nihat tarafından 16.04.2004 23:12:13 tarihinde yazılmıştır. ** size birhikayatım var. adı: tıkandı baba!... bakalım ne ve kim tıkanmış?..**
>
> >
>
> > sultan mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. dolaşırken
>
> > bir kahvehaneye girmiş oturmuş. herkes bir şeyler istiyor.
>
> > tıkandı baba, çay getir
>
> > tıkandı baba, oralet getir. vb
>
> > bu durum sultan mahmut'un dikkatini çekmiş.
>
> > hele baba anlat bakalım, nedir bu tıkandı baba meselesi?
>
> > uzun mesele evlat, demiş tıkandı baba
>
> > anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. tıkandı baba
>
> > da peki deyip başlamış anlatmaya;
>
> >
>
> > bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve
>
> > hepsi de akıyordu. benimki de akıyordu ama az akıyordu. "benimki de
>
> > onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. bir çomak aldım ve oluğu
>
> > açmaya çalıştım. ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya
>
> > başladı. bu sefer içimden " onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki
>
>eskisi
>
> > kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya
>
> > başladı. ben yine açmak için uğraşırken cebrail göründü ve
>
> > tıkandı baba, tıkandı. uğraşma artık, dedi. o gün bu gün adım "tıkandı
>
> > baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. şimdide burada
>
> > çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.
>
> >
>
> > tıkandı baba'nın anlattıkları sultan mahmut'un dikkatini çekmiş. çayını
>
> > içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;
>
> > hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. her dilimin altında bir
>
> > altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.
>
> >
>
> > sultan mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi
>
> > baklavayı getirmişler. tıkandı baba'ya baklavaları vermişler. tıkandı
>
>baba
>
> > baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " uzun zamandır tatlı da
>
> > yiyememiştik. şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden
>
>geçirmiş.
>
> > baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. yolda giderken "ben en iyisi
>
> > bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol
>
> > kenarına geçip başlamış bağırmaya
>
> > taze baklava, güzel baklava ! bu esnada oradan geçen bir yahudi
>
> > baklavaları beğenmiş. üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve tıkandı baba
>
> > baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını
>
> > karşılamış. yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. bir dilim baklava almış
>
> > yerken ağzına bir şey gelmiş. bir bakmış ki altın. şaşırmış, diğer dilim
>
> > diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. ertesi akşam
>
> > yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye.
>
> > sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler.
>
> > tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak
>
>için
>
> > aynı yere gitmiş. yahudi hiçbir şey olmamış gibi
>
> > baba baklavan güzeldi. biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım,
>
> > demiş. tıkandı baba da
>
> > peki, demiş ve anlaşmışlar. tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve
>
> > yahudi de her akşam tıkandı baba'dan baklavaları satın almış.. aradan bir
>
> > ay geçince sultan mahmut ;
>
> > bizim tıkandı baba'ya bir bakalım, deyip tıkandı baba'nın yanına gitmiş.
>
> > bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. girmiş girmesine ama birde
>
> > ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. sultan;
>
> > tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş
>
> > geldi sultanım
>
> > peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
>
> > efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.
>
> > sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
>
> > anlaşıldı tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve
>
>devletin
>
> > hazine odasına götürmüş.
>
> > baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar
>
>gelirse
>
> > hepsi senindir, demiş. tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin
>
> > içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü
>
> > düşecek. sultan demiş;
>
> > baba senin buradan da nasibin yok. sen bizim şu askerlerle beraber git
>
> > onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış
>
> > alın bu adamı üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş
>
>beğensin..
>
> > o taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. padişahın
>
> > adamları "peki" deyip adamı alıp üsküdar'a götürmüşler.
>
> > baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. baba,
>
> > niçin, demiş. askerler
>
> > hele sen bir beğen bakalım demişler. baba şu yamuk, bu küçük, derken
>
> > kocaman bir kayayı beğenip almış eline
>
> > ne olacak şimdi, demiş
>
> > baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını
>
> > padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş
>
> > elinden kayıp başına düşmüş. adamcağız oracıkta ölmüş. askerler bu durumu
>
> > padişaha haber vermişler. işte o zaman sultan mahmut o meşhur sözünü
>
> > söylemiş;
>
> >
>
> > "vermeyince mabud, neylesin mahmut!..."
>
ali_tarik tarafından 14.04.2004 17:48:06 tarihinde yazılmıştır. seçmenseniz, eğitim görüyorsanız, çalışıyorsanız, evliyseniz veya bekarsanız, kadın, erkek veya çocuksanız.. özetle insanlığa dahilseniz,
markette alışverişte, veya sandık başında, peyniriniz, siyasi iktidarınız veya annan planınız hakkında seçim yapacaksanız, okuyunuz.. ilaç gibi gelecektir..
tabii okuyup okumamak da sizin seçiminiz..
mavi hapı alır, hiçbir şey olmamış gibi hayatınıza devam edersiniz..
essogluessek tarafından 13.04.2004 14:31:22 tarihinde yazılmıştır. fikir karıştırıcı cümleler...
sakıp ağalarının ardından gözyaşı döken işçiler...
cenazesinin başında nöbet tutan inzibatlar...
borsa hesapları yapan sermayedar "dostları"..
orta doğuya birkaç tane atatürk lazım diyen emerikalı yetkililer..
tekrar pkk ismini alma ihtimali olduğu söylenen kangren jel'e 6000 askerle operasyon hürriyette tek sütun
ırakta işgal koalisyonu katliamı.. genelkurmay başkanı hilmi özkök'ün, 5 nisan 2004'de emerikan hava kuvvetleri komutanı john p. jumper ile "büyük ortadoğu projesi" pazarlığı
chp'den ayrılan kemal derviş, genel başkanlığa aday olmayacağını kesin bir dille açıklamış.. tabii ki chp'den ayrılanlarla yeni bir parti kurulacak kemal bey ona katılacak..
annanın planı olarak anılan kıprıs karıştırıcının aslında abd tezgahı olduğunun itirafları..abd hükümet sözcüsü richard boucher, "ya bu çözüm var, ya da yok" dedi..12 nisan 2004
ben eşekim bennnn.. annan sözü dinlemedimmm..
