nihat tarafından 10.12.2003 17:12:03 tarihinde yazılmıştır. baazi kardeşimize... sayın ve de hürmetli kardeşim, şimdiye kadar bunları mı biriktirdiniz?... üstelik, sizin sözleriniz değil!.. yazdığınız yazıları bir de tersinden, farklı bir bakış açısıyla okuyun!.. bakalım ne göreceksiniz?... asıl uyarı size yapılmış olmasın?..!.. dikkatli olun!.. big brother her şeyi görür ve bilir... kendinizi ondan sakının, her daim arkanıza bakın!... selametle...
bozesek tarafından 09.12.2003 19:19:15 tarihinde yazılmıştır. amanın nasuhi hoca hazretleri bir süredir "yoktu" idi... yoksa nurlara mı karışmış idi... yoksa nurlar içinde yenriden "baazi" olarak mı döndü? ya da yne yoksa komikpartimizin iman gücü ikiye mi katlanmış idi, "nasuhi" ve "baazi" hazretleriyle?
nedir bu durum? liderimiz ne der bu konuda?
baazi tarafından 09.12.2003 01:56:15 tarihinde yazılmıştır. 104-el-hümeze
hümeze, birini arkasından çekiştirmek, onunla alay etmek, kırmak ve incitmek manalarına gelir. kıyamet sûresinden sonra mekke'de inmiºtir, 9 (dokuz) âyettir.
34- bunun için, sonunda yaptıklarının cezası başlarına felaket oldu ve alay edip durdukları o azap, kendilerini kuşattı.(nahl suresi)
14- onlar iman edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler. fakat şeytanlarıyle yalnız kaldıkları zaman: "biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz." derler.
15- (asıl) allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir.(bakara suresi)
67- hani bir zamanlar musa kavmine demişti ki allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. onlar da "ayol sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?" dediler. musa da: "böyle cahillerden biri olmaktan allah'a sığınırım." dedi.(bakara suresi)
231-sakın allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. hem allah'tan korkun ve bilin ki allah her şeyi bilir.(bakara suresi)
41- yemin olsun ki, senden önce birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alay ettikleri şey (azap) kuşatıverdi.
42- de ki: "geceleyin ve gündüzün sizi rahmân'dan kim koruyabilir?" ama onlar rablerinin kitabından yüz çevirmektedirler.(enbİya suresi)
10- sonra o kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. çünkü onlar, allah'ın âyetlerini yalan saydılar ve onlarla alay ediyorlardı.(rum suresi)
82- daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı? kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerini kurtaramadı.
83- çünkü onlara peygamberleri, delillerle geldikleri zaman, kendilerinde bulunan ilme güvendiler de o alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.
84- o zaman hışmımızı gördüklerinde: "allah'ın birliğine inandık ve o'na şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik" dediler.
85- ama hışmımızı gördükleri zamanki imanları kendilerine fayda verecek değildi. allah'ın, kulları hakkındaki geçe gelen kanunu budur. İşte kâfirler bu noktada hüsrana düştüler.(mü’min suresi)
26- and olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkanlar vermiştik. onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. çünkü onlar allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.
27- andolsun ki, biz sizin etrafınızda bulunan bir çok memleketleri helak ettik. belki tevhide dönerler diye ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıkladık.(ahkaf suresi)
55- sizin asıl dostunuz allah'tır, o'nun resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.
56- kim allah'ı, o'nun resulünü ve müminleri dost edinirse, (iyi bilsin ki) allah'ın taraftarları galip geleceklerdir.
57- ey iman edenler! sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin. eğer (gerçekten) iman ediyorsanız, allah'dan gereğince korkun.
58- namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır.(maİde suresi)
10- senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. fakat onlardan alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıverdi.
11- de ki: "yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görün!".(enam suresi)
63- bilmiyorlar mı ki, kim allah'a ve resulüne karşı gelirse, ona muhakkak ki içinde ebedi kalınacak cehennem ateşi vardır. İşte rüsvaylığın büyüğü de budur.
64- münafıklar, kalblerindekileri bütünüyle haber verecek bir sûrenin tepelerine inmesinden çekinirler. de ki, alay edip durun bakalım, allah o sizin çekindiğiniz şeyi kesinlikle ortaya çıkaracaktır.
65- eğer kendilerine sorarsan, "biz sırf lafa dalmış, şakalaşıyorduk." derler. de ki: "allah ile, âyetleri ile ve peygamberi ile mi alay ediyorsunuz?"(tevbe suresi)
79. müminlerden zekâttan fazla olarak kendi gönülleriyle bağışta bulunanlara, bir de güçlerinin yettiğinden fazlasını bulamayanlara bakıp da onlarla alay edenleri allah, maskaraya çevirmiştir. onlara pek acıklı bir azap vardır.(tevbe suresi)
1-2- mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!(hümeze suresi)
8- ve eğer bunlardan bir kısmının göreceği azabı belli bir süreye kadar erteleyecek olursak, o zaman da "onu engelleyen nedir ki?" diyecekler. İyi bilin ki, o azap onlara geldiği gün kendilerinden geri çevrilecek değildir. ve o alay ettikleri şey kendilerini kuşatmış olacaktır.(hud suresi)
38- gemiyi yapıyordu, kavminden bazı ileri gelen gruplar, onun yanından gelip geçtikçe, onunla alay ediyorlardı. nuh dedi ki: "bizimle eğleniyorsunuz, biz de sizinle tıpkı bizimle eğlendiğiniz gibi alay edip eğleneceğiz."(hud suresi)
32. andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi. ben de o kâfirlere bir süre için meydan verdim. sonra da tuttum onları cezalandırdım. o vakit azabım nasıl imiş (gördüler).(rad suresi)
11- onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar.
95- muhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz.(hİcr suresi)
5- bununla beraber kendilerine o rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.
6- üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.
7- yeryüzüne bir bakmadılar mı? biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.
(şuara suresi)
56- (o günden sakının ki günahkar) nefis şöyle diyecektir: "allah'ın
yanında yaptığım kusurlardan dolayı yazık bana! doğrusu ben alay edenlerdendim."
(zümer suresi)
16- ey muhammed! onlardan seni dinlemeye gelenler de var. senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilen kimselere alay yoluyla: "o demin ne söyledi?" diye sorarlar. İşte onlar allah'ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. onlar sadece kendi heva ve heveslerine uyarlar.(muhammed suresi)
11- ey iman edenler! bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. kadınlar da kadınları alaya almasınlar. belki onlar kendilerinden daha iyidirler. kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir.(hucurat suresi)
allah(c.c) her insana samimi bir şekilde tevbe etmeyi nasip eylesin.(amin)
ali_tarik tarafından 03.12.2003 13:38:50 tarihinde yazılmıştır. güray değerlinin yazısından, türkiyede egemenlik uygulayıcı güçlerin dağınıklığı ve kendisi için önemli birçok konuda etkisizleştiğini anlıyoruz.. mesele gücü kim, nasıl ve kime karşı uygulayacak noktasında düğümlendiğinde, abd ve diğer emperyalistlerin yönlendirmesi ön plana çıkar.
abd başta olmak üzere, küresel güçlerin etkisini artırdığı dönemlerde, türkiye ve benzeri ülkelerde baskı rejimleri uygulanmaya başlar.
bu baskı rejiminin adı faşizmdir ve abd'nin ihtiyaç duyduğu global diktatörlüğe uygun adımlardır.
türkiyede eğer yanılmıyorsam, siyasetteki etkinlik için epey para zulalamış olan uzan grubu ile iç hizmet kanunu doğrultusunda hareket eden güçlerin, önümüzdeki yakın dönemde söyleyecekleri güçlü sözler olmalı.
