın, ne solun bu ülkeye bir hayrı yok...anlamadınız mı? hala...bu vatan tek, bu sınır tek, bu hayat tek...niye ısrar ediyorsunuz etnik savunmalarda, toprakcılıkta...kim verdi size bu hakkı?kim verdi dini istismar etme hakkını?sağı, solu?kamplaşmayı?çeteleşmeyi?tarikatleri?aleviliği, sünniliği, şiiliği, emeviliği???hangi kur'anda yazıyor kardeşin kardeşi öldürmesinin farz olduğu?sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, barışı, birliği, beraberliği aşılıyor dinimiz?neden bu katliam?neden bu ayrımcılık?tek bir vatanımız var!ve dünyanın en güzel vatanı! ey insanlar bir düşünün!neler yaptığınıza bir bakın...ben kim miyim...türk oğlu türk...yani ergenekon...yargılayın beni de bu vatan için mücadele ettiğim için...ama ilk önce dönüp bir vicdanınıza bakın...türk müsünüz???


 kocaayak tarafından 25.11.2008 20:55:48 tarihinde yazılmıştır.
 canım memlektim.ahhh atatürk, silah arkadaşları (inönü hariç), bu vatan için canını hiç çekinmeden feda eden insanlar, şehitler, gaziler...tanrıdan rahmet hepinizin üzerine olsun.mekanınız cennet olsun...kurtarıp ta bize emanet ettiğiniz bu vatan var ya...satıldı, satılıyor, satılacak...parsellendi...ey türk gençliği hani sizdiniz bu vatanı ileriye götürecek, hani sizdeniz bu vatanı taşıyacak...neredesiniz???ne yapıyorsunuz???chp'ler, akp'ler, dsp'ler, mhp'ler...atatürkçü düşünce dernekleri???sivil toplum örgütleri???ve daha neler neler...özünüze dönün biraz, muhakeme yapın kendinizle...vicdanınızla baş başa kalın.ilk önce kendinizi eleştirin...istiklal harbini okuyun...52 anayasasını...60 ihtilalini...70'li yılları...80 darbesini...varlığı ve yokluğu okuyun...idealleri ve ideolijiyi...ve ardından oralı buralı veya şu etnik bu etnik olmayın...türk olun, türklük bilincini elde edin...ben buyum demeyin, bu olun, gösterin...ondan sonra konuşun...hatta hiç konuşmayın uygulayın...kimse bilmesi sizi...sizin yaptığınızı, düşündüğünüzü, uyguladığınızı...sadece siz olun.insan olun..kadın veya erkek değil.insan...ama ilk önce siz olun...başkalarına değil, kendinize... dürüst olun...ben mi kemalistim...ben mi atatürkcüyüm...ben mi ergenekon'um...bu vatan tek ve bölünmez bir bütündür...tüm yaşayanları ile...bu bayrak inmez bir kırmızıdır...ben kim miyim...türk oğlu türküm...


 erkalb tarafından 23.04.2008 23:52:34 tarihinde yazılmıştır.
 solcular, işçiler, emekçiler mücadele etsinler, ağır bedeller ödesinler, sağcılar, güya hiçbirşeyden habersiz, sözde politikayla iligilenmeyen insanlar da bu mücadelelerin meyvelerini rahatça yesinler. yok öyle şey. buna en basitinden hazıra konmak denir. 8 saatlik iş günü ve diğer haklar öyle kolay elde edilmedi. 1 mayıs'a, sol'a, işçi sınıfına ve emekçilere yönelik olumsuz şekilde konuşanlar ya ne söylediklerini bilmiyor ve ağızlarından çıkanların farkında değiller ve cahiller; ya da satılık, onursuz, işbirlikçi ve korkak burjuva yalakasıdırlar. sol'un, İşçilerin mücadele tarihine daha dikkatli bakmak ve germinal ve benzeri sanat eserlerini birkez daha gözden geçirmekte yarar var diye düşünmekteyim. taksim ve işçilerin istediği en güzel meydanlar bu dünyayı ellerinde taşıyan işçilerindir. bizlerindir 1 mayıs, işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak, 1886 tarihinde amerikan işçilerinin şikago kentinde sekiz saatlik iş-günü için başlattıkları genel greve burjuvazinin saldırısıyla başlayan ve dört işçi liderinin idam edilmeleriyle sonuçlanan bir tarihe sahiptir. 1 mayıs'ın tarihi, burjuvazinin, "henüz olgunlaşmamış olan bu emek ayaklanmalarını kaba kuvvet ve kaba bir sınıf adaleti ile bastırma çabası"nın tarihidir. geçen yüzyıl içinde, burjuvazinin işçi sınıfına karşı saldırısı ve katliamları durmaksızın sürmüş ve dünyanın pekçok ülkesinde işçi sınıfı bu saldırı ve katliamlara karşı mücadele etmiştir. bu mücadelede, işçi sınıfı, her zaman kendi sınıfının dayanışmasıyla, birliği ile yer almaya çalışmıştır. İşte, 1 mayıs, işçi sınıfının, burjuvaziye karşı, kapitalizme karşı mücadelesinin, birlik ve dayanışmasının bir simgesidir. 1 mayıs, her zaman burjuvazinin en şiddetli saldırısına maruz kalmıştır. 1 mayıs günlerinde yaşanılan olaylar, burjuvazinin işçi sınıfının bu simgesine saldırarak, onun ana gücünü, sınıf gücünü sindirme çabalarının ürünüdür. burjuvazinin 1 mayıs'ı saptırma çabaları, hemen her zaman işçi sınıfının kendi sınıf gücünün bilincine varmasını ve kullanmasını engellemeyi amaçlamıştır. bu amaçla, 1 mayıs'ların birer "festival" havasına sokarak yozlaştırmaktan, onun içeriğini boşaltarak bir "tatil günü" haline getirmeye kadar her yolu denemektedir. bundan öte, 1 mayıs'ı, her yıl aynı biçimde yinelenen bir gün haline getirerek, "alışılmış" bir gün gibi anlaşılmasını sağlamaya çalışmaktadır. İşçi sınıfının onlarca yıllık mücadelesi ile kazandığı ekonomik ve sosyal haklar elinden alınmaya çalışılmaktadır. bugün emperyalist metropollerde işçi sınıfının kazanılmış haklarının pekçoğu sınırlandırılmaktadır. ve burjuvazi, tüm bunları yaklaşan ekonomik buhran koşullarını hesaba katarak yürütmektedir. 1 mayıs, işçi sınıfının ideolojisine karşı her türden saptırmanın teşhir edildiği bir gün olmalıdır. 1 mayıs, işçi sınıfının küçük-burjuva dünya görüşüne hapsedilmesine karşı bir mücadele günü olmalıdır. 1 mayıs, birey olarak değil, sınıf olarak, işçi sınıfının sosyalizme doğru giden zafer yürüyüşünde, bayrakların dalgalandığı bir gün olacaktır.


 nihat tarafından 13.04.2008 09:49:09 tarihinde yazılmıştır.
 sayın yönetici... partinin gerçeklenme durumu oluşmuştur. duyurulur...