kosa tarafından 13.04.2004 14:04:39 tarihinde yazılmıştır. (uğur'a) ılk once şunu belırteyım ben memur değilim onun için elbetteki memurların yaşadığı durumu tam olarak kavrayabılmem ımkansız ama politik açıdan baktığımda özelliklede o tabloları gordukten sonra ıster ıstemez türkiyede yaşayan memurların sorunlarını düşünüyorum sadece memurların değil bütün çalışanları yani işci sınıfının derdını dusunuyorum elbettekı bu ulkede diğer işcilere nazaran daha fazla maaş alarak çalışan işcilerde var ama genelıne baktığında çoğu kıt kanaat geçiniyor...gelelim avrupa ile kıyaslanma kısmına bençe karşılaştırmak lazım türkiye başbakanı ile almanya başbakanı arasında çok ufak bir fark var ama almanyada çalışan bir işci almanya başbakanına yakın bir maaş alıyor yada bir öğretmen almanyada başbakandan çok daha fazla bir maaş alıyor şimdi türkiyeye bakalım türkiyede bir işçi, öğretmen ile başbakanın maaşını kıyaslarmısın ki ampul hala maaşım yetmıyor diyor...birazda öğrenci sorunlarına değinelim ki öğrenci olmamdan kaynaklı beni en çok ilgilendıren kısım ampul özel bursları yasaklıyor ama kendi çocukları amerıkada özel burs ile okuyor...yeni geçirmeye çalıştıkları kamu yönetimi yasası ile üniversitelerin tamamen özelleştirilip paralı hale getirilmesi düşünülüyor nitekim ampul parası olmayan okumasın açıklaması yapacak kadarda küstahlaşıyor...bu duruma üniversiteden çıkan ses ne dersin yasal merciler sadece kendi kıcını kurtarmaya çalışıyor (yök)öğrenciler ise hiçbirsey yapmıyor çünkü yıllarca uygulanan stalinist politikalar nedeni ile öğrencilerde bir korku durumu hakim ilk önçe öğrenci kesiminde bu korkuyu yok etmek zorundayız ama hala akıllanmayan türk solu kurtulusu radikal eylemlerde arıyor.çok fazla daldan dala atladım sanırım ama sorunlar bir değilki. bu sorunların tamamen ortadan kalkması için devrim olması gerekiyor ama var olmayan bir işci sınıfı ilede devrim yapmak imkansız....
yorgunesek tarafından 12.04.2004 11:53:08 tarihinde yazılmıştır. sevgili nihat ve uğur, son iki mesajınıza takıldım da... artık biliyorsunuz sınıflardan değil "değer temelli" bakış açısından ele alıyorlar toplumu. böyle daha kolay iğfal ediliyor beyinler. değer temelli bakış açısında da sınıfların yerine bir şekilde stk da diyebileceğimiz örgütlenmeler ele alınıyor. eyvah, toplantı. görüşmek üzere.
ali_tarik tarafından 11.04.2004 22:40:52 tarihinde yazılmıştır. sevgili nihat, bir pazar akşamı sayıklama silsilesi var aşağıda...
sen gene uzun süredir komple yazmıyormuşsun ben hayatımda hiç yazmadım..
aslında uydurup durduğumu söyleyenler var hatta kaynağı ısrarla görmek isteyenler.. göstermiyorum tabii...
mesela ırakta emerikayla birlikte savaşın içinde olan ve ırak direnişçileriyle emerikan kukuletası arasında sıkışmış birçok türk askeri olduğu yolundaki şüphe, sadece bir rüya... yoksa ben nereden bileyim değil mi?..
arkadaşlar şu sivil toplum kuruluşları var ya, emerikancası ngo.. biraz bunlar hakkında yalan söyleyelim mi?
atilla ilhan dokundurur bunlara arada.. hiç sesleri çıkmaz.. gelen dolarları afiyetle yerler..
bir de ırakta geçen sene işgal koalisyonu karşısında "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" ve "düşmanımın düşmanı benim düşmanım değildir" anlayışıyla hareket eden. post düşkünü feodal şii mollazadelerin bu gün halkı ayaklandırmaları ve ayaklanma gerekçeleri garip geliyor..
tüm ülke igal edilip onbinlere varan insan, yaşına ve gözyaşına bakılmadan öldürülürken, bunlar kendi vatikanlarında keyif çatıyorlardı..
işin ucu kendi iktidarlarına gelince ucundan savaşa girdiler... o savaşı da kutsal bir gün uğruna ertelediler... umarım doğru çıkmaz ama bu arada işgalcilerle pazarlık yaptıklarını düşünüyorum... bakalım yarın göreceğiz... ırak daha doğum yapmadı...
kafanızı şişirdiğim için özür dilerim... nihat iç savaş çıkarmak istediklerini de nereden çıkarıyorsun o mübarek insanların?.. destablize, stablize.. destablize, stablize... karayolları genel müdürlüğü gibi bunlar.. kaç kere asfalta çevirdiler silindirle ezdiler görmüyonnuuu?..
gene ezerler..
köylerde ev yaparken çamura saman katarlardı.. sanırım artık bunun yerini tuğla ve priket aldı.. peki kullanılmayan saman eşeklere verildi mi?.. hayır..
kıprıs dip karpazda yaşayan soydaşlarımız oylamaya katılacaklar mı? onlara annanlarının planı okunup anlatıldı mı?..
marduk geliyor haberiniz olsun.. günahlarınızdan tiz arınasınız..
ıssız bir internet sitesine düşseniz yanınıza alacağınız üç şey?
1, 2, 3, 4...
hey gidi 141-142 heeyy... sizi özlüyorum... 3713'e iç güveysi gitmiş bizleri unutmuşsun öyle mi?.. fikrin bile sorulmuyormuş orada... yemeden içmeden kesilmişsin yazılan kitapları okumuyormuşsun artık... ne? emekli olduğun ve tetrar çalıştığın için vergi muafiyeti mi var?,.. e güzel.. çoluk çocuk, torunlar nasıllar?
paranoya ne güzel bir terlik markası olur di mi?
nihat tarafından 10.04.2004 23:44:30 tarihinde yazılmıştır. uzun süredir komple teorisi yazmıyordum. yeni bir teorem geliştirdim. diyorum ki; yıllardan beri ülkemizde iç savaş çıkarmak için uğraşanlar sol-sağ çatışması, alevi-sünni, laik-dinci çatışması denediler bir türlü amaçlarına ulaşamadılar... futbolda son yaşananlara "paranoyak" gözle bakınca... sanki diyorum... suriye'de provası yapılan ayaklanma ve çatışmalar, futbolu kullanarak bizde de yapılabilir mi?... örneğin: fener, beşiktaş ve trabzon puanları birbirleriyle eşitlenip, şaibeli hakem hatalarıyla taraftarlar birbirine düşürülüp, üstüne de diyarbakır'ın ligde düşme hattına itilmesi gibi bir durum yaratılınca... ooohhh, ballı börekli ve de kanlı katliamlı, döner bıçaklı, baltalı, kasaturalı bir çatışma... ne dersiniz?... yanında da şöyle seri atış yapan pompalı tüfekler... para-no yak'ım, para-no yak'sın, para-no yak...