önümüzdeki günlerde güçlü patlamalar beklemeliyiz.. bu patlamalar, gübre, tnt, c4 de olabilir, asgari ücret de... anıt kabir'in, son olaylardan sonra ekstra korumaya alınmaması size bir fikir verebilir mi acaba??.. ve hem anıt kabirin, hem de tezkere sürecinde genelkurmay ve tbmm yakınlarında patlayan ses bombalarının, office of defense cooperation'un ana karargahına 300 metre uzakta olması??..
la havle ve la kuvvete illa varidat-ül-ali-yül azim..
demeli..
ali_tarik tarafından 03.12.2003 02:48:28 tarihinde yazılmıştır. bozesek tarafından 02.12.2003 14:25:31 tarihinde masej panosuna konulan alıntı, tarafımızdan paragraflandırılmış ve bir ibret belgesi olarak sabırlarınıza sunulmuştur..
bombanin düştüğü dİğer yerler milli(siz) güvenlik ve bombalar
güray m. değerlİ / gazeteci
gazeteci arkadaşımız güray değerli, bir kulağı terör örgütlerinde, diğer kulağı ise "türk İstihbaratı"nda olan bir meslektaşımızdır. ona bu son saldırıların türk istihbarat örgütleri açısından "hâli pür-melalini" sorduk. o anlatıncaya kadar; ne istihbarat örgütlerindeki son "kıyımları" ne de türk istihbarat kaynaklarının türkiye'yi "10 üzerinden 7" şiddetinde bir psikolojik harekât uygulamasının altında gördüklerini biliyorduk..
türkiye bir süredir unuttuğu terör dehşetiyle yine sarsıldı. bunun eskisinden farklı tanımı şu: yereli kullanan "global terör", tamamen asimetrik, bilindik, sistematik konvansiyonel yöntem ve aygıtların çok dışında, yeni bir terör dalgası..
11 eylül milâtlı bu metamorfozla daha yeni tanıştı türkiye. yazık ki; türkiye, sorumlu sorumsuzlarca, yetkili yetkisizlerce, kimi gerçekten satın alınmış "işbirlikçi", kimiyse; kime, neye, nasıl hizmet ettiğini dahi bilemeyecek kadar boş kadrolarla idare ediliyor. ama birileri de var ki; davasına gerçekten inanmış, kendisini ayrı bir siyasi coğrafya ve kimlikte görüyor, bunun gereklerini de her alanda yerine getiriyor. siyasi, dini, etnik; bu ayrılıkçılar, kürtçüler ve şeriatçılar olarak ön plana çıkıyor.
çoğu zaman terör eylemleri de dahil olmak üzere iç ve dış faktörlerle işbirliğine girebilen bu yapının vardığı nokta, türkiye'nin ulus-devlet / üniter yapısını değiştirecek boyutta. zira, siyasete de hukuka da eğitime de; kısacası, yasama, yargı, yürütmeye hakim ve/veya baskın olan zihniyet maalesef işte bu zihniyet. yaşananlar, klasik düşüncenin, sebep - sonuç ilişkisiyle açıklayabileceği kadar basit. zayıflatılmış bir devletin çöküşünün önemli işaretleri bunlar. sebepleri çok açık; sosyoloji, en basit tanımıyla devleti; "milletin hukukileşmiş şekli" olarak ifade eder. ulus-devlet esaslı türkiye cumhuriyeti'nin bugün yaşadığı sorun da işte bu noktada kendisini göstermektedir.
İçi boşaltılan kavramlar, politize edilen, etnik, dini ya da mezhebi kadrolarla doldurulan kurumlar, yok edilen devlet gelenekleri ve acı sonuçları... "1050 kişilik liste"nin gereği neden yapılmadı? doğrusu patlayan bombalarla kendisini gösteren bu sonuca pek de şaşırmamak gerekiyor. çünkü içi boşaltılan kurum ve kavramların başında ulusal/milli güvenlik geliyor. öyle ki; ister avrupa birliği, ister abd diyelim; başkasına ya da onun koşullarına tâbi kılınan, bu şekilde meşruiyet kazanma ve iktidarını sürdürme peşinde olan bir yapı var ortada. adının, yönetim biçiminin bile tartışılır hâle getirildiği türkiye'de dünkü anlam bütünlüğü itibarıyla milli güvenlik'ten söz etmek artık çok zor. vahametin adı; "milli(siz) güvenlik" tir. devlet aygıtının vazgeçilmez vazgeçilmezi milli güvenlik; yasamasıyla, yargısıyla, yürütmesiyle bir bütündür, onun emrinde ve hizmetindedir. milli güvenlik, bir diğer yanıyla, içinde güvenlik teşkilatları, kolluk güçleri de bulunan yürütmeyi doğrudan ilgilendirir.
mevcut duruma gelince; bize hükmeden siyasi, dini, etnik yapıya göre kurgulanmış ya da kurgulanmakta olan yürütme bugün itibarıyla güvenlik ve güvenliği tesis etme açısından tamamen çökmüştür. bunun en somut, çarpıcı ve örneği art arda yaşadığımız bombalı terörist saldırılardır. hâlâ "milli" kalabilmekte direnen bazı istihbarat kaynaklarından bu son patlamaların 6-7 ay öncesinde gelen 1050 kişilik "eski terörist-yeni potansiyel terörist" listesine karşı hiçbir icracı tedbir almayan yapının sorumluları, işte bu kadrolardır! söz konusu liste, "kopenhag kriterli uyum yasaları" çerçevesinde iki ayda bir toplanmakla sınırlandırılan 'yetkisiz' milli güvenlik kurulu'nun toplantısında de ele alınmıştır
sadece bir tesadüf eseridir ki; saldırıların hemen sonrasına denk gelen bu toplantıda kendisini hâlâ sorumlu hisseden ya da öyle sananlar sormuşlardır mutlaka: "bu listenin gereği neden yapılmadı?" el cevap: malûm... yurtdışı operasyonları kim engelledi? tüm bunları bir de basit istihbarat teknikleri açısından değerlendirdiğimizde, ortaya çıkan tablo; türkiye'nin sahipsiz, kontrolsüz ve tedbirsiz kaldığı gerçeğidir. İstihbarat iki ana temele dayanır: "İlgi alanı" ve "etki alanı". "İlgi alanı" istihbari faaliyet bölgesidir. "etki alanı", istihbaratla birlikte tedbir ve uygulamayı kapsar. ancak esas olan, tehdidi sınırların ötesinde, "İlgi alanı" bölgesinde karşılamak ve önlemini almaktır. dolayısıyla bu alanın sınırları; balkanlar, ortadoğu ve orta asya coğrafyasını kapsar. yani tehdidi, daha sınırlarınıza dayanmadan, buralarda algılamak ve karşı tedbiri almak prensiptir. fakat, türkiye'de asıl işi "istihbarat" olan kurumun son üç yıldır sınırötesi faaliyetleri durdurulmuştur! daha da acıklısı, 3 kasım seçimlerinden bu yana türk emniyet teşkilatının çeşitli kademelerinden 4 bin kişinin kesilip, yerlerinin "müslüman mücahid"lerin kutsal mücadelesine (!) sempati ile baktıkları bilinen "fethullahçı" kadroların getirilmiş olması! İstihbarat birimlerinin dağıtıldıkları, hatta deşifre edildikleri ya da artık sahipsiz bırakıldıkları için korktuklarını söylemek, sanıyorum yanlış olmaz...