 martı tarafından 08.03.2008 02:45:58 tarihinde yazılmıştır.
 bugün okula uğradığımda türbanlılarında derslere girdiğpini farkettim. son tahlilde herkesin kendi vicdani özgürlüğü belki ama inanın içime sinmedi duramadım derste. sanki 10 yıl sonra o örtünün benim ve benim gibilerin boynuna dolanacağını hissettim. ben nasıl camikye açık saçla girmiyorsam onlarda buraya gelmesin dedim içimden çünkü bilim sorgular din sorgulanmaz. içimde ki paradoksta bu... sonuçta tüm yaşam şekli ve felsefesi din olgusuyla şekillenen biri nasıl olurda bilimin en temel dinamiği olan sorgulama ve eleştirme özelliğini hakkını vererek gerçekletirebilr ki? bir kadın ırkı olarak nenelerinden geri de yaşayan tek tür türk kadınları.... ve işin en ironik yanıda bu insanlar sanki zafer kazanmış gibi hareket ediyorlar oysa ki çoğunluk olan bizler sanki azınlıkmışız gibi gösteriliyoruz... bu bir süreç galiba... şimdi üniverseteler yarın öğretmen doktor olacaklar sonra da ver elini türkİye İslam cumhurİyetİ... öte yandan aslında çok boş birşeyi tartışıyoruz belki de... sonuçta türban bugün çankayada ve istesekte istemesekte bizi türban kavramıyla birleşik bir figür temsil etmekte... aklıma ata'nin şu sözü geliyor ''her mİllet kendİ İradesİnİ devrettİğİ İktİdarin mesulİyetİne ortaktir''


 erkalb tarafından 26.02.2008 22:15:39 tarihinde yazılmıştır.
 türkiye İslam cumhuriyeti olma yolundaysa l a i k l i k m ü c a d e l e i s t e r türbanı kılık kıyafet özgürlüğü olarak pazarlamaya çalışan yaklaşıma karşı aydınlar, gençler, kadınlar, emekçiler olarak aya kalktık ve gerçekleri haykırdık: türban bir dinsel yasaktır. kadının ve insanın özgürlüğü, dinsel yasakların bittiği yerde başlar. her dönem, iktidarlarının, baskının ve sömürünün kaynağı olarak doğa üstü güçleri göstermek, egemen güçlerin işine gelmiştir. emekçlerin çıkarlarını savunan bir dünya görüşünün başlangıç noktası ise, insanların mücadele ederek haklarını elde edebilecekleri, kaderlerini kendi ellerine alabilecekleri düşüncesidir. İşte bu yüzden, dinin, siyasetin, hukukun, toplumsal yaşamın kurallarının dışına çıkarılması, herkesten önce yoksul emekçi halkın çıkarınadır. laiklik, yalnızca emekçiler aydınlık için mücadele ediyorsa var olabilir. * laikliğin başına bütün bunlar, soldan kaçarken gelmiştir! komünizme karşı mücadelenin iler karakolu, jandarması ilan edilen nato üyesi türkiye, bu amerikan misyonunu yerine getirebilmesi için dine sardırılmıştır. * laikliğin başına bütün bunlar, halk yoksulluğa, adaletsizliğe isyan etmesin, diye getirilmiştir! dinin rehberliğinde dünyaya bakıldığında, yoksulluk kader olarak kabul edilir; haksızlıklar nasılsa öteki dünyada telafi edileceğinden, başa gelen çekilmelidir! 2008 türkiye'sinde laikliği korumaktan söz etmek yetmez. aydınlanma için mücadele verilmezse, laiklik de yoktur. emperyalizmin biçtiği ılımlı İslam giysisini reddetmek için emperyalizmi reddetmek gerekir. sömürüyü sürekli kılmak için, insanlar isyan etmesin diye körüklenen taassup ve kaderine razı olma düşüncesini durdurmak için, insanın insanı sömürmesine karşı durulmalıdır. aydınlanma mücadelesi ve laikliğin yeniden kazanılması, ülkemizin emperyalizm tarafından, emekçilerin para babaları tarafından sömürülmesine karşı çıkmayanların harcı değildir. toplumcu anayasa'dan madde 3: siyasal yaşam ve devlet işleri, tümüyle ya da bir bölümüyle, dine ve din kurallarına dayandırılamaz. dini inanç bireysel bir tercihtir; her yurttaş herhangibir dine inanmakta ya da hiçbir dine inanmamakta, bunları açıklayıp açıklamamakta özgürdür. madde 89: türkiye cumhuriyeti'nde her yurttaşın inanç ve ibadet özgürlüğü vardır. hiçbir kurum ya da kişi, insanlar üzerinde manevi baskı kuramaz. madde 90: dinin siyasallaştırılmasına ve dini kurumların toplumsal yaşamı düzenleme girişimlerine engel olunur. yurttaşların dinsel inanışlarına hiçbir resmi belgede yer verilemez.


 omar tarafından 21.01.2008 02:00:47 tarihinde yazılmıştır.
 slm sevgili ahir arkadaslarim hala parti yònetiminde bir degisiklik olmamis:) herkese sevgiler saygilar yeni bir baskan secmeye ne dersiniz


 erkalb tarafından 11.01.2008 13:04:19 tarihinde yazılmıştır.
 akp'nin ampulü halkın cebini yakıyor! sonunda beklenen oldu: enerji bakanı hilmi güler elektriğie %15, doğalgaza %7.4 oranında zam yapılacağını açıkladı... zamlar emekçilere yenİ yil hedİyesİ olarak 1 ocak itibariyle yürürlüğe girdi. elektrik zammına artan doğalgaz fiyatları bahane edilmişken, dünyada petrol fiyatlarının yükselmesiyle benzine de zam geldiği açıklandı. tam da temmuz ayında akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle ulaşım da zamlanmışken! başbakan tayyip erdoğan ise bu durumu açıkça ifade ederek ülkemiz dışa bağımlı olduğu için zam yapmak zorunda olduklarını belirtti. emekçi halka ait bütün varlıkları sanki kendininmiş gibi yerli ve yabancı patronlara özelleştirmelerle satanlara bahane bulma hakkı var mı? akp'nin 2008'de hız vereceğini söylediği özelleştirmelerden elektrik sektörü, patronların gündeminde en ön sırada bulunan alanlardan. bu alanda yatırımları bulunan büyük şirketler arasında enka, doğan grubu, limak, zorlu, nurol gibi yerli şirketlerin yanısıra İtalyan enel ile İspanyol iberdrola şirketleri de bulunmakta. elektrik sektörünün büyük para babaları tarafından önemsenmesinin sebebi ortada: devletle özel sektörün yaptığı garantili alım anlaşmaları. bu model sadece özel sektörde elektrik üreticilerinin yararınadır. yani, devlet kullansa da kullanmasa da; alsa da almasa da elektriğin parasını ödemeyi garanti etmiş bir kere! ülkenin bağımsızlığından bahsedenler bir de imf ile yapılan anlaşmalarda bahis konusu olan elektrik zammına baksınlar! öyle bir ülke düşünün ki ekonomisini, egemenliğini yabancılara teslim etmiş; halkının sırtına vuracağı zam semerini bile onlara bildiriyor! pişkin başbakan çıkmış "halkın sağlığını düşündüğümüz için sigaraya zam yaptık" demiş. elektriğe zammı da patronları sevdiği için yapmış anlaşılan. bunu da açık açık söyleyebilir, gizlemesine gerek yok. onun halkını nasıl sevdiğini biliyoruz! o da ustası özal gibi zenginleri sever! seçim nutukları atarken "elektriğe hiç zam yapmadık" diye gerinenlerin gerçek yüzü artık görünüyor. halkın en temel ihtiyaçlarından olan elektriğe ve doğalgaza kış ortasında yapılan zam bir İnsanlik suçudur. İşçi ve emekçi kardeşlerimiz! İnsanların sefaletleriyle servetlerine servet katan yerli ve yabancı patronlar, adalet ve kalkınmadan başka her türlü pisliği ülkeye getiren gerici-liberal güruh ve emperyalizmin bekçiliğini yapan imf, bu cesareti sizin sessizliğinizden alıyorlar. 2008'de bir karar verin! haklarımıza sahip çıkmak için harekete geçin!


 martı tarafından 31.12.2007 10:18:17 tarihinde yazılmıştır.
 türkiyede öldürülen gazetecilerle ilgili bir belgesel çekiyorum. ilgilene arkadaşlardan yardımlarını ve fikirlerini bekliyorum...