ugur tarafından 09.04.2004 13:57:08 tarihinde yazılmıştır. özellikle yorguneşek'in yorumları gayet bilimsel ve doğrudur. ama sevgili arkadaşlar, sevgili eşekdaşlarım, emekçi bölünmesi falan değil ki bu! mesele şu: 1) "memur sayısı az, daha fazla emekçiye iş imkanı olmalı diyorum" tamam avrupa'daki memur nufüs oranına çıkalım diyorlar, daha fazla emekçi işe alınıyor. 2)"devletten 500 euro maaş alıyorum. bu maaşı avrupa seviyesine çıkaralım diyorum", toplum olarak, emekçiler olarak peki diyoruz. maaşım oluyor 2500 euro. iyi düzeyde maaşla birçok emekçimiz iş sahibi oluyor, hepsi durumundan memnun. tamam, bu durumda ne olur? "sınıf tahakkümüne rıza" gibi bir niteliği de olan egemenlik kavramını biraz daha emekçilerden yana taşımış olur muyuz? bence hayır. bu bir aldatmaca olur. hakim sınıf olduğu noktada kalır, biz 2500 euro maaşla 500 euroluk alışveriş yapamadığımız bir geleceğe yelken açarız. samanlığınıza iyi bakın,
yorgunesek tarafından 09.04.2004 10:50:22 tarihinde yazılmıştır. uğur, ali tarık, kosa ve pire'nin son mesajlarına ben de diğer taraftan bakabilir miyim? sabah otobüste karıştırdığım bir kitaptan bazı aktarmalar yapmak istiyorum. kitabın bir bölümünde İdeolojİ, hakİmİyet, dİrenç ve kültür polİtİkalarina yönelik çalışmalar ele alınıyor. williams, gramsci ve hall isimli araştırmacıların çalışmaları bu tartışmaya katkıda bulunabilir gibi geldi bana. İlki raymond williams'ın kültürün işleyişine dair bakışı: williams diyorki "her belirli dönemde örgütlenmiş, yaşanan, hakim ve etkili olarak tanımlanması uygun merkezi pratikler, anlamlar ve değerler sistemi vardır. bu hakim sistem statik bir yapı değil, sürekli bir içine alma süreci oluşturur. eğitim kurumları başta olmak üzere belirli kurumlar aracılığıyla değişik sınıfların yaşam koşullarına ait olan anlamlar ve değerler içerisinden yalnızca bazıları vurgu için seçilir; bu merkezi çekirdek dışında kalan anlam ve değerler sürekli olarak yeniden yorumlanır, sulandırılır ya da hakim kültür içindeki ögeleri destekleyecek ya da en azından karşıt olmayacak biçimlere konulur. hakim sistem böylelikle kendine karşıt pratikleri, anlam ve değerleri içine alabilmek için sürekli olarak kendini yeniden üretmek zorundadır" williams'ın çözümlemesi gramsci'nin hegemonya kuramına dayanıyor. gramsci'nin hegemonya kuramı siyaset biliminin otorİte, İtaat ve riza kavramlarıyla ilgili. siyaset biliminin temel kavramları siyasal iktidar ve güç kavramları ve bu gücün sürekliliği, modern toplumlarda artık yalnız zor kullanarak değil yönetilen sınıfların rizasi alınarak sürdürülüyor. matterlart da ideolojinin bir sınıfın tahakkümünün rasyonelliğine ilişkin göstergeler doğrusu olduğunu ifade ediyor. bu göstergeler, verili bir toplumun temelini gizleme işlevleriyle düzenlenmiştir. burada ideoloıji gerçek koşulları perdelemeye yarayan göstergeler oluşturuyor. başka bir deyişle egemen sınıf göstergeleri tersine çevirebilir, imgeleri öteki sınıfların, bunlari gerçeklİğİn kendİsİ olarak kabul etmelerİnİ sağlayacak şekİlde bozabİlİr".
ne alaka denirse, mesaj panosunda maaşlara yönelik söyleşiye ben aslında eğitim kurumları tarafından katılacaktım. diyecektim ki, bu ücretlerle kafamızı ....dan çıkaramıyoruz ki. en basitinden bizim adımıza neler olup bittiğini yorumlamasını da beklediğimiz öğretim elemanları. onların da payını aldığı yetersiz ücret politikası sonucunda çok basit bir döngü gerçekleşiyor. öğretim elemanları haftada 10-12 saat zorunlu ders yükünün dışında derse girdiklerinde (ünvanlarına göre saati 5 milyondan başlayan) ek ders ücreti alıyor. ücret yetersiz olduğu için ek ders almak zorunlu bir tercih haline geliyor. bu 10-12 saatlik ders yükü laf olsun diye belirlenmemiş, kalan zamanını bilimsel çalışmalara ayırması gerekiyor. zamanının çoğunu ders vermek, vereceği derslere hazırlanmakla geçiren öğretim elemanında kafasını kaldırıp etrafına bakacak hal kalmıyor.
neyse boşverin akşam otobüste yine devam edeyim, "otorite, itaat, rıza", otorite itaaat ve rızaaaa
pire tarafından 08.04.2004 23:30:53 tarihinde yazılmıştır. ben emekçi bölünmesi demiyorum..bence emekçiler çıkmışlar kendilerinden,kendilerine bakıyorlar..ülkelerinin gerçekleriyle beraber.farklı yorumlar,düşünceler olmabilmesi ne güzel emekçiler arasında da
ali_tarik tarafından 08.04.2004 23:09:01 tarihinde yazılmıştır. tipik bir emekçi bölünmesi diyorum...
emekçinin kendi verimliliğini yargılaması, ülkesinin ve milletinin bölünmez bütünlüğü şeklindeki paspartuya hapsolması .. biz adam değiliz ve olamayız.. adamlar yapmışlar kumkuması..
milli prodüktivite ajansı mustafa tınaz titiz efendi.. kablolar birbirine değdi..
saplar ve samanlar arasındaki uzlaşmaz olmayan çelişki..
bol saman zihni açar.. ama arpa da olmalı içinde..
eşekler, eşeklerin yönetimde söz sahibi olmadığı durumlarda çalışmalarındaki verimlilikten sorumlu değildir..