10 üzerinden 7 oranında "psikolojik savaş" bu kurumların siyasi iktidarlara payanda edilmek amacıyla politize edilmesi; din, mezhep ve etnik kadrolarla doldurulmuş olması; türkiye cumhuriyeti'nin bekasını sağlayabilecek imkan ve kabiliyetlerde kapanması çok zor gedikler açmıştır. elbette, bu resim uzun süren bir "psikolojik harekât" uygulaması sonucu ortaya çıktı. İstihbaratla doğrudan ilişkili bir faaliyet olan psikolojik harekât, "milli güç unsurları"nı hedef alır. milli güç; moral güç, politik güç, ekonomik güç ve askeri güç ile milli hedefler'in toplamıdır. psikolojik harekâta tüm usül ve yöntemleriyle topyekün maruz kalan türkiye'deki öncelikli baskı alanı, güvenlik kurumlarıdır! türk silahlı kuvvetleri, milli İstihbarat teşkilatı, polis ve askeri istihbarat birimleri bunların başında geliyor...
psikolojik harekât'ın gücü, ölçüsü derece ve katsayıyla ölçülür. örneğin, son değerlendirmelere göre, türk silahlı kuvvetleri'nin 10 üzerinden 7 oranında bir baskı ve yıpratma politikasıyla karşı karşıyadır! bir başka deyişle, milli politikaların direnci 3-5 seneye kadar inmiş durumda! bunların kurum, kuruluş, kitle ve kişi üzerindeki etkileri ise katsayılarla hesaplanır. "İstihbarat ilmi"ne vakıf olanlar için verdiğim bu katsayı ve rakamlar, "türk İstihbaratı"nın ayakta kalmakta direnen son "namuslu"larının kendilerine biçtiği ömürdür, ne yazık ki! sahi, pkk/kadek diye birşey vardı, di mi? bu coğrafyada yaşamanın ve ayakta kalmanın ön koşulu, güçlü bir ulusal güvenlik bütünlüğü ve silahlı kuvvetler'dir. bu alanlarda meydana gelebilecek boşluk derhal başkalarınca doldurulur.
o yüzdendir ki; süleymaniye olayı ve son bombalı kitlesel terörist saldırılar, türk askeri ve siyasi tarihinin utanç sayfalarından biri olarak hafızalara kazınmıştır. şunu bir kez daha hatırlatmakta yarar olduğunu düşünüyorum. sırada, sözde ateşkesi ve türkiye'ye tanıdığı bitirmek üzere olan bir pkk/kadek var. İşin asıl düşündürücü yanı, kafaların yine maalesef kuma gömülmüş olması. türkiye'nin son seçimlerde tokat gibi yüzüne çarpan siyasi ve etnik durum ortadayken; doğu, güneydoğu ve mücavir alanlarıyla birlikte İstanbul, ankara, adana, mersin, İzmir gibi metropollerinde ayaklanmaya varan kitlesel eylemler varken; dağ kadrosu için harıl harıl adam toplanırken; kuzey irak'ta kerkük, musul, bağdat gibi merkezlerde ofisler açılırken; avrupa'nın tüm kentlerinde, abd, avustralya, kazakistan, ermenistan, japonya gibi ülkelerde temsilcilikler açılıp gösteriler yapılırken ve yeni yıl başlamadan türkiye'nin kana bulanacağı ilan edilmişken, yine kimse umursamıyor!
sahi, İstanbul'un orta yerinde günlerdir birkaç tonluk potasyum-nitrat yükleri ile turlayan kamyonetleri yakalamada başarısız olan "yeni türk İstihbaratı", acaba bu konuda ne düşünüyor?
(m5 strateji dergisi/ digimedya.com'dan alınmıştır)
nihat tarafından 27.11.2003 13:10:17 tarihinde yazılmıştır. başbakan'dan inciler...:"...ama unutmayın ki hıristiyanlar, museviler hatta ateistler arasında da kökten dinciler bulunuyor."
** şimdi, bu mantığın neresinden, hangi ucundan tutalım?.. efendim?... ortasından mı?... ama, oraya da bulaşmış!.. biz en iyisi türkçe sözlükteki "ateist" tanımını anımsatalım. .. ateist: tanrı tanımaz... tanrısı olmayanların din'i olabilirmi ki, onun kökten'cisi de olabilsin muhterem???!!!
nihat tarafından 27.11.2003 12:34:09 tarihinde yazılmıştır. bugünlerde hürriyet gazetesi bağımlısı oldum...cüneyt arcayürek'in son kitabından bir alıntı yapmışlar: süleyman demirel:"geçende köksal(mit eski müsteşarı) bana geldi.'bazı kıpırdanmalar var. özer'i(çiller) vuracaklar. ne yapalım?'dedi. gidin adama haber verin dedim.. sonra bir de baktım haber bugün gazetelerde..." ** düşünebiliyormusunuz??? bir ülkenin istihbarat örgütünün başı bir vatandaş hakkında öldürülme bilgisi alıyor ve gidip cumhurbaşkanına soruyor" ne yapalım ?.."diye... peki, sn. demirel "boşverin!" dese anılan kurumun başındaki ne yapacak? tabii ki, suikasti seyredecek...demek ki, bunun gibi başka durumlar da olmuş ve iktidarı ellerinde bulunduranlar "dokunmayın" veya "karışmayın!" dediği için öldürülen kişiler var...( abdi ipekçi, uğur mumcu, kemal türkler, gün sazak, turan dursun, gaffar okkan, necip hablemitoğlu... ve daha niceleri...)*** bu da benim; terörle ilgili tezimin kanıtı... ne dersiniz???
nihat tarafından 26.11.2003 11:08:22 tarihinde yazılmıştır. "islami terör" veya "islamcı terörist" nitelemeleri sayın baş abakanın "kanına" dokunuyormuş???!!.. zat-ı alileri, verilen "mesaj"ı ayakları'nın altına alıp çiğnemişlerdi ya!!.. dikkat etsinler, şu sıralar ankara'da (hem de partisine çok yakın bir yerde...) ayağının altına yapışan o "mesaj"ı ayaklarını havaya dikip, yeniden okumak zorunda kalabilir...(biz türkler niye böyleyiz?.. bir şeyi anlamamız için mutlaka kafamızı birkaç defa duvara vurmaları gerekiyor...)[ingiltere'den yapılan "terör" uyarısını iyi okuyun... istanbul'daki olaylardan önce de böyle bir açıklama yapmışlardı...]
netekim tarafından 25.11.2003 06:57:44 tarihinde yazılmıştır. sevgili vatandaşlarım: kutsal ve de mübarek bayramınızı kutlar; hayırlı günler dilerim... allah bir yastıkta kocatsın!... ikinci bir yastığı kirletmeye ne gerek var netekim... not: "beni unutmayınız...!"
nihat tarafından 22.11.2003 20:50:46 tarihinde yazılmıştır. ali_tarik'e not: "cahiliye dönemi" adlandırması veya kavramı bana ait bir şey değil... o konudaki diğer görüşleriniz fena değil... hatta; şu andaki islam toplumuna da bu adlandırmayı yapabiliriz... islam toplumu hala cahillikten, kölecilikten(kadınlar erkeklerin kölesidir...) ve yoksulluktan kurtulamamıştır... bu konuda bir tek türkiye biraz ileride idi, onu da sistemli bir şekilde cahilliğe sürüklediler(bknz: okumuş cahiller,12 eylül profesörleri...) niye ki?.. evet evet... size soruyorum din bezirganları...!