 martı tarafından 10.12.2007 10:19:26 tarihinde yazılmıştır.
 ne oldu şimdi? girdik de sınırların ötesine bilmem hangi kamplara ölümleri kustukta top arabalarının grilerinde yolcu ettiklerimiz geri mi geldi... ne hazin bir ayrıntıdır ki ölen de biz den öldürülen de ki yıllardır bunu görmemek için toplum olarak avuç avuç unutma öğretileri yutuyoruz... kızıl elma şiarıyle çıktuğımız yollarda aslında haininde kahramanında aynı coğrafyanın emzirdiği çocuklar olduğunu yok sayıyoruz. bilinmesi gereken şu ki biz bunu asırlardır bile bile isteye isteye kabule yanaşmıyoruz oysa ki o iki rolde de öleninde öldürenin de kafa kağıtlarında aynı ülkenin uyruğu mühürlü ve son tahlilde yine biz ölüyoruz toplum olarak düştüğümüz o büyük yanılgı bir durum yada olayın nedenlerini çözmek yerine sonucu değiştirme kaygısı bizi her geçen gün bu dipsiz bataklığa biraz daha çekiyor... ihtilallerden medet ummak öldürülen aydınların ardından bir kaç gün gayrisamimi bir yas kılıfına bürünmek insana yakışan bir yaşam sürmek için mücadele etmek yerine önümüğze atılansisremin bir parçası olmak için başta insanlık dair herşeyden feragat etmemiz... sonra da militarist söylemlerle yada kan milliyetçiliğinin ilkel gölgesinde soluklanarak içimizde birikmiş hem bireysel kolektif benliğimizin bir yerlerinde mayalanmış öfkemizi eksiklerimizi yada hayalkırıklarımızı hiç tanımadığımız insanların acılarında küllendirmek ihtiyacımız... emperyalizmin iç bulandıran yokediciliğini başımız yerde uşaklık etmek için ölmek... yaşananlardan benim elde ettiğim sonuç bu... amerikanın çöpçüsü uşağı olmak için biz bizi öldürmeye dünden razıyız ne acı ki? maraş katliamından 5-6 eylül olaylarından madımakta yakılan aydınların acısından ve en önemlisi dünyanın tüm emperyalist kapitalist sermayelerini alaşağı eden kurtuluş savaşından arda kalan bu... manşet bugün bİz bİze İdam hükmü verdİk amerİka'nin anlik İstİhbarahati refakatİnde... eee ne dİyelİm vatana mİllete hayirli olsun nokta atişlarimiz...


 erkalb tarafından 20.11.2007 23:29:19 tarihinde yazılmıştır.
 abd sınırlarımızın içindedir hükümet'in meclisten geçirdiği sınır ötesi operasyona bir yıllığına izin veren tezkere halkımız ve ülkemiz için yeni ve büyük bir tehlike yaratmıştır. akp'ye, chp'ye, mhp'ye bakacak olursak, türkiye irak'a girmeli ve "terör" sorununu çözmeli. İşi buna itiraz edenleri vatan hainliği ile suçlamaya kadar vardırdılar. halkımızın gerçekleri görmeyeceğini, göremeyeceğini düşünerek savaş kışkırtıcılığı yapıyorlar. gerçek nedir? İşte gerçekler: amerika birleşik devletleri ve diğer emperyalist ülkeler bütün dünyada ama şu sıralar özellikle ortadoğuda kendi egemenliklerini pekiştirmek için yoğun bir çaba harcamaktadırlar. bunun çeşitli yolları vardır: İşgal, zayıf düşürmek, parçalamak... soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? türkiye, amerika brleşik devletleri ve diğer emperyalist ülkelere başka ülkeleri işgal etmesi, zayıf düşürmesi ve parçalaması için şimdiye kadar hep yardımcı oldu. yugoslavya parçalanırken türkiye abd'ye destek için oraya asker yolladı, afganistan'ın abd tarafından işgali için türkiye yine seferber oldu, oraya birlik gönderdi. irak işgal edilirken türkiye yine abd'ye destek verdi. soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? türkiye, filistin topraklarını işgal eden, lübnan'a saldıran İsrail'e istihbarat desteği verdi. İsrailli pilotlar konya'daki hava üssünde eğitim uçuşları yaptılar. İsrail uçakları geçtiğimiz ay türkiye üzerinden gidip suriye'yi bombaladılar. soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? amerika ve diğer emperyalist ülkeler ortadoğu ve balkanlar'da hep etnik sorunlardan yararlandılar, halkların birbirine düşmesinden medet umdular, onları birbirine karşı kışkırttılar. kardeş kavasından yararlanan her zaman emperyalistler oldu. soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? ülkemizde türkler yaşıyor, kürtler yaşıyor, başka etnik kökenlerden yurttaşlarımız yaşıyor. bunlar arasındaki gerginlik ve çatışmalar da emperyalistlerin işine geliyor. soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? ülkemizde kürtler yıllarca yok sayıldı, yıllarca ucuz işgücü olarak görüldü, "ben kürdüm" diyenlere büyük acılar çektirildi. şimdi dışlanan, yok sayılan kürtlerin bir bölümü emperyalist planlara bel bağlıyorsa bunun sorumluluğu yıllarca abd yalakalığı yapan, kardeşi kardeşe düşman eden iktidarlardadır. soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? türkye emperyalist planlar doğrultusunda hızla parçalanmaya gidiyor. gücümüzü emperyalistlere, emperyalistlerin işbirlikçisi sömürücülere karşı birleştirmediğimiz sürece bu parçalanmayı engelleyemeyeceğiz. soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? akp hükümeti, abd'den ricacı: "İzin ver, irak'a gireyim, güvenliğimi sağlayalım" diyor. türkiye'nin güvenliği irak'ta sağlanmaz. türkiye'nin güvenliğini yıllar önce maraş'ta, çorum'da katliamlar yaptıran, şimdi de türklerle kürtleri birbirine düşürmek için her yolu deneyen abd tehdit etmektedir. soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? abd işbirlikçisinin türkü, kürdü, arabı olmaz. abd dostluğundan halkımıza hayır gelmez. irak'ta ki işgal eden amerikalılara yardım edenler arasında hain araplar da var, hain kürtler de var, hain türkmenler de var. türkiye'yi emperyalistlere peşkeş çekenler arasında da her türden hain var. soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? abd, türkiye sınırları içerisindedir. türkiye'nin güvenliği, abd'nin onunla işbirliği yapan mutlu azınlıkla beraber bu ülkeden kovulmasından geçmektedir, yoksul insanların birbirine düşürülmesinden değil. soruyoruz size, bu gerçek mi değil mi? bunlar gerçekse, irak'ta operasyona hayır! türkiye'yi irak'taki işgale ortak edecek ikiyüzlü emperyalist planlara hayır! ülkemiz ve halkımızın güvenliği için nato'dan çıkılmalıdır. nato, amerika birleşik devletleri'nin saldırgan politikalarının bir aracıdır. nato üyeliği türkiye'ye bağımlılık, savaş, darbeler ve katliamlar dışında bir şey vermemiştir. ülkemiz ve halkımızın güvenliği için İncirlik üssü kapatılmalıdır. İncirlik üssünü bir pazarlık kozu olarak kullanmak isteyenler, ülkemizi abd'ye peşkeş çeken hainlerdir. İncirlik yalnız iraklılar, filistinliler için değil türkiye için de bir tehdittir. ülkemiz ve halkımızın güvenliği için abd ve İsral ile imzalanan askeri anlaşmaların tamamı yırtılıp atılmalıdır. bu anlaşmalar emperyalistlerin işgalci ve parçalayıcı planlarına hizmet etmektedir. ülkemiz ve halkımızın güvenliği için abd işbirlikçisi partilere karşı halkımız ayağa kalkmalıdır. akp, chp, mhp ve diğer işbirlikçi partiler bugün abd'ye meydan okumuyorlar, onunla kişiliksiz bir pazarlığa girişiyorlar. yillarca bağimsiz türkİye dedik, yine aynı şeyi söylüyoruz. türkiye bağımsız ve kişilikli bir ülke haline gelmek istiyorsa, abd ile ortaklıktan başka çaresi olmayan bu alçaltıcı ve onursuz düzenden kurtulmalıdır.