çelişkiler bitmezzz.. bazen unutulurrr.. unutturulurr
ugur tarafından 08.04.2004 11:15:31 tarihinde yazılmıştır. sevgili kosa, aşağıdaki yazıya katılamayacağımı belirtmeliyim. türkiye ila avrupa memur maaşlarını karşılaştırmak güzel ama başbakanın kendi maaşıyla avrupa başbakanlarının maaşlarını karşılaştırmasına benziyor. nasıl ona verilecek cevap "ülken ne kadar zengin ki onlar kadar maaş istiyorsun" cevabıysa, memurlara da verilecek cevap "ülken ne kadar zenginki o ülkelerin memurları ile kendini kıyaslıyorsun" olmaz mı? ben de memurum ama maalesef durumumuz şu: türkiye'de toplam memur sayısı avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında gerçekten de düşük. ama memurlarımızın (bizlerin)yaptığı toplam iş avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında çok çok daha düşük. bence bir avrupa ülkesi ülkemizde memurların verdiği, kalitesi ortada olan malum hizmetleri(!) çok daha az sayıda memur ile sunabilirdi. fakir bir ülke olarak bu işleri çok daha az memura yaptırmak zorundayız. ama bu arzu edilen birşey mi? tabi ki hayır. maaşım avrupa'daki memurlarınkine yakın bir düzeye çıksa, üstelik devlete daha fazla memur alınsa da üzerimdeki işlerden bazılarını onlarla paylaşsam ben istemez miyim? memur musun bilmiyorum, düşün bakalım bu bizlerin sorunlarını çözer mi?
kosa tarafından 08.04.2004 10:37:36 tarihinde yazılmıştır. ampul tayyip iş üstünde
tayyip iktidara geldiği günden bu yana "hortumcuya geçit vermeyeceğiz" yalanını atıyor. oysa uygulamaları, hortumcularla işbirliği halinde olduğunu gösteriyor. rakamlar gerçekten korkutucu: batan bankaların bizlere faturası 77 milyar dolar. geçtiğimiz hafta yapılan açıklamasıyla, devlet 15 milyar dolarlık kısmı 20 yıl içinde hortumculardan tahsil edeçeğini açıkladı. geriye kalan 62 milyar dolar ise, bizim cebimizden karşılanacak. yani, hortumcular bizim paramızı çalıyorlar ama onların borçlarını tayyip yine bize ödetiyor. işte size hortumcularla mücadele....
tayyip, sürekli enflasyon düşüyor, milli gelir artıyor yalanını atıyor. oysa buradaki gerçekler de tüyler ürpertici: son bir yıl içinde, memur maaşları %10.35 değer kaybetti. aynı işi yapan türkiyeli bir memurun maaşı 366 euro iken, bu rakam polonyada 513, finlandiyada 2164, hollandada 2464, lüxemburg ta ise 4400 euro.
tayyip, sosyal devlete saldırısını da sürdürüyor. avrupa'da en az memura sahip olan türkiye de şu anda 56 bin memur işten çıkartılmış durumda. kamu reformu ile varmak istediklri hedef ise 750 bin memurun daha işten çıkarılması. ayrıca bu yasayla sağlık, eğitim, ulaşım gibi sosyal haklar da tamamen özelleştirilecek, "parası olan için hizmet" uygulaması başlatılaçak.
tayyip, bunların hepsini, ülke dışına akan ve 2003 sonu itibariyle 6.1 milyar dolara ulaşan türk sermayedarlarının güçünü daha da artırmak için yapıyor. bu ise, bizim açımızdan sefalet ve işsizlik anlamına geliyo. biz ülke dışına akan dev sermayedarlar değil, eğitim, sağlık, iş ve daha iyi bir yaşam istiyoruz. bunları kazanmak için ise, önçe tayyip'ten, sonra da sermayedarlardan kurtulmamız gerekiyor.
(idea'nın 2. sayısından bi yazı)
ugur tarafından 08.04.2004 10:18:16 tarihinde yazılmıştır. kıbrıs'taki süreç referandum noktasına geldi.
konuyla ilgili bir fikri olmayanlar için iki liderin tavırları önemli tabi. ben de konuyla ilgili pek fazla birşey bilmeyen biri olarak denktaş ve popodopulos'un tavırlarına bakıyorum. papodopulos dün canlı yayında halkına seslendi. denktaş da sık sık canlı yayınlara çıkıyor. görebildiğim kadarıyla iki lider de 'hayır' diyeceklerini açıkladılar. ama hisleri birbirinden oldukça farklı. papodopulos üzgün görünüyor, denktaş ise çok sinirli. denktaş'ın açıklamaları gazetelere, "bunu imzalayan şerefsizdir, referandum ahlaksızlıktır, yüz karasıdır, bar bar bağırıyoruz 'hayır' diye, halka iyi anlatırsak 'hayır' diyecektir" vb. başlıklarla giriyor. türkiye'ye gelip cumhurbaşkanı'na şikayet etmeler, 'mgk kararına bakacağız' açıklamalarıyla askerden bu gidişe dur denilmesi için medet ummalar, bir gayretkeşlik... papodopulos ise özetle "bir devlet teslim aldım, bir toplum devretmek istemiyorum, ama referandum sonucu benim için halkımın talimatı olacaktır" diyor. yunan genelkurmay başkanı ile görüşme falan yapmışlığı da yok. iki lider de aynı renk oy kullanacaklar ama sandık başına giderken veya sonuçlar açıklanırken duyguları çok farklı olacak. biri bugün gelinen noktadan dolayı üzgün, sonuç istediği gibi çıkmazsa daha da üzülecek. diğeri bugün gelinen noktadan dolayı sinirli, sonuç istediği gibi çıkmazsa çok daha fazla sinirlenecek. kıbrıs sorununu baştan sona unutun gitsin; sizce iki liderin duyguları arasındaki bu farklılık nereden kaynaklanıyor?
yorgunesek tarafından 07.04.2004 10:40:00 tarihinde yazılmıştır. sevgili karakaçan, beden dili benim de ilgi alanıma girer, sonra isterseniz o konuda paslaşırız. sizin bopstar yorumunuzla ilgili minik bir ekleme yapayım, hepimizi teselli eder.