9
ali_tarik tarafından 22.11.2003 13:24:21 tarihinde yazılmıştır. nihat rumuzlu arkadaşın ileri sürdüğü "cahiliye" dönemi adlandırması bence yanlıştır.
bu dönemde mekkelilerin cahil olduklarını kuranda geçen "ümmi" sözcüğüne dayandıranlar ve hatta muhammet peygamperi "cahil" olarak niteleyenler, islamiyet öncesini de cehalet dönemi olarak adlandırmışlardır. bunu söyleyenler, islamiyetten önce iki kitaplı peygamberin bulunduğunu görmezden geliyorlar.
islamiyetten önce mekkenin ticari ve kültürel bir merkez olduğu birçok din araştırmacısı tarafından ileri sürülmektedir. hatta mekke'de şiir yarışmaları düzenlendiği ve derece alan şiirlerin kabe duvarına asıldığı söyleniyor..
kuranda geçen "mekkeliler ümmi idi, muhammed de ümmi idi" sözünün, mekkelilerin ve muhammedin, önceki hıristiyanlık veya yahudilik dışında oldukları yani kurana göre hak dinlerinden birine mensup olmadıklarını anlattığı belirtiliyor.
islamiyet öncesinde kabenin içinde putlar vardı. mekkeliler, bu putlara tapınırlardı. içinde putların olduğu kabenin çevresinde dönerlerdi. islamiyet sonrasında, kabenin kendisi putlaştırılmıştır. kabeye saygı, o dönemde sadece mekkelileri kazanmak için bir taktik unsur iken daha sonra bildiğimiz hale getirilmiştir.. suudlar için bu bir turizmdir.
nihat tarafından 21.11.2003 22:39:01 tarihinde yazılmıştır. sevgili uğur, keşke bu konuları yüzyüze konuşabilsek... ben, kur'an - ı kerim'i ve dini kesimde çok tutulan bazı yazarların konuyla ilgili kitaplarını okuyup, kendimce bazı sonuçlara ulaştım... öncelikle kur'an'da kadınlar için"örtünün" emri var. ama, saçınızı veya başınızı örtün diye bir emir yok... bu örtünme olayının aslı şu: cahiliye devrinde mekke'de insanlar kabe'yi tavaf ederlerken; çırılçıplak,anadan üryan bir şekilde kabe'nin etrafında dönüp, tavaf ediyorlar.(yani kabe islamiyet'ten önce de kutsal bir mekan ve de tavaf edilen bir yer) tabii bu çıplak dönüşler sırasında aşka gelenler hemen orada kadınlarla cinsel arzularını da gideriyorlar... hz. muhammed, işte bu nahoş olayların engellenebilmesi için "örtünme" konusunu gündeme getiriyor... hatta, hac'da safa ve merve tepesi diye iki tepe var. bu tepelerle ilgili de bir rivayeti anlatayım.(hacılar bu iki tepe arasında yedi defa gidip gelirler[yediler kültü])... : safa adında bir adamla merve adında bir kadın birbirlerini çok severlermiş, bunlar kabe'nin içinde sevişirlerken öldürülüyorlar(anımsadığım kadarıyla bir zina olayı...) bunların birini bir tepeye diğerini başka bir tepeye gömüp, ayırıyorlar... daha sonra bu tepeler ziyaretgah oluyor... bu konuda hz. ibrahim ile ilgili bir rivayet de var merak edenlere özel olarak anlatabilirim... not:" bugün git, yarın gel" ci bir düşüncede olmadığımdan emin olduğunu biliyorum... üstlandiğim görevi en iyi şekilde yapan biriyim... "en iyi ben yaparım"cıyım... gece rahat uyuyamam...
nihat tarafından 21.11.2003 22:12:34 tarihinde yazılmıştır. star gazetesi'nin 21.11.2003 tarihli başlığı ve tayyip erdoğan'a yönelik:" teröristlerden alıp, yırttığın mesaj ne?" sorusu bana ilginç gelmişti... gerçekten de ilk bombalamalar sonrası tayyip beyin sert açıklamaları kuru kalabalıkta kaybolup gitti/yitti... ama, 21.11.2003 akşamı ajanslara "düşen" el kaide'nin açıklamaları doğrusu bende de tayyip beyin "aldığını" ve" yırtıp ayaklarının altına alıp; çiğnediğini" söylediği "mesaj" konusunda dehşet uyandırdı... sahi!.. tayyip beye bu mesajı kim getirdi?.. ve mesajın içeriği ne idi?... dikkatinizi çekerim: bu tip anlarda insanlar duygularını/kendilerini denetlemekte zorlanırlar ve verdikleri/söyledikleri tepkiler gerçeğe en yakın(gerçek düşüncelerine) tepkilerdir...
bozesek tarafından 21.11.2003 15:19:51 tarihinde yazılmıştır. ankara'yı terörle yola getirme planı
İstanbul'daki terör olayları, milli güvenlik kurulu toplantısına hazırlanan ankara'da bu çarpıcı yorumla değerlendirildi: türkiye terör kullanılarak yola getiriliyor...
terör kanlı yüzünü 5 gün aradan sonra yine İstanbul'da ve bu kez çok daha vahşi olarak gösterirken, bütün türkiye infial halindeydi. türkiye'nin yönetim merkezi ankara'da ise milli güvenlik kurulu'nun bugün yapacağı olağan toplantısı için hazırlık yapılıyordu. toplantının ilk gündem maddesi terördü. İstanbul'dan kanlı haberlerin gelmesiyle birlikte başkent, cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere bütün üst düzey kurumlarıyla teyakkuz haline geçti. 'katliamlar dizisi'nin arkasında hangi örgütün olduğundan çok, bunun türkiye'ye neden yapıldığı ve neyin amaçlandığı sorularına yanıt arandı. kamuoyuna karşı açıkça dile getirilmese de ankara'nın derinliklerinden çok çarpıcı bir yorum çıktı. buna göre, 'türkiye terör kullanılarak yola getiriliyor'du.
1. tezkere ve sonrasi
ankara, terör dehşetinin amacını anlayabilmek için kritik milli güvenlik kurulu öncesi ön değerlendirmesini, mart ayında reddedilen birinci tezkere ve eşzamanlı olarak abd ile varılan mutabakat zaptı günlerinden başlattı. birinci tezkerenin reddi ile birlikte abd, 'çok güvendiği' ve yanında duracağından emin olduğu müttefiki türkiye konusunda hayal kırıklığına uğradı. mutabakat zaptında varılan anlaşma gereği türkiye'ye gelmesi öngörülen 80 bin abd askerinin gelişi de tezkerenin reddedilmesiyle birlikte gerçekleşmedi. gerek türkiye'deki gerek dünya çapındaki stratejistler ve siyasi otoriteler, bu tarihi abd ile ilişkilerde 'milat' kabul ettiler ve artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı sonucunu sık sık dile getirdiler.