 erkalb tarafından 19.11.2007 22:15:58 tarihinde yazılmıştır.
 siyaset, kısaca, toplumların yönetilmesi çabasının adıdır. ne kadar kirlenmiş olursa olsun, değerli, onurlu ve gerekli bir uğraştır. geleceğin bir şekilde biçimlenmesidir. ona katkı yapmayanların, yakınma hakları da ne kadar meşrudur, o da önemli ve bağlantılı bir konu. siyaset, sol ve sağ politik eksen üzerinde yapılır ve artık günümüz siyaset biliminin-kavramlarının temeli haline gelmiştir. (bilindiği gibi sol ve sağ kavramları 1789 devrimi ve onun oluşturduğu meclisle ilgilidir. bu meclisde kralın taraftarları meclisin sağında, cumhuriyetçiler solunda oturduklarından bu kavramlar siyasetin omurgası olarak benimsenmiş ve sol, genel olarak halkın, emeğin yanında, feodal ve kapitalist düzene muhalif olarak; sağ ise, otorite, sermaye ve mevcut düzenin savunuculuğu olarak nitelelendirilmiştir.) bu eksende, ortada merkez politikalar vardır. liberalizm'i, liberal politikaları bu eksenin ortasına oturtmak mümkündür. merkezin solu dediğimizde yukarda belirtilen sol politikalar, merkezin sağı dediğimizde yine sağ politikalar anlaşılır. genel tanımlar bu olmasına rağmen gerçekte, biraz daha karmaşıklık ve çeşitlilik göstermektedir. sol politikaları savunan siyasal görüş ve partileri de, merkezden sol uca doğru sıralamak gerekirse, merkezin hemen yanında sosyal demokrat-demokratik sol ( buna son zamanlarda liberal sol kavramı da eklendi), daha sol'a gidildikçe, sosyalistler-komünistler, anarşistler, silahlı sol eylemcileri katmak mümkündür. sol kavramıyla genel kabuller vurgulanır,detaylandırıldığında farklılıklar ortaya çıkar. sağ için de durum aynıdır.merkezden sağa doğru gidildikçe, liberal sağ-merkez sağ ( avrupa'da bunu genellikle hristiyan demokrat partiler temsil ederler-dinsel bir anlamı yoktur, muhafazakarlığa vurgudur- bizdeki karşılığı dp, ap, doğru yol, anavatan gibi kitle partileridir) sonrası milliyetçi-ırkçı politika ya da partiler, dinci partiler ve silahlı sağ eylemciler... bu sağ politikaların tüm insanlık için topluca ve insanca (tok-özgür-eşit-barış içinde) bir çözüm sunmadıkları, çözümlerin genellikle belli din yada ırkların ve sosyal sınıfların çıkarları için diğerlerinin bastırılması, kıyıma uğratılması ya da yok sayılması şeklinde olmaktadır. diğerlerinin yaşam güvencesi ve mutluluğunun onlara olan bağlılık, kulluk-kölelik ve hizmetleri ile orantılı olacağını tarih te bize göstermektedir. kafayı bulup etrafa bağırıp-çağıranlar dışta tutulursa yeryüzünde siyasal bir söyleme sahip tüm düşünce ve eylemler bu skala üzerinden değerlendirilmelidir. olan-biteni anlamamızı sağlayacak temel budur. bu temel gözardı edildiğinde olguları berrak bir şekilde niteleyip anlamlandırabilmek güçleşir. bunu kısaca özetlemek gerekirse sol, emekten yana olan bir dünya görüşü ve bu dünya görüşünün yansıttığı kültür ve yaşam biçimi, sağ ise sermayeden yana olan bir dünya görüşü ve bunun yansıttığı kültür ve yaşam biçimidir. tabii, bütün bunları, birbirinden belirli çizgilerle ayırmak pek mümkün olamamaktadır. nereye kadar sosyal demokrat, nerden sonra sosyalist, ya da nereye kadarı dinci, nerden sonrası merkez sağ... pratikte kullanana göre değişiyor!! sscb'nin çöküşü, dünyada ortaya çıkan yeni durum bu kavramlarda farklılık oluşmasına yol açsa da sol ve sağ kavramları içerik olarak değişemez. siyaset halen de sol ve sağ eksen üzerinde yapılmaktadır. hatırlatalım: çöken, sosyalizmin yanlış-eksik uygulamalarına sahne olan sscb dir; sosyalizm ve komünizm düşüncesi-teorisi ve insanlığın buna olan ihtiyacı ve umudu değildir. sol özellikle sosyalist-komünist sol, tarihsel süreçten-deneyimlerden dersler çıkararak yeni çıkış yolları bulması, işçileri-emekçileri örgütlemesi="başka bir dünya" düşüncesi ve bunun için çalışma gerekliliğini anlatması yoluyla ve doğru uygulamalarla güçlendikçe farklı bir hayatın vazgeçilmezliği ve uygulanabilirliği bütün keskinliği ile yeniden ortaya çıkacaktır. halkın akıl dışı ve onursuz yaşamaya zorlanması, kendine ihaneti-kandırılmışlığı, hayatını zenginlere-belli gruplara... vakfetmesi sonsuza dek sürmez herhalde; neredeen nereye geldik zaten, burada da kalmaz, sonuca ulaşır, nehir yatağını bulur hiç kuşkusuz... (tabii kendi yorulmak-yılmak bilmez mücadele azmimizle...) solun tartışılmaz önceliği olan sol-sosyal politikalar bugün kısmen de olsa sağ partiler tarafından savunulmakta (bu daha önceleri de vardı, ama, pek dillendirilmezdi.); sol da, özellikle liberal-merkez sol-sosyal demokrat-demokratik sol da daha özgürlükçü (kısmen sermayenin özgürlüğü-bu eskiden de vardı-pek dillendirilmezdi.) politikaları savunur olmuştur ve sonuçta sağ politikalara karşı duruş değil onlara fayda sağlar durumda olmaktadır. tabii tüm insanları kapsayacak gerçek sol çözümün sosyalist-komünist sol olduğunu da hatırlatalım. bu bağlamda, dinsel ve milliyetçi-ırkçı partiler sağ partilerdir. ne söylerse söylesinler, sonuçta sermaye politikalarını savunurlar. aynı şekilde, dinsel, islami, milliyetçi...eylemlerde bulunanlar "cahil ve kandırılmış" insan olmanın ötesinde silahlı sağ eylemcilerdir. söylemlerindeki ağırlığa göre nitelendirilir. el-kaide'nin yaptığı eylemler bu nedenle İslami terör olarak nitelendirildiğinde duygusal tepkiler vermek çok fazla gerçekçilik taşımamaktadır.