"bırakın burnunu karıştırsın!
avusturya'daki innsbruck üniversitesi akciğer hastalıkları uzmanı doktor friedrich bischinger, burun karıştırırken çıkarılanların vücuttaki mikroplara karşı koyan etkili bir ilaç olduğunu söyledi.
özellikle çocukların burunlarını karıştırmalarına engel olunmaması gerektiğini söyleyen bischinger, ''burun karıştırmak otomatik bir reflekstir. tıbben de çok yararlıdır. hatta içinden çıkanlar da vücuttaki mikroplara karşı koyan etkili bir ilaçtır, yenmesinde sanıldığı gibi zarar değil yarar vardır'' diye konuştu.
burnun parmakla karıştırılmasının ''mekanik bir temizlik'' olduğunu belirten doktor bischinger, parmakla yapılan temizliğin mendille yapılandan daha etkili olduğunu söyledi. "
karakacan tarafından 06.04.2004 14:12:26 tarihinde yazılmıştır. stratejik efendimiz abd'nin dışişleri ( dünyayı düzenleme/düzme ) bakanı,
kunta kinte'nin torunu kalın powell,alman zdf televizyon kanalına yaptığı
açıklamada türkiye'yi bir " islam cumhuriyeti " olarak niteleyince,kimileri
görmezden geldi,kimileri "sürç-ü lisan" dedi , kimilerine göre "ağzından kaçtı",
kimilerine göre de "baklayı ağzından çıkardı " ! bana sorarsanız hiç biri değil .
emperyalist süper gücün dünyaya abd çıkarları yönünde nizamat verme
planları çerçevesinde büyük ortadoğu projesi senaryosunda,powell'ın bu
herzeyi yeme zamanı gelmişti ve o da yedi ! yani kalkıp da kendi başına
böyle bir laf etmiş değil .( bop ) sürecinde,bu sözün,bu kavramın gündeme
taşınması aşamasına gelinmişti .
abd dışişleri bakanlığına göre "dil sürçmesi" ! ."yanlış anlaşılma " ! .
dünyada dili sürçmeyecek tek bir meslek mensubu varsa ,o da diplomattır .
diplomasi dili,kılı kırk yararak sözcük seçmesi,amacını yanlışsız ve de
"acıtmadan" ifade etmesiyle diğer anlatım biçemlerinden ayrılır .sözcükleri
bir diplomattan daha da özenle seçen başka bir meslek yoktur .bu yüzden,
abd diplomasisinin başındaki adamın,amacını yanlış sözcüklerle ifade
ettiğini ve yanlış anlaşıldığını,siz benim külahıma anlatın !
daha önceki aşamada gündeme konan "ılımlı islâm" kavramı yeterince
gündemde tutulup "millet" bu kavrama alıştırılınca,sıra "millet"i,"ümmet" olma
yolunda "türkiye islâm cumhuriyet"ine ısındırma ve alıştırmaya geldi .
bu nitelemenin,genelkurmay ikinci başkanı başbuğ'un vaşington'daki
"hem laiklik hem de ılımlı islâm bir arada olmaz,türkiye laik bir devlettir"
açıklamasından ( 19 mart ) yaklaşık 12-13 gün sonra yapılması,ayrıca
çok anlamlıdır ve başbuğ'a bir yanıt ve yalanlama,"sen de kim oluyorsun !"
meydan okuması sayılabilir .
kunta kinte'nin torununun "türkiye islâm cumhuriyeti" açıklamasından bir gün sonra
ege ordu komutanı org . tolon'un : "80 yıllık türkiye cumhuriyeti'ni ve onun
temel niteliklerini bilmiyorlarsa bundan sonra öğrenirler . türkiye'nin temel
niteliği,laik,demokratik,sosyal hukuk devletidir .bunu 50 senedir dostumuz
ve müttefikimiz olanlar bilmiyorsa herhalde bundan sonra öğrenir " şeklindeki
tepkisinin,stratejik efendimiz (dostumuz) tarafından görülmezden gelinmesi bir yana,
işbirlikçi sermayenin elindeki göt yalayıcı yalaka medyanın da görmezden
gelmesi,tarihsel/belgesel bir kanıttır .org. tolon'un,her gazete ve gazeteci
için sürmanşetlik bu açıklamasına (örneğin) en bü/yük ! gazete hürriyet
tek bir sözcükle bile değinmemiştir .(4 nisan pazar ege baskısından söz ediyorum.
diğer baskıları bilmiyorum) .hürriyetin o günkü başlığı,iki kızını öldüren bir
baba'nın haberine ayrılmıştır .ama ne ilk sayfada ne de ara sayfalarda,
org. tolon'un,powell'ın demecine tepkisine yer verilmemiştir .ama günahlarını
almayayım ,17. sayfada tolon ile ilgili bir haber var : "bozcayaka köyünde
köylülerle birlikte yemek yiyen org. tolon,hasta yaşlı bir kadını koluna
girerek doktora götürmüş " ! . haber bu kadar.art niyetli olmayan bir kişinin
çıkıp da bana,hürriyetin ,tolon'un abd'ye adeta kafa tutan açıklamasına niçin yer
vermediğini,haber değeri görmediğini açıklaması mümkün mü ?
işbirlikçi yalaka medya,zaten bilinen ihanetini bu somut tutumuyla da
tarih önünde kanıtlamış oldu .
bop çerçevesinde türkiyede abd tarafından kotarılan akp iktidarının abd
senaryoları gereği "ılımlı islâm"ı türkiyede yaşama geçirmesi ve stratejik
efendimizin kendisine tebliğ ettiği görevleri harfiyen yerine getirmesi
görevin elbette ki sadece kendine düşen yanı .iki partili olmak üzere
dizayn edilen "türkiye islâm cumhuriyeti"nde,bir de "öteki" parti var :
muhalefet partisi chp .altı okundan "laiklik" olanı,islâm cumhuriyeti
ile uyuşmayan chp .bunun da çaresini düşünmüş stratejik efendimizin
strateji ve taktik ustaları : chp'ye de dinsel bir kimlik kazandırıp,islâm
cumhuriyeti'ne yakışır bir parti haline getirmek ! işte şimdi o düğmeye de
basıldı . 28 mart seçim gecesinden beri ekran ekran gezip camilere,
cemevlerine gittiğini,edirne selimiye camiine ve hac'ca yaşlı müslümanları
otobüslere doldurarak nasıl gönderdiğini anlatan,iki lafının arasına "allah,
iman" sözcüklerini sıkıştıran şişli belediye başkanı rüzgargülü "chp
camilerle barışmalı" manşetinin radikal'de yer almasını sağlayarak,
chp'nin ne olacağının yolunu açarak görevini ifa etti . seçimden beri,
üstüne vazife olsun olmasın tüm medyanın,tüm kalemlerin,tüm yalakaların
chp'nin başarısızlığını ve değişmesi gerektiğini dillerine dolaması
boşuna değildir .kemal derviş'in koltuğa özel parlatılması,düne kadar susarken
başkanlıktan düşen celal doğan'ın bildiklerini ( ! ) kusmaya başlaması...