İkİncİ güvensİzlİk
İstanbul'da sinagoglara yapılan kanlı saldırılardan sonra, yine bütün dünya kamuoyu görüş birliği etmişçesine, bu eylemin arkasına el-kaide'yi koyarken, türkiye'den farklı sesler yükseldi. özellikle asker kaynaklı değerlendirmelerde, başka ve çok önemli noktalara dikkat çekildi. 'el-kaide şaşırtmaca' başlığıyla star'ın kamuoyuna duyurduğu bu değerlendirmeler kamuoyunda geniş yankı buldu ve türk kamuoyunun büyük kesimi tarafından da desteklendi.
k. irak'takİ türk askerİ
irak geciçi hükümet konseyi başkanı celal talabani'nin ankara ziyareti de bu tartışmalar açısından son derece önem taşıyor. talabani'nin akılda kalan iki önemli isteği oldu: 'irak'ın kuzeyinde bulunan 5 bin askerinizi en kısa sürede çekin' ve 'bize ekonomik yatırımlar konusunda yardım edin...' talabani'nin bu istekleri ankara'da oldukça anlamlı bulundu. söz konusu istekler, kabul edilen ikinci asker gönderme tezkeresine rağmen bunun uygulamaya konulamamış olmasını bir ölçüde açıklarken, bazı merkezlerin irak'ta türkiye'yi tamamen dışlayarak neleri planlamış oldukları konusunda kafaları biraz daha karıştırdı.
yenİ paylaşim plani mi?
mİllİ güvenlik kurulu, 15 kasım ve 20 kasım katliamlarının hemen ardından en kritik toplantılarından birini bugün gerçekleştiriyor. masadaki en önemli konu ise tabii ki terör. 'el-kaide şaşırtmaca' değerlendirmesinden sonra ankara'nın yanıtını arayacağı en önemli iki soru, 'bu yeni bir paylaşım planının bir parçası mı?' ve 'terör bu yönde ittifaklar oluşturmak için araç mı?' bu iki soru başta olmak üzere benzer sorular bugün çankaya köşkü'nde toplanan milli güvenlik kurulu'nun önünde olacak ve cevap aranacak.
v
ugur tarafından 21.11.2003 10:34:55 tarihinde yazılmıştır. sevgili nihat, aslında bende de kıyafet tamamen özgür olsun düşüncesi ağır basıyor ama küçük tereddütlerim var. sarık cübbe mücadelesinde ise tabi ki biraz samimiyetsizlik var. gerçi şu farkı gözetmek gerek: bu insanların inancına göre başörtüsü farz, sarık cübbe ise sünnet. yani, erkekler sarık cübbe kullanmayadabilir ama kadınlar başlarını örtmek zorunda. bununla beraber, konuyla kendince büyük mücadeleler verecek kadar ilgili birinden -eğer samimiyse- sarık ve cübbe de kullanmasını beklerim. mekke'nin bir gecede müslüman olmasına gelince, bence bu yanlış değil. evet, mekke gerçekten bir gecede müslüman olmuştur. şöyle ki; müslümanlık dini bildiğim kadarıyla müslüman olmak için kelime-i şehadet getirmekten başka şart aramaz. yani bir gece müslüman olmak için çoktur bile, birkaç saniye yeter. inandığını bu kelimeyle ifade eden kişi artık müslümandır. ancak '50 yıl herhangi bir başka şeye inanmış biri saniyeler içinde yaşam felsefesini değiştirebilir mi?' dersen tabi ki değiştiremez, ama bu müslüman olmadığı anlamına da gelmez. o kişi müslümandır, ama gereklerini yerine getirmesi ve düşünce yapısının zamanla değişmesiyle giderek daha iyi bir müslüman olur. eğer, yaşamı süresinde sistemin belirlediği noktaya kadar ilerleyebilirse de cennete ulaşır. algılayabildiğim kadarıyla islami kurallar da inanmadığı çok açık bile olsa diliyle inandığını söyleyen birinin müslüman kabul edileceğini, müslümanlarla aynı haklara sahip olacağını belirtir; insanların gerçekten inanıp inanmadığı veya ne derece inandığı konusundaki hükmün ise allah'a bırakılmasını emreder. (***sitede bir hocamız vardı, bizi bu konuda belki aydınlatır.***) son not: nihat'cığım, ben de yarı kamu görevlisiyim. mümkün olduğu kadar 'bugün git yarın gel' dememeye çalışıyorum. belli bir yaşın altındaki kamu görevlilerinin de bu şekilde davranma çabasında olduğu gibi bir gözlemim giderek güçleniyor. lütfen sen de çok az 'bugün git yarın gel' demeye çalış. herkes kendine iyi baksın,
nihat tarafından 20.11.2003 17:32:26 tarihinde yazılmıştır. sevgili uğur, ilgine ve övgüne teşekkür ederim... ben, devlet memurlarının da giysilerinde kısıtlamalara gidilmesine karşıyım herkes giyim kuşamında özgür olmalı. öncelikle bunu belirteyim... ingiltere'de hindu dininden polislere uygulanan (giysi yönetmeliğinin onlar için değiştirilmesine...) yönetmelik değişikliğine de karşıyım... neden? bazı meslekler vardır ki, giyilen giysiler zorunluluktan kaynaklanır. örn: savaşta askerlerin kask takması başından vurulma olayını engellemek içindir. çünkü: insan siper dışını görebilmek için önce kafasını kaldırır. yani ilk hedef kafa olur...yine, inşaat alanlarında kask takma zorunluluğunun gerekçesi de budur. hindu diye anılan kişilere "sen kask takma" demek onların bu nedenle ölmelerine seyirci kalmaktır. bizim müslüman kadınımız veya hindu kardeşimiz astronot olup uzaya çıktığında, başörtüsü mü; astronot giysisi mi? ikilemi karşısında sence neyi seçer?...peki, kızlarımızı "başörtüsü" ile öne süren muhteremler neden kendileri de sarık takıp cüppe giymezler, onun mücadelesini yapmazlar?.. müslüman erkek astronot kardeşimiz uzaya giderken hz. muhammed sallallahu aleyhi vesellem efendimizin burak aracı ile miraç'a çıkarkenki giysileriyle mi uzaya çıkıp; miraç'ı yad edecek??? sevgili dostlarım, bırakın din durduğu yerde dursun.! din olgusunu çağdaş yaşamın içine "zorla" sokmaya çalışırsanız; hem siz(dindarlar), hem de din çok incinir. sonuçta karşıt düşünce ve görüşleri bastırmak için "terör"ü bir yaşam biçimi haline sokarsınız... kendinizi kandırırsınız... aynen mekke kenti feth edilmeden önce hz. muhammed'in yaptığı gibi, bir gecede herkesin (bütün türkiye'nin, hani şu %99.9'u müslüman olan...) müslüman olduğunu zannedersiniz... anlayana!!... anlamayana****
ali_tarik tarafından 20.11.2003 17:45:52 tarihinde yazılmıştır. uğur,
abd ile avrupa devletlerinin "değneğin iki ucu" nitelemesi yaptım.. bu doğru.. oradaki insanların görece özgürlüklerini de kabul ediyorum.. senin dediğin gibi yüzyıllardır süren bir mücadele sonucu bunlar.. bizim onların özgürlüklerine sahip olmamız için fırınlar dolusu ekmek yememiz gerektiğini de söyledim.. yani özgürlükleri birilerinin vermesini beklemek yanlış demek istedim.. hiç devlet zorunlu olmadıkça hak verir mi?.. "hak verilmez alınır" sözü bir klişe midir?
zaten istanbulda patlamaya başlayan bombalar da, avrupalıların kendini ifade etme özgürlüğünü daratmak için değil mi?.. emerika ikiz kulelerini yıkıp aynı şeyi yapmadı mı? türkiye'de acaba hangi muhtıra hazırlanıyor halka karşı?