 erkalb tarafından 19.11.2007 21:42:32 tarihinde yazılmıştır.
 amerika birleşik devletleri irak'ta köyleri bombalayıp, çocuk-yaşlı demeden insanları acımasızca öldürdükçe halkımızın öfkesi artıyor. amerika birleşik devletleri hiçbir kural tanımaksızın kendi çıkarlarını başka ülkelere dayatmaya kalktıkça halkımızın düşmanlığını kazanıyor. amerika birleşik devletleri her tür zorbalığı küstah bir biçimde "demokrasi" diye yutturmaya çalıştıkça halkımız tepki gösteriyor. halkımız artık amerikancılığı benimsemiyor, kabullenemiyor. yıllarca milliyetçilik adına bu ülkede yurtseverlere, devrimcilere, komünistlere saldırıp amerkian çıkarlarına hizmet edenler bunu eskisi kadar kolay yapamıyorlar. türkiye'de her ağzını açan abd'yi, bush'u, bu ülkenin politikalarını eleştiriyor. hatta geçmişte yalnız solcuların ağzından duyulan "emperyalizm" gibi sözcükleri en sağcı partilerin liderleri dahi çekinmeden kullanıyor. özetle bu ülkede amerikancılığın işi zorlaştı. ama ne yazık ki yalan söylemek hala kolay. bu ülkenin bağımsızlığını gerçekten istiyorsanız, "kahrosun amerika" demekle yetinmeyeceksiniz. türkiye'deki amerikan üslerine karşı çıkacaksınız. bunların, kapatılmasını isteyeceksiniz, amerikan askerlerinin memleketimizdeki hiçbir askeri tesisi kullanmamasını talep edeceksiniz. bu talebi sağcıların, milliyetçilerin ağzından duyamazsınız. çünkü abd'nin onlara, onların abd'ye ihtiyacı vardır. sonra nato'ya karşı çıkacak, türkiye'nin bu kanlı örgütten ayrılmasını savunacaksınız. nato'ya evet deyip abd'ye karşı olmak mümkün mü? mümkün değil. ama sağcıların nato'yu ağızlarına aldıkları da görülmüş değildir. oysa nato büyük oranda amerikalıların denetimindedir. nato'ya üyelik yalnızca türk silahlı kuvvetleri'ni değil tüm ülkeyi abd'ye bağımlı hale getirmektedir. abd'ye karşı olduğunu iddia edenler arasında amerikan çıkarları için bosna'ya, somali'ye, afganistan'a asker yollamamıza ses çıkarmayanlar da vardır. bu nasıl abd karşıtlığıdır? bu olsa olsa yalancılıktır. nasıl yıllar önce daha az amerikan askeri ölsün diye kore'ye asker yollanıyorsa, şimdi de komşu bölgelere amerika istedi diye asker yollanıyor. hamburger milliyetçilerini bütün bunlar ilgilendirmez. onlar ancak halkın amerika'ya karşı öfkesini istismar etmek için amerikan karşıtıymış gibi yaparlar. abd emperyalizmine karşı, avrupalı emperyalistlere karşı gerçekten mücadele edenler ortaya çıktığında da kendilerini tutamayıp amerikan çıkarları için sopaya sarılırlar. abd'yle hesaplaşmayı ancak film salonlarında, kurtlar vadisi'ni izlerken aklına getirenlerin ipliği pazara çıkmaktadır. yıllardır bu ülkenin bağımsızlığı için bu sömürü düzeninin değişmesi gerektiğini söyleyen sol haklı çıkmıştır. kendi çıkarları için bu ülkeyi yağmalayan ve yabancı tekellerin yağmalamasına ses çıkarmayan bir avuç sermayedarın elinde memleketimiz uçurumun kıyısına gelmiştir. türkiye amerika'dan da, amerikancılardan da, onların tetikçisi çetelerden de kurtarılmalıdır.


 nihat tarafından 28.10.2007 09:17:00 tarihinde yazılmıştır.
 selam dostlar... parti başkanımız uyuyor mu? hiç bir ses yok!


 erkalb tarafından 28.10.2007 01:05:01 tarihinde yazılmıştır.
 bu yeni-liberal önermelerin sonuçları ayrımsız tüm ülkelerde aynı sonuçları verdi. baştan yüksek reel faiz ve özelleştirilen şirketlerin ucuzluğu nedeniyle bu ülkelere döviz aktı. bu döviz bolluğu ithalatı ucuzlatarak geçici bir refah yaşanmasına neden oldu. fakat gerek dışarıdan gelen sermayeye ödenen yüksek meblalar, gerekse yabancı sermayeye satılan büyük kamu işletmeleri yoluyla ortaya çıkan kar transferi bütçeyi ve yine bunun yanında milli geliri olumsuz bir şekilde etkiledi. bunlar yanında düşük döviz kuruyla ortaya çıkan ithalat patlaması büyük cari açıklara neden oldu. bu durum sözkonusu ekonomilerin, varolan bağımlılık nedeniyle kırılgan bir yapının oluşmasını da kaçınılmaz kıldı. gerek 1997 uzakdoğu krizi gerek ardından oluşan krizler bu kırlgan yapının ürünleriydiler. bu politikaların uzantısı olan hemen tüm ekonomilerde şu veya bu düzeyde bu krizlerin etkileri görüldü. bizim örneğimiz en çarpıcı olanlardan biridir. ama bize geçmeden önce yeni-liberalizmin duayeni milton friedman'ın 2001'de özeleştiri bağlamında söyledikleri, aslında esasa ilişkin bir özeleştiri gibi değil, egemen bakışın sarsılmaz yoluna taş döşemek olarak görülmelidir. yine de dünün olmazsa olmazlarının bir çırpıda güverteden fırlatılıp atılması egemenlerin nasıl çürük tahtalar üzerine kaleler inşa ettiklerini göstermektedir. friedman şöyle diyor; "10 yıl öncesine kadar sosyalizmden dönüş yapan ülkeler için söyleyebileceğim 3 şey vardı: özelleştirme, özelleştirme, özelleştirme. fakat yanılıyordum. hukuk düzeninin özelleştirmeden muhtemelen daha temel bir nokta olduğu ortaya çıktı. "zaten bu yaklaşım değişik bir varyantıyla kendini, bir ara "tarihin sonu" nu getiren francis fukuyama'nın devlet bazında yaptığı dönüşte de gösteriyor. çünkü artık o'nun için özellikle 11 eylül sonrası temel mesele "devletin nasıl küçültüleceği değil, nasıl yapılandırılacağıdır." aslında krize çözüm olarak önerilen yolların daha derin krizlerin oluşmasına kapı araladığı, salt ortaya çıkan krizlerle değil yukarıda da dile getirdiğimiz ifadelerle görülüyor. üstelik bunlar, krizlerin yolunun nasıl kesileceği yolunda ahkam kesen, yeni-liberalizmin ne denli ağır felaketlere yol açtığı, ayrıca irdelenmesi gereken bir konudur ki sınıf bağlamından koparılarak anlaşılabilmesi hiç mümkün değildir. bir yanıyla ülkede yaşadığımız bu koşullar bildik verilerle bizleri yüzyüze getireceği gibi, sorunu kavrama kolaylığı da sağlayabileceklerdir. sınıf bilinci = ya olduğun gibi görün. ya da göründüğün gibi ol!


 erkalb tarafından 25.10.2007 22:41:20 tarihinde yazılmıştır.
 aşire'nin gözyaşları aşire'nin gözyaşları, bir silahtır açlığa ve yoksulluğa karşı. kin ve öfkedir mermileri. aksaray'daki bir mahallede çöpte bulduğu bir paket salamı eve getiren, 14 yaşındaki aşire'nin babası artık yaşamıyor. aşire' "biz çöpten topladığımız şeyleri yerdik, ama hiç böyle olmamıştı. sabah kahvaltısını ben hazırlardım. o gün kahvaltı soframız zengin olacaktı. ben sofraya gelmeden salamı bitirmişler. neden bana bırakmadınız diye uzun süre ağlamıştım. kahvaltından bir süre sonra babamın midesi bulandı, kustu, hiç böyle olmamıştı". aşire'nin babası öldü, kardeşleri ve diğer aile üyeleri hastanede tedavi altında. bizim hangi koşullarda yaşadığımızın gerçeği. sağlık bakanlığının araştırmalarına göre, türkiye'de her yıl 12 milyon ekmek ve 2.6 milyon ytl çöpe gitmektedir. rapora göre, türkiye'de her yıl yaklaşık 44 milyar ekmek üretiliyor. gelir düzeyi düşük kesimlerde ekmek tüketimi çok daha fazla oluyormuş. peki, bu gıdaları kim tüketiyor. çalışan üreten biz isek neden çöpten beslenmek zorunda kalıyoruz. aşire bizden çok mu uzakta? böyle giderse çoğumuz böyle yaşamak zorunda kalmıyacakmıyız? dokunun aşire'nin gözyaşlarına korkmayın, dokunun. aşire bizden biri, aşire bizim kızımız, aşire milyonlarcamız, aşire sefaletimizin öyküsüdür. aşire biziz.