(bu arada,chp'ye ilişkin kişisel görüşlerim saklıdır ! ) .
türkiye kabuk değiştiriyor beyler ! küreselleşme makyajlı emperyalizmin
ortadoğuda abd çıkarları gereği bize biçtiği gömlek geçiriliyor sırtımıza .
yasama ele geçirildi,yürütme ele geçirildi,yargı ele geçirildi,yerel yönetimler
ele geçirildi...çankayada bir yalnız adam,birbiriyle dalaşmakta bölük pörçük
küçük küçük siyasal partiler,altı boş sivil toplum örgütleri,sahibinin sesi bir
medya,bir o yana bir bu yana yalpalayan zinde kuvvetler ( ! )...
el fatihaaaa !!!
karakacan tarafından 06.04.2004 14:11:24 tarihinde yazılmıştır. popstar kuyruklarında geceleyip telef olan , kolay yoldan , çabuk yoldan ünlü ve
zengin olabilmek için jürinin hakaretlerini,aşağılamalarını sineye çeken ama
yine de bir bok olamayan, düşleri bir başka popstar elemesine kalan
kardeşlerim , üzülmeyin ! müjdeler olsun ! gözünüz aydın , kulaklarınız manisa !...
müjdemi isterim müjdemi ! bopstar oluyoruz !
bu da nereden çıktı ? demeyin . bir anımsayın hele,daha iki ay bile olmadı .
hani davos toplantısından sonra beyaz saraya giden sayın başbakanımız,dönüşte
ayağının tozuyla " diyarbakır büyük ortadoğu projesinin yıldızı olacak ! " demişti ya ...
en iyisi ben baştan anlatayım konuyu .anımsayın hele,hani sayın başbakan
beyaz sarayda başkan buş ile buluştu da bacak bacak üstüne attı...bu
vücut dili meselesini ym günlerce tefrika etti...(ben,ym'yi yerli medya anlamında
kullanıyorum,kimileri de yalaka medya olarak anlıyor .siz nasıl isterseniz öyle
anlayın).işte ne olmuşsa,o buluşmada olmuş .olay sadece bacak üstüne bacak atmak
değil sizin anlayacağınız .sen nereden biliyorsun ? derseniz...bizim bir osman abimiz
var .onun amca oğlu cİa'da çalışıyor .oranın çay ocağını işletiyor,seneler önce
herkes almanyaya giderken o amerikaya gitmiş..neyse,işte o amcaoğlu telefonda
anlatmış osman abime .efendim,olayın aslı,faslı ve de perde arkası şöyle :
bizim sayın başbakan beyaz saraya gittiğinde o buş başkanı bunu oral ...
(yoksa oval miydi ?) oval ofisin kapısında karşılamış .bunu gören sayın
başbakanımız,hemen vücut dilini kullanarak " ben o ofiste başkanların
neler yaptığını biliyorum,ben o ofise girmem ! " manasında
sırtını dönmüş .tabii buş başkanı hoşaf ! vücut dilinde ; tayyip : 1 -buş : 0
derken efendim buş mecburen tayyibi kütüphaneye davet etmiş .içeri girecekleri zaman,
buş vücut dilinden sınıfta kalmamak için,tokalaşırken tayyibin elini bir sıkmış ki
sanırsın kerpeten ! neye uğradığını şaşırmış tayyip..asss....deyip boştaki sol
eli ile buş'un ensesine bir şaplak vurup elense çekmiş mi sana ? vücut dili
bu ! tayyip : 2- buş başkanı : 0 .buş başkanı fena halde bozulmuş tabii .
bu kere ne kadar rahat olduğunu göstermek üzere bacak bacak üstüne atmış .
tayyibin bacakları pedal çeviriyordu sanki ! o da atmış bacak bacak üstüne .
( ym'ye yansıyan olay işte bu ! ) .tayyip : 3 - buş başkanı : 0 !
buş bakanı ne yapacağını şaşırmış .nasıl şaşırmasın ,amerika amerika olalı vücut
dilini tayyip gibi etkili kullanan birini görmemiş,buş başkan ne yapsın ? son bir
umutla kaykılmış ve oldukça sesli bir şekilde gaz koyvermiş !
bir yandan da tayyibe müztehzi bir şekilde "hadi bakalım,vücut dilin buna ne cevap
verecek ?" der gibi bakarmış .bizim sayın başbakanımız kalır mı böyle üç sentlik
vücut dillerinin altında ? sol elinin işaret parmağı ile burnunu karıştırırken sağ
elini de pantolon cebine sokarak bir şey arıyormuş gibi karıştırmaya başlamış !
( insan buş başkanı karşısında ancak bu kadar rahat olabilir ! ).
tayyip : 4 - buş başkanı : 0 !!!
"okey ! okey ! " diye ayağa fırlamış buş başkan ."var siz olmak bopstar ! " .
" ha şöyle ! " demiş sayın başbakanımız tayyip ."haddini bil,yola gel bakalım ! " .
sonra şöyle bir durup , " bu bopstar da ne ola ki ? " diye sormuş .
" çok iyi bir şey olmak " diye yanıtlamış buş başkanı ."sovyetler yıkıldı,bizim
küreselleşme mühendisleri bir sürü senaryo yazıp bunları çuş'lara,yani
çok uluslu şirketlere okeyletti .bu bop da,yani büyük ortadoğu projesi de
bu senaryolardan biri olmak . size de bu projede bölgenin starı rolü düşmek,
siz bopstar olmak ! " .
işte,sayın başbakanımızın amerika dönüşü , " diyarbakır büyük ortadoğu
projesinin yıldızı olacak " açıklamasının perde arkası bu .gerçi bu açıklamadan
sonra amerika düşmanı,ulusalcı,anti emperyalist kemalistler büyük ortadoğu
projesine saldırıya geçtiler ya...boşverin . nasıl olsa stratejik efendimiz onların
icabına bakar .
vaziyet işte böyle böyle popstar kuyruklarında bekleşen azsolistlerim benim .
popstar mağdurlarım , hakkı yenmiş,boynu bükülmüşlerim,müjdeler olsun !