ugur tarafından 20.11.2003 16:00:23 tarihinde yazılmıştır. sevgili nihat, ben özellikle devletinden hizmet alan kişilere müdahale edilmesine tepkiliyim. yani senin kaymakamlığına (veya mahkemeye) hizmet almaya gelen birilerine top sakalını kes, türbanını çıkar, mini etek giyme diyen zihniyete 'yuh olsun' diyorum. bu zihniyetin akp veya chp'den (veya din veya ..izm'den) kaynaklanmasının benim için bir önemi yok. 'yuh olsun' geri kalmışlıklarına diyorum. ancak hizmet verenler için, yani memurlar için bu durumu konuşabiliriz. mesela ingiltere'de hindu polislerin kask takmayarak geleneksel dinsel başlıklarıyla görev yapmasi için ilgili kıyafet yönetmeliğinde değişiklik yapıldığını, müslüman kadın polisler için başı örtülü üniforma yapıldığını biliyorum. böyle şeyler olabilir bence. şimdi ne yani, sünnet diye hakim arap kıyafetiyle kürsüye çıksın, budistim diyen öğretmen de rahip kıyafetiyle okulda derse mi girsin? bu konuda tereddütlüyüm. seni de tebrik ediyorum. zaten bir güç tarafından çok kısıtlanan özgürlüklerimizi en geniş noktasında durarak sınırlarını korumalıyız diye düşünüyorum. aksi halde daha da kısıtlama eğilimi hissediliyor.
ali tarık sana da mesajım var. avrupa deyince avrupa devletlerini veya temsil ettiği medeniyeti algılayabiliriz. abd ile avrupa devletleri gerçekten değneğin iki ucu olabilir, ama bence avrupa'nın medeniyet düzeyi insanlığın gelebildiği en ileri noktadır. bu medeniyet bence, günümüzde coğrafyasında yaşayan insanların özgürlüklerini en az kısıtlayan, onlara en fazla değer veren, hastanesinde insanlarını en az rezil eden, kapılarında en az süründüren vb. vb. medeniyettir. ancak medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar düşüncesindeysek o ayrı.
nihat tarafından 19.11.2003 05:42:58 tarihinde yazılmıştır. sevgili dostlar, türban konusunda ali_tarik'in genel tesbitleri genel doğrular içeriyor... bu konuda çok somut tartışmalara girersek işin içinden çıkamayız. örnek mi?... ben güzel bir örneğim... ben bir devlet memuruyum ve akp'lilerin yönetiminde oldukları bir yerde çalışıyorum... alt dudağımın altında küçük bir sakal var... müdürümüz ve bütün idari kadro:" bu sakalın devlet memurları yasasına aykırı olduğunu kesmem gerektiğini "ısrarla söylüyorlar ben de müdürümüze ve anılan kadroya:" çalışyığım yerde baş örtülü memur arkadaşların da memur olduğunu, hatta; müdürümüzün sekreterinin de memur olduğunu anımsatıp; sayın müdürüm başörtüsü de yasak değil mi?.." dediğimde bana:" o iş başka, o namus..!" diye yanıt verdi.. ben devamla:" ama sayın müdürüm, benim eşim de başörtüsü takmıyor. şimdi siz benim eşime namussuz mu demek istiyorsunuz?..." dediğimde, önce derin bir sessizlik, sonra da :" hayır nihat bey hiç öyle şey olur mu?.. o iş başka.. lütfen siz şu sakalınızı kesin!..." diye konuyu kapatmak istiyor... ben devamla:" sayın müdürüm: ben 657 sayılı devlet memurları yasasını çok iyi biliyorum. lütfen hakkımda soruşturma açınız!..." deyip, konuyu kapatıyorum.... şimdi ne diyeceksiniz sayın arkadaşlarım?.. işte size somut bir örnek... hem de karşı tarafın amacını da yansıtıyor... **not: bu konuşma, 1999 yılında yapıldı. ayrıca; bundan tam iki ay önce sürüldüğüm kaymakamlıkta kaymakam'la da aynı konuşma ve tartışma yapıldı... ve ben hala sakallıyım, ve de hala bana soruşturma açılmadı, açılamadı... yani, benim dudak altı sakalım hakkında bulunduğum yerin en yüksek mülki amiri bile soruşturma açamıyor... ne düşünüyor sunuz? acaba çok demokrat oldukları için mi açamıyorlar??? nota not: aynı mülki amirler, kot pantolon giyen bayan arkadaşlarımıza soruşturma açmışlardı...**hadi bakalım, kolay gelsin...!
ali_tarik tarafından 19.11.2003 00:20:39 tarihinde yazılmıştır. uğur'un, karakaçan münasebetiyle açtığı tartışmaya kişisel fikrimi eklemek istiyorum:
her devlet gibi türkiye cumhuriyeti devleti de bir üstyapı kurumudur ve ekonomik gücü elinde bulunduranların egemenlik aracıdır.
ekonomik gücü elinde bulunduranlar da çokuluslu oldukları için türkiye cumhuriyeti devleti de çokuluslu bir devlet yapısındadır.
bu devletin bölünmez bütünlüğünü savunmak, safsatadan başka birşey değildir ve bölünmesine hiç gerek yoktur. çünkü devlet paramparçadır. bunu anlamak için gazete sayfalarına biraz bakıp biraz da hafıza tazelemek yeterlidir. (mit içi hesaplaşmalar, emerikan askeri ve istihbarat varlığı odc, tahkim, mai, avrupacılar-emerikancılar-islam birliği tartışmaları vs.).. bu haliyle türkiye devleti tanımlaması zor bir yapıdır.. :
türkiye'de radikal islamcı olarak adlandırılan grubun temellerini atan devletin kendisidir. bunu abd ile birlikte soğuk savaş olarak adlandırdıkları dönemde komünistlere karşı kullanmak üzere geliştirmişlerdir. sovyetler'in dağılmasından sonra ise yeni dünya düzeni politikaları çerçevesinde aynı kesim düşman ve terörist ilan edilmiştir.
türkiyede yaşanan başörtüsü, türban vb. tartışmaları açanlar,
müslümanların yaşadığı topraklara saldırmakta olanlar ve işbirlikçileridir... bunu istedikleri zaman krize dönüştürecek kabiliyete ve güce sahiptirler.. türban veya başka bir kıyafetin kullanım ölçülerini ülkemizde -eğer olursa- toplumsal mutabakat ve hoşgörü belirlemelidir..
zayıf ve müstemleke devletlerin hoşgörü sınırları çok dardır.. onlar, kendilerinin güdümünde olmayan hiçbir şeyi hoş göremezler.. ama yarın öbürgün ana karargahtan bir talimat gelince 180 derece dönmeleri işten değildir. üstelik, bir dostun dediği gibi, bugün türban konusunu gündeme getiren taraflardan biri olan iktidar partisinin kurmayları, emerikan güdümlüdür.. abd ve israille can ceğer kuzu sarmasıdırlar.. türban meselesi sokaktaki adamın kafasını meşgul etmek içindir..
avrupa birliğinin inanç özgürlüğü vs tantanalarına da pek kulak asmıyorum.. emerika değneğin bir ucuysa, avrupa devleti öbür ucudur.. her bakımdan aynıdırlar.. şu sıralar güç ve hakimiyet farkı var ve bu durum geçicidir... anlaşacak veya garibanları savaştırarak anlaşacaklardır..
türkiyede yaşayan insanların özgürlük sorunu için söyleyecek bir söz bulamıyorum.. bu ülkenin insanları olarak herhangi bir özgürlükten söz edebilmemiz için birkaç fırınlık odun yememiz lazım..