 erkalb tarafından 24.10.2007 21:13:02 tarihinde yazılmıştır.
 "hakiki vatansever sosyalisttir. eğer sen halkın için daha iyi bir hayat istiyorsan, bil ki vatansever sensin. yakıştıramıyorsan sen halkına itilip kakılmayı, sömürülmesini, toplumun bu durumda olmasını, ozaman hakiki vatansever sensin." -yurtseverlik diyoruz, şoven milliyetçilik ve hatta milliyetçilik değil. mesela kürt halkına ve diğer azınlıklara karşı düşmanlık yurtseverlikle bağdaşmaz. yurt, vatan tanımının içindeki esas öğe taş, toprak, ırmak, deniz değil; insadır. diğer her şey ancak insanla anlamını bulabilir. İnsan da diliyle, kültürüyle, geçmişi, bugünü ve geleceğiyle insandır. yurtsever bakış ortak vatan çatısı altında yaşayan türk, kürt kimliğini, laz, çerkez, arap, gürcü gibi bütün milliyetlerin kimliklerini birbirlerine tehdit değil, birbirlerinin güvencesi, tamamlayanı görür. yurtsever tutum bu bakımdan milliyetçi tutumdan ayrılır. yurtseverlik mesala bu toprakların türkler gibi sahibi kürt insanına onun emperyalistlerin safına itecek şekilde ayrımcılık duygusu yaşatmadan, birleştirici bir akla ve yüreğe sahip olmayı gerektirir. bugünün koşullarında tutarlı milliyetçilik dahi türk-kürt kardeşliğini gerektiriyorken, yurtseverlik tamamıyla bu ülkeyi ortak vatan bilen bütün halkların birbirinin varlığına saygı duymaları temelinde mümkündür. yurtseverlik aynı zamanda ezilenlerin enternasyonalist dayanışmasına çıkar. yurtseverliğin en net ifadesi insanı insanın kurdu değil, yoldaşı gören sosyalizm ve enternasyonalizmdir. -abd'nin türkiye'den her talebi onun bir devlet olarak egemenlik haklarını yok ediyor ve ulusal varlığını tehdit edecek sonuçlara sürüklüyor. ab'ye dahil olma sürecide benzer özellikler taşıyor. ab'ye dahil olabilmek adına, türkiye'nin kamu varlıkları talan ediliyor, sosyal güvenlik kurumları çökertildi, tarım ve hayvancılığını yok etme süreci hızlandırıldı. türkiye, ulusal kurtuluş savaşından bu yana ulus olarak, ülke olarak olumlu anlamda ne yapabildiyse, ne kazanabildiyse, emekçi sınıflar, hayatı yaşanabilir kılmak adına hangi hakları elde edebildiyse şimdi bunlar bir bir yitiriliyor. türkiye'de kendi iktidar ve geleceklerini emperyalizm ile işbirliğinde gören güçler, ülkeyi bir felakete sürüklüyorlar. böyle giderse, türkiye'yi abd'nin güdümünde, onun dünya üzerindeki egemenlik savaşının bir parçası olan, gençleri cepheden cepheye sürülen ve kendi içinde ve komşularıyla kavgalı bir ülke haline getirecekler. bugünkü işbirlikçi politikaların varacağı yer budur. türkiye'de ve dünyada halkların çıkarları, savaştan değil barıştan geçiyor. abd oyunlarının bir parçası olmayı değil, onlara karşı durmayı gerektiriyor. bu, çıkarları bu düzenden yana olmayan bu ülkenin emekçi sınıflarının öncülüğünde gerçekleştirilebilir. bu ülkenin gerçek yurtseverleri olan sosyalistler-komünistler, devrimci ve demokratik güçleri, emperyalizme, faşizme ve halklarımızı birbirine düşman eden şovenizme karşı mücadele en ön saflarda yeralmaya adaydırlar. türkiye'yi kürdüyle türküyle her milletten, laiki dindarıyla her inançtan insanıyla kendi içinde ve bölgesindeki halklarla barış içinde bir arada yaşayan bağımsız ve demokratik bir ülke haline getirebiliriz. bu görev, bu ülkenin gerçek yurtseverlerinin önünde beklemektedir.


 martı tarafından 22.10.2007 12:52:11 tarihinde yazılmıştır.
 bugün içimde tam 12 ayrı acının sancısı var bakın bakın sanki olduğundan daha karanlık güneş ve kulaklarımda hiç tanımadığım tam 12 kardeşimin son çığlıkları... çılgınlık bu bu kaybolmak yokolmak bu acı keder bu zorunlu elvedalar.... hangi el hangi katıksız inanaç tam 12 saf ruhun ilmeğini çektirebilr bir zamanlar aynı marşı okumuş aynı havayı solumuş olanlara... nasıl bir tükenmişliktir ki bu benimyaşımda daha belki sevilmemiş hiç sevişmemiş baba olmamış ata olmamış kimselere yar olmamışları gurursuz bir ihanetin eşliğinde ölüme yolculamaktadır... iki erkek kardeşim var benim.içim titriyor onlara bakarken... ve biliyorum ki şimdi bu vakitler tam on iki evde insanlar bakarken içlerininb titrediklerinin apansız ve kadersiz kaybolmuşluklarına alışmaya çalışıyor baştan ayağa içleri cehennem ateşleriyle yanarken... vatan sağolsun... evvet vatan sağolsun şimdi o vatan toprağı evlat evlat vatan toprağı... ama yeter yetr değil mi... hangi cümleyle sindirilebilir bu hesap sorulamaz acının iç burkan çaresizliği bu amaçsız kıyım bu her gün kan verdiğimiz kanadığımız ulus olarak kanımızı akıttığımız savaş nihayete kavuşssun... bu gün içimde daha önce hiç tatmadığım kırılgan bir sızı var... kırık bir parmak gibi nereme değse canım yanıyor... adı adı yok ama adını aldıkları dilimi burkan kan tadında... bir yerlerinde ulusumun ve ulus toprağımın birileri benim nefes almam için soluklarından geçiyor... eziliyorum...