bopstar oluyoruz !! gözümüz aydın,kulaklarımız manisa,irademiz balıkesir ,
benliğimiz uşak.......
gelin şimdi biz,bizi bopstar yapacak şarkıya çalışalım hep birlikte :
"amme-riii-ka kovboy-laaaaa-rı aslan cin otriiiiiiii ! amme-riii-ka kovboy-laaaaa-rı
aslan cin otriiiiiiiiii ! "
nihat tarafından 05.04.2004 23:09:26 tarihinde yazılmıştır. sevgili yorgun eşek... kendini fiziksel olarak yorgun hissedebilirsin ama, beyin olarak aşırı genç görünüyorsun... uzun süredir birikim yaptığın anlaşılıyor... bence, kurşunlarının hepsini kullanma!.. hedefini seç, odaklan, vur ve bekle!.. yaşam; bir maratondur... olabildiğince geniş bir strateji çiz(yolun geniş olsun!..) taktiklerin çoktan seçmeli olsun!.. unutma!.. hedefe ne kadar yaklaşırsan o kadar küçülürsün...** neyse, bu konular bir açık oturum gerektirir. hem de televizyonda...**
ali_tarik tarafından 05.04.2004 20:25:42 tarihinde yazılmıştır. güçlerin bu tür sıralamasını kim yapmış bilmiyorum.. yoksa siz mi yaptınız?
sıralama meselesini geçip güvenilirlik ile etkinliğin karıştırılmaması şeklinde bir çevher yumurtlayayım ortaya..
halkın güvenini kazanmakla; onu yönetmek, yöneltmek ve etkilemek ayrı şeylerdir...
bir de sosyal güvenlikle ulusal güvenlik konuları var ama bunları sormuyor tesevciler.. yahu bunlar kim hakkaten?
yorgunesek tarafından 05.04.2004 20:12:27 tarihinde yazılmıştır. tesev tarafından yapılan en güvenilir kurumları belirlemeye yönelik araştırmada gazete ve televizyonlar son sıralarda yer almış. çok haksızlık etmeyelim, siyasi partiler ve politikacıların önündeler. bu araştırma sonuçları kİa'lara yönelik güven erozyonu tartışmalarımızı canlandırdı. dördüncü güç olma özelliğini kaybeden medya'nın yerini ne alacak, almalı vs. son zamanlarda tartışılan beşinci güç (sivil toplum örgütleri) var bir de. sizce işlevini kaybeden dördüncü güçten boşalan yeri ikame edecek yapı ne olabilir?...
ali_tarik tarafından 05.04.2004 17:03:03 tarihinde yazılmıştır. bu eşek pek yorgun görünmüyor.. bence bu da bir yanlış yönlendirme..
kapitalizmin, toplumun her kesimini kendi helal kazançları için yönlendirmesi olgusuna güzel örnekler vermişsin.
bugün de devam eden politika, eğitim sürecinde geleceğin bilim adamlarını, (fen bilimlerinden sosyal ilimlere kadar) kendi çıkarları için kullanmaktır.. eğitim fonları, seminerler burslar vesaire..
sivil ve askeri eğitim kurumlarının içine düştüğü girdap budur.. yorgun eşeğin belirttiği gibi bu müdahale, müfredata kadar uzanır.. hatta, tüm eğitim sistemi hakkında kararlar alabilen "birleşik devletler eğitim komisyonu" kurulmasına kadar..
kitle iletişim araçları ile reklam ve halkla ilişkiler sektöründe dünya devleri ve yerli işbirlikçileri alınterimizin, itiraz edersek kanımızın son damlasına kadar almaya yeminlidir...
yorgunesek tarafından 05.04.2004 15:51:06 tarihinde yazılmıştır. bugünlük son bir soru... sağlıklı beslenme önerilerinin olmazsa olmazı tavuk eti ile ilgili. gerçekten merak ediyorum. aylar değil de haftalarla ifade edilen sürede kesimlik hale gelen tavukların eti mi, daha doğal gelişen inek-koyun'dan elde edilen kırmızı et mi daha sağlıklı. sekiz-on hafta gibi bir zamanda (tam bilmiyorum ama yaklaşık olması lazım) civcivlikten çıkıp mutfağımıza yol alan tavuk üretimindeki hormonlar mı, meyve sebze üretiminde kullanıldığı söylenen hormonlar mı daha masum? hangisi sağlığa olumsuz muhtemel etkileriyle daha çok gündeme getiriliyor? bir de neden?
yorgunesek tarafından 05.04.2004 15:13:32 tarihinde yazılmıştır. ek olarak bir şey daha soracağım. bebeğinize anne sütü veremiyorsanız işlem görmüş ürün (hazır mama ya da pastörize süt, ama öncelikle hazır mama) vermeniz daha sağlıklı diyen danışmanınız elbette ne sizi yanıltmak ne de birilerinin karına yağ sürmek kaygısında değildir. öyle değil mi? eğitim alırken bu doğruyu öğrenmiştir. acaba biz hep kİa'ları tartışırken göz önündeki kİa'ları mı tartışıyoruz. ders kitapları, eğitim seminerleri, mesleki yayınlar, ondan öncesi de müfredatın oluşturulması aşaması. bakış açısı nasıl oluşturuluyor?
yorgunesek tarafından 05.04.2004 14:46:49 tarihinde yazılmıştır. son zamanlarda televizyonlarda anne sütüne yönelik kampanyaları izliyor musunuz? en iyisi anne sütü vs. vs. çalışmak, dolayısıyla en az sekiz saat bebeğinden uzak kalmak durumunda olan anneler var. sağlık sorunları nedeniyle emziremeyen anneler var. estetik kaygılarla emzirmek istemeyen anneler var. kafalarına çakılıyor "anne sütü, yerini hiçbir şey alamaz" yukardaki gerekçelerle anne sütü veremeyecek olan ve bebeğini herşeyden sakınan, bebeği için en iyisini vermek isteyen annenin duygularına yönelen bir mesaj (reklamda korkunun dolaylı kullanımı olabilir mi?). eyvah ne yapmam lazım sorusunun cevabı bu kampanyada yok. (yönlendirilmiyormuşsunuz gibi düşünebilirsiniz çünkü cevap hazır bir şekilde verilmiyor. sormanız, araştırmanız lazım. )soracağınız adresler de belli. kime sorarsınız, doktorunuza, bebek bakımı ile ilgili yayınlara... ne cevap alırsınız? çok aramadan buluyorsunuz, anne sütüne en yakın özellikleri taşıyan bebek mamaları var. her biri yaklaşık olarak bunu iddia ediyor, anne sütüne en yakın... anne sütü kampanyalarının görünür ve görünmez sponsorları arasında mama üreticileri var mı?
yorgunesek tarafından 05.04.2004 13:15:31 tarihinde yazılmıştır. "tasarım" galiba bu hı'nın karşılığı
türkiye hür ve kabul edilmi? masonlar derne?i'nin genel merkezi ankara'da tuna caddesiyle adakale soka?yn kesi?ti?i yerdedir.