bu bir güç meselesidir.. egemenlerden isteyerek hiçbir özgürlük alınmamıştır ve alınmış görünse de bu gerçek bir özgürlük değildir.. ne güzel söylüyorsunuz, yüzyıllar önceki aydınların krallara karşı mücadelesini?.. onlar neden almış da biz alamamışız?.. tarihin cilvesi işte.. kılıç gücü bizdeyken, bilim ve kültür kılıçtan korkup kaçtı.. geri kalmışlığımızın nedeni fatih sultan mehmet bi acaba?.. cumhuriyet dönemi özgürlükçü ve demokratik miydi?.. tabi o zaman lazımdı aabi.. naapsın adamlar.. mı?
hiçbir anayasasını sivillerin yapmadığı, seçilmişlerin seçkinlerin temsilcisi olduğu, alkış tutulan acık ve örtülü darbelerin yaşandığı bir ülkede özgürlüğün sınırlarını kim çizebilir?..
bakın, bir kere bile "üretim araçlarının özel mülkiyeti"nden bahsetmeden bitirdim mesajımı..
pire tarafından 18.11.2003 22:13:21 tarihinde yazılmıştır. bireye ve bireyin fikirlerine saygı duymazsak.ki bu fikir ve düşünce ne olursa olsun,bize çok ters gelirse gelsin.en iyiyi ,en çok ve en doğru ben biliyorum dan çıkamazsak ...az kaldı..parçalanıyoruz:)
ugur tarafından 18.11.2003 11:05:16 tarihinde yazılmıştır. aşağıdaki mesajıma kısa bir ek yaparak fikir almak istiyorum. soru şu: türkiye'de bizler, (aşırı veya normal komünistler, veya dinciler, veya takiyyeci olup tam dinci olmayanlar, veya kemalistler veya her kimlerse) ne kadar özgür olursak devletimizin bölünmez bütünlüğü veya halkımızın refahı, veya huzuru veya sürekli koruma refleksi gösterdiğimiz şey her neyse paramparça olur? (fikir yazarsanız lütfen somut yazın. örneğin: 'zararlı fikirler belirleyelim, bunları konuşmak serbest olsun, yazmak, tv'lerden yayınlamak yasak olsun'. veya 'tümü yasak olsun' veya 'zararlı kılık kıyafet belirleyelim, bunları çizmek, evde giymek serbest, dışarda giymek yasak olsun' falan gibi. amacım özgürlükler için akla gelen ilk sınırların neler olabileceği hakkında fikir edinmek.
ugur tarafından 18.11.2003 10:39:47 tarihinde yazılmıştır. sevgili karakaçan münasebetiyle site sakinleri, her ne kadar abdullah gül bu açıklamasını yalanladıysa da ben yaklaşımın doğru olduğunu düşünüyorum. türban sorunu, bu haliyle türkiye'nin ab'ye girmesini engelleyecek niteliktedir. ha, girmek isteyip istemediğimiz konusu herkesin kendi fikridir. 'iyi işte, biz de girmeyiz' demek, 'o zaman sınırsız serbest olsun ya' demek veya bu ikisinin arasında bir tavır belirlemek bize kalmış. kamusal alan falan gibi her ne tanımlamayla olursa olsun, devletinin mahkemesine hak aramaya, vergi dairesine vergi ödemeye, polisine yardım istemeye giden vatandaşların her ne şekilde olursa olsun engellenmesi o devleti teşkil eden kurum/kişi/fikirlerin henüz 20. yüzyılda insanlığın erişebildiği devlet organizasyonu kavramına bence erişememiş demektir. evet, devlet kavramının temeli halk denilen kitlenin herhangi bir amaç için otorite altına alınması amacıyla doğmuştur ama bu fransız ihtilali falan gibi dönemlerdeki değişimle avrupa tarafından aşılmıştır. keşke biz de aşabilseydik. bir de ilerleme raporunun en fazla tenkit alan din ve inanç özgürlüğü konusu türban sorununu da içermektedir. gül böyle bir açıklama yapsaydı yanlış yapmış olurdu.
yüzyıllar önce voltaire veya rousseau gibi aydınların, o yıllarda kralların sonsuz otoriteleri altında çok ilkel yaşam süren avrupa insanları için, bizim 2000'li yıllarda kendimiz için dillendirmeye cesaret edemediğimiz kadar geniş bir özgürlük için mücadele etmiş olduklarını düşündükçe üzülüyorum. sizce bizlere ne kadar özgürlük fazla?
nasuhi tarafından 16.11.2003 13:43:52 tarihinde yazılmıştır. esselamun aleykum... oruç mes'eleleri**124** insanın derisinden içeriye sızan şeyler orucu bozmaz. bunun için vücuda sürülen bir yağ veya yıkanılıp içeriye soğukluğu geçen bir su, orucu bozmaz. yine, göze dökülen bir ilaç orucu bozmaz, boğazda duyulsa bile...göze sürülen bir sürme de böyledir, izi ve rengi tükürükte görülse de... çünkü bunların öyle içeriye geçmesi derideki emişlerledir.
karakacan tarafından 14.11.2003 08:03:39 tarihinde yazılmıştır. geceli gündüzlü tam bir hafta süren titiz,yorucu ve uzuuun araştırmalarımdan
sonra,avrupa birliği ilerleme raporunda çok önemli bir konunun daha eksik
olduğunu bizzat ben kendim şahsen ve de kişisel olarak tesbit ettim ! pek
kıymetli devlet büyüğümüz -allah kendilerini başımızdan eksik etmesin!-
sayın abdullah gül'ün,roma'ya uçarken giderayak açıkladığı gibi,ab ilerleme
raporunda türban sorununa yer verilmemesi çok ayıp,utanç duyulacak
bir eksikliktir !! pek sayın devlet büyüğümüz -allah kendisini başımızdan
eksik etmesin !-sayın abdullah gül'ün,büyük bir özveri,özen ve dikkatle
tesbit etmiş ve büyük bir devlet adamı ciddiyet ve sorumluluğuyla açıklamış
olduğu ab ilerleme raporundaki bu utanç verici eksiklik dışında,daha da
elim ve vahim bir eksiğin pek sayın devlet büyüğümüz -allah kendisini
başımızdan eksik etmesin !-sayın abdullah gül'ün gözünden kaçmış olması
mümkün değildir .ancak,pek kıymetli kendileri -allah kendisini başımızdan
eksik etmesin- ab-abd arasında politik bir pingpong topu olarak çok yoğun
mesai yaptığından,bu yoğunluk ve yorgunlukla,üstelik abd'nin son
zamanlarda birbirini tutmayan emirleriyle çok haklı ve pek üzgün olarak,
ab ilerleme raporundaki en büyük eksiği,boş bir zamanda enine boyuna
incelemek ve gereğini yapmak üzere,ne yaptığının şuuruyla hareket ederek
not defterine kayıt etmiş olsa gerektir .evet,ab ilerleme raporunda çok
önemli bir eksik daha var,bir sorun ! nedir o ? şimdi ben açıklayınca,hepiniz
topunuz birden büyük bir hayret ve nida ile " hakkaten yaaaaaaaaaaa!!! " diye
haykıracaksınız .efendim,ab ilerleme raporunda türban sorunu olmadığı
gibi,çift sarılı yumurta sorunu da yok ! herkesin kafasını kurcalayan,herkesin
çok merak ettiği ama yalaka komedya tarafından belirlenen yapay gündemin
önüne geçirilemeyen bu sorun,raporda niye yok ? bir yumurta nasıl çift
sarılı olabiliyor ? bir çift sarılı yumurtanın imalat aşamasında tek sarılı
yumurtadan farkı ne ? bir yumurtayı iki tavuk birden yumurtladığı için mi
çift sarılı oluyor ? yoksa,iki horoz bir tavuğu yumurtlattığı için mi ? niçin
iki sarılı yumurta var da iki ak'lı yumurta yok ? insanların aklına iki ak partili
memleket istemek gelir korkusuyla mı iki ak'lı yumurta insanlardan
kaçırılıyor ? iki ak parti,iki tayyip erdoğan -allah kendilerini başımızdan eksik
etmesin- ,iki sayın abdullah gül -allah kendilerini başımızdan eksik etmesin-
olsa fena mı olur .hem bir abdullah gül'ün-allah kendilerini başımızdan eksik
etmesin- atladığı bir sorunu,ikinci sayın abdullah gül -allah kendilerini
başımızdan eksik etmesin- atlamaz ve kimbilir daha ne eksikleri dile getirir .