 erkalb tarafından 21.10.2007 22:52:15 tarihinde yazılmıştır.
 lekesİ sİlİnmez bİr savaşin yolu bu...!!!! yeni katliamların yolu İsimler, yaşanan şehirler değişse de yoksulluğun diğer adı yoksunluklarla aşağılanan yaşamlar, kölece sömürüyle tüketilen umutlar ve beklentisizliğin sömürücüsü ırkçı, şoven milliyetçiliğin nefret tohumlarıyla zehirlenip tüm bunların sorumlusu sınıf düşmanına teslimiyet değişmiyor. kendi davası için dövüşmeyenler düşmanı için, sınıf düşmanı tekelci asalaklar için, onların azami karları için azami sömürü düzeninin güvenliği uğruna dövüşüyorlar. kanlarını akıtıp, kan döküyorlar. sonuçta 20 küsür yıllık kirli bir savaşın, 40 binlerle sayılan ölünün kanları üzerinde bir sefahat dünyası kuran kapitalistler, krizlerle sarsılan dünyanın en hızlı ve istikrarlı büyüyen birkaç ülkeden biri olan türkiye´nin proletaryasını hala sessiz, sorunsuz kanırta kanırta sömürebiliyorlar. türkiye proletaryası yeter demezse bu sömürü de, halklar arasında düşmanlık ta büyütülmeye devam edecektir. ucu emperyalizmin tasmasında arap ve acem halklarının üzerine saldırtılmaya ve lekesi asla silinemeyecek yeni kirli savaşlara koşulmaya uzanan bir yol bu. bu yolda yürünüp yürünmeyeceğini belirleyecek adımlar ırkçı, şoven kışkırtmalar ve provokasyonlar karşısındaki duruşla belirlenecektir. proletaryanın kapitalistler için dökülecek kanı yoktur. alinti pkk'nın yaptıklarının emekçi kürt halkına ve emekçi diğer insanlarımıza, bizlere faydadan çok zarar getirdiği, (kabul edilemez olsa da) toplum üzerinde baskı kurma aracı-nedeni haline gelmesine ve mücadele alanlarımızın yok edilmesine hizmet ettiği bir gerçek. nedeni bizler-emekçiler (emeğini satarak yada satamayarak geçinmeye çalışan insanlar) tarafından hiç sorulmaz mı acaba? ayrıca, ükesinin güney ve güney-doğu sınırlarını türlü çeşitli bahanelerle koruyamayan..., içerideki terörü önleyemeyen, toplumsal uçurumlar, düşmanlıklar, bireysel ve toplumsal yıkımlar yaratılmasına neden olan bir devlet olur mu? bu nasıl devlet? ondan sonra da sınır dışı operasyon yapmaya çalışarak ortalığı birbirine katmak hangi akla sığıyor. bu kimin devleti? bizim, emekçilerin devleti olmadığı kesin... artık (liberalizm, serbest piyasa, patron-şahsi sermaye, global ekonomi hikayeleri değil) başka bir devlet sistemi arayışı içinde olmanın zamanı çoktan geçmektedir bile. sadece askeri tedbirlerle de terörü durdurmak mümkün olmadığına göre bu patırtının arkasındakiler nedir diye de sorulmaz mı acaba? yanıtı-yolu yukarıdaki yazıdır herhalde. başka türlü değerlendirmenin bu dünyanın gerçekleriyle bağdaşmadığını, makro dan, mikro düzeydeki sorunların çözümüne hizmet etmediğini, çözümün bilimsel sosyalizm ve sosyalizm mücadelesinde olduğunu düşünmekteyim. ya siz? böyle gelmiş böyle gider; kan gövdeyi götürür, yıkılan yıkılır, ayakta kalan ayakta kalır, sular durulduğu yerde durulur ve bir şekilde başımızın çaresine bakarız diye mi düşünüyorsunuz? e bu insan aklı ve onuruyla; kendi kaderini tayin etmek, geleceğine sahip çıkmaya çalışmak düşüncesiyle bağdaşıyor mu? öyle düşünmediğinize eminim.


 erkalb tarafından 02.10.2007 21:53:21 tarihinde yazılmıştır.
 serbest piyasa! - kapitalist ekonomiler her zaman sömürecek insan, bölge, azınlık-ırk, düşünce... ve ülkeye ihtiyaç duyduğuna göre halkımızın bütün temel hak, hürriyet, refah ve kardeşlik istekleri bu sisteme razı oldukları sürece gerçekleşmeyecek. görünen o ki, topluca daha büyük acılar da yaşayacağız ve yaşanmasınada neden olacağız. ne zaman nüfusumuzun büyük çoğunluğu uyanır ve sistem olarak bir üst aşama ve emeğin-işçi sınıfının, yani bizlerin iktidarı olan sosyalizmi talep eder, ve bunun yegane uygulayıcısı olabilecek öncü komünist parti ve yetişmiş kadroları ile el ele, omuz omuza ve kararlılıkla, bilimin-aklın ve insanlık düşüncesinin yolunda ilerlerse o zaman daha yaşanası bir dünya elde edebiliriz. yoksa yıllar geçmeye canlar yanmaya, hayaller sönmeye devam edecek.... tkp'nin parti programını birkez daha okumakta fayda var diye düşünüyorum. ya siz? http://www.tkp.org.tr/secim2007/belgeler_partiprogrami.html


 erkalb tarafından 22.09.2007 22:18:03 tarihinde yazılmıştır.
 zamanımızda üretim araçları o derecede mükemmelleşti, bilim ve teknik o kadar hızlı tempolarla gelişti ki, artık, yer yüzünde yaşayan bütün insanlığın maddi ve manevi ihtiyaçlarını tamamiyle karşılayabilme olanakları belirdi. uzmanların hesaplarına göre, çağımızda üretim güçlerinin bilim ve tekniğin insanların yararına kullanılması koşulu ile yer yüzündeki bütün insanlar bolluk içinde yaşayabilirler. bu, neden olmuyor? sosyalist olanların dışındaki ülkelerde yaşayan insanların sadece onda biri normal bir hayat geçiriyor, onda dokuzu ise yarı aç bir ömür tüketiyor, dünyada bilgi çağında bulunan insanların bir bölümü okuma-yazma bilmiyor. bu durumun suçluları kimlerdir? bir avuç aç gözlünün çıkarı uğrunda dereler gibi emekçi kanı akıtılmıştı, bugün de akıtılmaktadır. korkunç nükleer savaş için milyarlar sarf edilmekte ve hidrojen bombalarının uğursuz hayalleri insanlara rahat uyku uyutmamaktadır. bu kabusların suçluları kimlerdir? doğanın en güzel yaratığı olan ve türlü türlü yeteneklerle cömertçe donanmış bulunan insanların büyük bir çoğunluğu, bu görkemli yeteneklerini geliştirip ortaya koymak olanaklarından yoksun kaldıktan başka, sömürü, sosyal adaletsizlik, açlık, sefalet, işsizlik, ve pahalılık mengenesinin dişleri arasında ezilip boğulmakta, hastalıklardan kırılıp gitmektedir. bütün bunların suçluları kimlerdir? göğüslerine vura vura kendilerinin en uygar insanlar olduklarını söyleyen, fakat kara derili insanları insan yerine koymayanların bu düşmanlıklarından kimler suçludur? İnsanlığın boynuna sömürgeciliğin lanet halkasını geçiren ve hala on milyonlarca insanı bu yüz kızartıcı esaret prangası altında inletenler, bu suçlular kimlerdir? hayır. kimlerdir, dememek lazım. kim? kim? kim? bütün bunların bir tek suçlusu vardır. o da kapitalizmdir. yoksullukla zenginlik arasında uçurumlar yaratan savaş kışkırtıcılığını, sömürü soygunculuğunu ve ırkçılığı devlet politikası haline getiren, halkın yarattığı maddi ve kültürel değerleri bir avuç monopolistin çıkarları uğrunda savaşlarda yok eden, emek insanını yoksulluklar içinde süründüren, bilim ve tekniğin en yeni buluşlarını genellikle onun zararına uygulayabilen kapitalizm. İnsanlığın yarattığı muazzam zenginliklerin, bütün üretim güçlerinin, çağdaş bilim ve teknik buluşlarının emekçilerin yararına kullanılabilmesi için, belirli sosyal koşulların yaratılmış olması gerekir. yani, halkların nefret ettiği kapitalizmin ortadan kaldırılması, tek amacı bütün insanlara mutlu, özgür, gerçekten insani bir yaşayış sağlamak olan yeni toplumun yer yüzünde kurulup sonsuzadek yaşaması gerekir. İnsanlığı, savaşlardan ve sayısız değerlerin tahribinden yalnız bu toplum kurtaracaktır.