önemli amerikan karargahlaryndan tuslog'un binasy, mithatpa?a caddesinde, tuna caddesiyle kesi?ti?i noktadadyr.
özel harp dairesi, 1952 yylynda seferberlik tetkik kurulu adyyla ankara'da tuna caddesinde bulunan bahçe içindeki bir binada kurulmu?tur. ilk komutany dani? karabelen'dir.
kybrys'taki türk mukavemet te?kilaty (tmt) isimli yeralty örgütünün merkezi, 1958'de özel harp dairesi tarafyndan yine tuna caddesinde bulunan kybrys ö?renci yurdunda kurulmu?tur. yani bary? döneminde yurt içinde devletin askerleri, sivil sava? merkezleri kurmu?lardyr.
gördünüz mü gladio'yu?.. sermaye, amerikan güçleri ve yerel özel sava? örgütü.. bir reklam spotu gibi.. üçü bir arada!.. afiyet olsun!..
kybrys için kuruldu?u söylenen tmt'nin yapysy da, türkiye'deki özel harp konusunda ipuçlaryyla doludur.
tmt'nin asyl komutany, özel harp dairesi ba?kany dani? karabelen'dir. kod ady cankurt'tur.
kybrys'a gönderilen yerel tmt lideri albay vuru?kan'yn kod ady bozkurt,
mucahitlere genel olarak kurt denmektedir.
1960'ly yyllarda türkiye'de ele geçirdi?i ckmp'yi mhp ye dönü?türen "ba?bu?" alparslan türke?'in komandolarynyn genel olarak "bozkurtlar" olarak anylmasy bir tesadüf de?ildir sanyrym.
özel harp dairesi, mücahitlerin e?itimi için tarym bakanly?yndan edindi?i bir araziye özel e?itim kampy kurmu?, burada e?itti?i sivillere askeri kyyafet giydirmi?tir. bu kamplaryn faaliyeti günümüze kadar devam etmi?tir. kamplarda insanlara amerikan ordusundan tercüme "komando" ve "gizli harekat" e?itimi verilmi?tir.
kybrys'ta kurulan özel sava? örgütü tmt'nin lideri vuru?kan'a 12 maddelik özel talimatta "özel harp dairesi'nin onayy alynarak öldürme" yetkisi verilmi?tir.
bu talimatyn 6. maddesinde, "kybrys'ta tmt'ye veya türk toplumuna yönelik; hainlik, casusluk, bozgunculuk faaliyetlerinde bulunanlar liderin ba?kanly?ynda özel bir kurul tarafyndan cezalandyrylacaktyr. ancak, yslah edilmedikleri için ortadan kaldyrylmasy gerekenler olursa, bunun için özel harp dairesinden izin alynacaktyr." denilmektedir.
tmt için bozguncu kime denir? mesela "karde?im biz ?urda rumu türkü birlikte bary? içinde ya?yyoruz.. kimse kary?masyn" diyenler mi?.. yyllardyr birlikte ya?ady?y rumlarla ili?kilerini sürdürenler mi casus olarak nitelenmi?tir?.. yoksa, kybrys'yn ba?ymsyzly?yny isteyenler hain olarak my nitelenmi?tir?.. subjektif kriter nedir?.. tmt, özel harp dairesinin emriyle kaç ki?iyi bu gibi gerekçelerle öldürmü?tür?..
tmt liderine bu talimaty veren özel harp dairesi, türkiye'de "yslah edilmedikleri gerekçesiyle" kaç ki?inin ölüm emrini vermi?tir?
"ba?bu?" alparslan türke?'in davadan döneni vurun!.. ben dönersem beni de vurun!.. sözünün de sebepsiz olmady?y ve sadece içinde bulunduklary örgütün ana kuralyny açyklady?y böylece anla?ylmy? olmaktadyr sanyrym..
kybrys'ta tmt için uygulanan kurallar türkiye için geçerlidir... çünkü tmt, özel harp dairesi'nin yavrusudur.
özel harp dairesi, eski komutanlarynyn da soyledi?i gibi "so?uk sava?" ko?ullarynda ve dönemin ihtiyaçlaryna göre kurulmu?tur. dönemin ihtiyacy, i?gal altyndaki vatan topra?yny korumak de?il, ülke içinde amerikanyn ve yerli temsilcilerinin istemedi?i dü?ünceleri savunanlaryn yok edilmesidir.
özel harp dairesi, bundan dolayy genelkurmayyn inkar etti?i bilinen ve bilinmeyen birçok karanlyk, kanly olayyn teorik planlayycysy durumundadyr. tabii j3'ün kontrolü altynda.
genelkurmay ba?kanly?y, veya turkish general staff kendilerine her ne diyorlarsa alsynlar belgelerini çyksynlar bir televizyon programyna tarty?synlar. hatta ça?yrsynlar biz e?ekler de gelelim.. ülkemizin bir dönemini aydynly?a kavu?turalym. öyle bazy yazarlara yaptyklary gibi savcyly?a ?ikayet edip çekilmekle olmaz bu i?ler.. (adresleri telefonlary biliyorsunuz bir mesaj atyn ya da aldyrtyn i?te nasyl isterseniz)..
konunun etrafyndan dola?arak, psikolojik harp teknikleri kullanarak ve tehditlerle bu i? çözümlenemez.. syky?ynca devlet syrry diye de yan çizilmez.. gelirken, amerikayla yaptyklary gizli anla?malaryny ve gerekçelerini, sonuçlaryny da yanlaryna alsynlar..
mevcudiyetlerinin yegane temeli neymi?, herkes görsün..
yahu, co?tuk gene aldyk aty gittik.. bir de altyncy madde kapsamyna girmeyelim ?imdi!..
yok canym, herhalde içlerinde bir avuç "bizim o?lan" da vardyr..
bunu yazan, her an ekleme çykarma yapma yetkisine sahip bulunan bozguncu ?ahsiyet: e??o?lube?kulak