tam bir hafta geceli gündüzlü uğraştım durdum ama sonunda uğraştığıma
değdi .bu çift sarılı ve çift ak'lı yumurta sorununun peşini bırakmayacağım .
siz yine her zamanki gibi hazıra konup,sadece "omlet mi,rafadan mı ?"
kararı vereceksiniz o kadar . insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde
omlet mi,rafadan mı kararı verme hakkınızı ab'nin gelecek ilerleme
raporuna koydurmak için şimdiden yoğun bir çalışma temposuna ayak
uydurmam gerekiyor .bu yüzden,reca ederim beni fuzuli meselelerle
meşgul etmeyiniz .
türkiye hür ve kabul edilmi? masonlar derne?i'nin genel merkezi ankara'da tuna caddesiyle adakale soka?yn kesi?ti?i yerdedir.
önemli amerikan karargahlaryndan tuslog'un binasy, mithatpa?a caddesinde, tuna caddesiyle kesi?ti?i noktadadyr.
özel harp dairesi, 1952 yylynda seferberlik tetkik kurulu adyyla ankara'da tuna caddesinde bulunan bahçe içindeki bir binada kurulmu?tur. ilk komutany dani? karabelen'dir.
kybrys'taki türk mukavemet te?kilaty (tmt) isimli yeralty örgütünün merkezi, 1958'de özel harp dairesi tarafyndan yine tuna caddesinde bulunan kybrys ö?renci yurdunda kurulmu?tur. yani bary? döneminde yurt içinde devletin askerleri, sivil sava? merkezleri kurmu?lardyr.
gördünüz mü gladio'yu?.. sermaye, amerikan güçleri ve yerel özel sava? örgütü.. bir reklam spotu gibi.. üçü bir arada!.. afiyet olsun!..
kybrys için kuruldu?u söylenen tmt'nin yapysy da, türkiye'deki özel harp konusunda ipuçlaryyla doludur.
tmt'nin asyl komutany, özel harp dairesi ba?kany dani? karabelen'dir. kod ady cankurt'tur.
kybrys'a gönderilen yerel tmt lideri albay vuru?kan'yn kod ady bozkurt,
mucahitlere genel olarak kurt denmektedir.
1960'ly yyllarda türkiye'de ele geçirdi?i ckmp'yi mhp ye dönü?türen "ba?bu?" alparslan türke?'in komandolarynyn genel olarak "bozkurtlar" olarak anylmasy bir tesadüf de?ildir sanyrym.
özel harp dairesi, mücahitlerin e?itimi için tarym bakanly?yndan edindi?i bir araziye özel e?itim kampy kurmu?, burada e?itti?i sivillere askeri kyyafet giydirmi?tir. bu kamplaryn faaliyeti günümüze kadar devam etmi?tir. kamplarda insanlara amerikan ordusundan tercüme "komando" ve "gizli harekat" e?itimi verilmi?tir.
kybrys'ta kurulan özel sava? örgütü tmt'nin lideri vuru?kan'a 12 maddelik özel talimatta "özel harp dairesi'nin onayy alynarak öldürme" yetkisi verilmi?tir.
bu talimatyn 6. maddesinde, "kybrys'ta tmt'ye veya türk toplumuna yönelik; hainlik, casusluk, bozgunculuk faaliyetlerinde bulunanlar liderin ba?kanly?ynda özel bir kurul tarafyndan cezalandyrylacaktyr. ancak, yslah edilmedikleri için ortadan kaldyrylmasy gerekenler olursa, bunun için özel harp dairesinden izin alynacaktyr." denilmektedir.
tmt için bozguncu kime denir? mesela "karde?im biz ?urda rumu türkü birlikte bary? içinde ya?yyoruz.. kimse kary?masyn" diyenler mi?.. yyllardyr birlikte ya?ady?y rumlarla ili?kilerini sürdürenler mi casus olarak nitelenmi?tir?.. yoksa, kybrys'yn ba?ymsyzly?yny isteyenler hain olarak my nitelenmi?tir?.. subjektif kriter nedir?.. tmt, özel harp dairesinin emriyle kaç ki?iyi bu gibi gerekçelerle öldürmü?tür?..
tmt liderine bu talimaty veren özel harp dairesi, türkiye'de "yslah edilmedikleri gerekçesiyle" kaç ki?inin ölüm emrini vermi?tir?
"ba?bu?" alparslan türke?'in davadan döneni vurun!.. ben dönersem beni de vurun!.. sözünün de sebepsiz olmady?y ve sadece içinde bulunduklary örgütün ana kuralyny açyklady?y böylece anla?ylmy? olmaktadyr sanyrym..
kybrys'ta tmt için uygulanan kurallar türkiye için geçerlidir... çünkü tmt, özel harp dairesi'nin yavrusudur.
özel harp dairesi, eski komutanlarynyn da soyledi?i gibi "so?uk sava?" ko?ullarynda ve dönemin ihtiyaçlaryna göre kurulmu?tur. dönemin ihtiyacy, i?gal altyndaki vatan topra?yny korumak de?il, ülke içinde amerikanyn ve yerli temsilcilerinin istemedi?i dü?ünceleri savunanlaryn yok edilmesidir.
özel harp dairesi, bundan dolayy genelkurmayyn inkar etti?i bilinen ve bilinmeyen birçok karanlyk, kanly olayyn teorik planlayycysy durumundadyr. tabii j3'ün kontrolü altynda.
genelkurmay ba?kanly?y, veya turkish general staff kendilerine her ne diyorlarsa alsynlar belgelerini çyksynlar bir televizyon programyna tarty?synlar. hatta ça?yrsynlar biz e?ekler de gelelim.. ülkemizin bir dönemini aydynly?a kavu?turalym. öyle bazy yazarlara yaptyklary gibi savcyly?a ?ikayet edip çekilmekle olmaz bu i?ler.. (adresleri telefonlary biliyorsunuz bir mesaj atyn ya da aldyrtyn i?te nasyl isterseniz)..
konunun etrafyndan dola?arak, psikolojik harp teknikleri kullanarak ve tehditlerle bu i? çözümlenemez.. syky?ynca devlet syrry diye de yan çizilmez.. gelirken, amerikayla yaptyklary gizli anla?malaryny ve gerekçelerini, sonuçlaryny da yanlaryna alsynlar..
mevcudiyetlerinin yegane temeli neymi?, herkes görsün..
yahu, co?tuk gene aldyk aty gittik.. bir de altyncy madde kapsamyna girmeyelim ?imdi!..
yok canym, herhalde içlerinde bir avuç "bizim o?lan" da vardyr..
bunu yazan, her an ekleme çykarma yapma yetkisine sahip bulunan bozguncu ?ahsiyet: e??o?lube?kulak