 ömer tarafından 01.09.2007 13:03:19 tarihinde yazılmıştır.
 elbet birgün bizde iktidar olacağız. yaşasın komik parti. diğer partiler bence daha komikler :d


 kocaayak tarafından 22.08.2007 21:22:02 tarihinde yazılmıştır.
 esas tehlike daha yeni başladı bu ülkede, ya da başlayacak cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra...bekliyor ergenekon, bekliyor gençlik, bekliyor türk insanı ve bekliyor sorumlu sessizlik bu ülkede olacakları...bekliyor kemalistler bekliyor, bekliyor...bu ülke bizim, bu topraklar bizim...biz kimmiyiz???biz türk olmaktan gurur ve onur duyarak mustafa kemal atatürk'ten öğrenmiş türk gençliğiyiz...bekliyoruz...saygılarımla



sayfalar : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36
 
önceki haberler için arşiv bölümüne bakınız
sitede şu an 65 kişi var | site istatistikleri | komikparti.org 2003-2009
portalconcept v3d by mariachi

  ahiret sualleri!

hangisi daha büyük bir katildir?

saddam
bush
evren
sesini çıkarmayan ben


4988 kişi oyladı.
  yazı dizileri!
eşeğin boynuzu
büyük onursal liderimizin yaşam öyküsü - bölüm : I II III IV V VI
odc bölüm : I II III IV V VI VII VIII
   
  eşek dili!
gladio mu dediniz?

tuna caddesinin türkiye tarihindeki önemi

türkiye hür ve kabul edilmi? masonlar derne?i'nin genel merkezi ankara'da tuna caddesiyle adakale soka?yn kesi?ti?i yerdedir.

önemli amerikan karargahlaryndan tuslog'un binasy, mithatpa?a caddesinde, tuna caddesiyle kesi?ti?i noktadadyr.

özel harp dairesi, 1952 yylynda seferberlik tetkik kurulu adyyla ankara'da tuna caddesinde bulunan bahçe içindeki bir binada kurulmu?tur. ilk komutany dani? karabelen'dir.

kybrys'taki türk mukavemet te?kilaty (tmt) isimli yeralty örgütünün merkezi, 1958'de özel harp dairesi tarafyndan yine tuna caddesinde bulunan kybrys ö?renci yurdunda kurulmu?tur. yani bary? döneminde yurt içinde devletin askerleri, sivil sava? merkezleri kurmu?lardyr.

gördünüz mü gladio'yu?.. sermaye, amerikan güçleri ve yerel özel sava? örgütü.. bir reklam spotu gibi.. üçü bir arada!.. afiyet olsun!..

kybrys için kuruldu?u söylenen tmt'nin yapysy da, türkiye'deki özel harp konusunda ipuçlaryyla doludur.

tmt'nin asyl komutany, özel harp dairesi ba?kany dani? karabelen'dir. kod ady cankurt'tur. kybrys'a gönderilen yerel tmt lideri albay vuru?kan'yn kod ady bozkurt, mucahitlere genel olarak kurt denmektedir.

1960'ly yyllarda türkiye'de ele geçirdi?i ckmp'yi mhp ye dönü?türen "ba?bu?" alparslan türke?'in komandolarynyn genel olarak "bozkurtlar" olarak anylmasy bir tesadüf de?ildir sanyrym.

özel harp dairesi, mücahitlerin e?itimi için tarym bakanly?yndan edindi?i bir araziye özel e?itim kampy kurmu?, burada e?itti?i sivillere askeri kyyafet giydirmi?tir. bu kamplaryn faaliyeti günümüze kadar devam etmi?tir. kamplarda insanlara amerikan ordusundan tercüme "komando" ve "gizli harekat" e?itimi verilmi?tir.

kybrys'ta kurulan özel sava? örgütü tmt'nin lideri vuru?kan'a 12 maddelik özel talimatta "özel harp dairesi'nin onayy alynarak öldürme" yetkisi verilmi?tir.

bu talimatyn 6. maddesinde, "kybrys'ta tmt'ye veya türk toplumuna yönelik; hainlik, casusluk, bozgunculuk faaliyetlerinde bulunanlar liderin ba?kanly?ynda özel bir kurul tarafyndan cezalandyrylacaktyr. ancak, yslah edilmedikleri için ortadan kaldyrylmasy gerekenler olursa, bunun için özel harp dairesinden izin alynacaktyr." denilmektedir.

tmt için bozguncu kime denir? mesela "karde?im biz ?urda rumu türkü birlikte bary? içinde ya?yyoruz.. kimse kary?masyn" diyenler mi?.. yyllardyr birlikte ya?ady?y rumlarla ili?kilerini sürdürenler mi casus olarak nitelenmi?tir?.. yoksa, kybrys'yn ba?ymsyzly?yny isteyenler hain olarak my nitelenmi?tir?.. subjektif kriter nedir?.. tmt, özel harp dairesinin emriyle kaç ki?iyi bu gibi gerekçelerle öldürmü?tür?..

tmt liderine bu talimaty veren özel harp dairesi, türkiye'de "yslah edilmedikleri gerekçesiyle" kaç ki?inin ölüm emrini vermi?tir?

"ba?bu?" alparslan türke?'in davadan döneni vurun!.. ben dönersem beni de vurun!.. sözünün de sebepsiz olmady?y ve sadece içinde bulunduklary örgütün ana kuralyny açyklady?y böylece anla?ylmy? olmaktadyr sanyrym..

kybrys'ta tmt için uygulanan kurallar türkiye için geçerlidir... çünkü tmt, özel harp dairesi'nin yavrusudur.

özel harp dairesi, eski komutanlarynyn da soyledi?i gibi "so?uk sava?" ko?ullarynda ve dönemin ihtiyaçlaryna göre kurulmu?tur. dönemin ihtiyacy, i?gal altyndaki vatan topra?yny korumak de?il, ülke içinde amerikanyn ve yerli temsilcilerinin istemedi?i dü?ünceleri savunanlaryn yok edilmesidir.

özel harp dairesi, bundan dolayy genelkurmayyn inkar etti?i bilinen ve bilinmeyen birçok karanlyk, kanly olayyn teorik planlayycysy durumundadyr. tabii j3'ün kontrolü altynda.

genelkurmay ba?kanly?y, veya turkish general staff kendilerine her ne diyorlarsa alsynlar belgelerini çyksynlar bir televizyon programyna tarty?synlar. hatta ça?yrsynlar biz e?ekler de gelelim.. ülkemizin bir dönemini aydynly?a kavu?turalym. öyle bazy yazarlara yaptyklary gibi savcyly?a ?ikayet edip çekilmekle olmaz bu i?ler.. (adresleri telefonlary biliyorsunuz bir mesaj atyn ya da aldyrtyn i?te nasyl isterseniz)..

konunun etrafyndan dola?arak, psikolojik harp teknikleri kullanarak ve tehditlerle bu i? çözümlenemez.. syky?ynca devlet syrry diye de yan çizilmez.. gelirken, amerikayla yaptyklary gizli anla?malaryny ve gerekçelerini, sonuçlaryny da yanlaryna alsynlar..

mevcudiyetlerinin yegane temeli neymi?, herkes görsün..

yahu, co?tuk gene aldyk aty gittik.. bir de altyncy madde kapsamyna girmeyelim ?imdi!..

yok canym, herhalde içlerinde bir avuç "bizim o?lan" da vardyr..

bunu yazan, her an ekleme çykarma yapma yetkisine sahip bulunan bozguncu ?ahsiyet: e??o?lube?kulak

 ali_tarik     20.01.2006


* öncekiler için arşiv'e bakınız