merkep tarafından 19.08.2003 22:41:15 tarihinde yazılmıştır. pire'ye; bu internet alanının yalnızca güncel ve mesaj panosundan ibaret olmadığı konusunda dikkat çekmek istedik. eski üyelerimizi; parti iç tüzüğü, parti programı ve parti yasaklarından sözlüye kaldıracağız..
pire tarafından 19.08.2003 21:53:26 tarihinde yazılmıştır. eskiler de onaylayacak mı bu formu:) yoksa.biz torpilli mi olcaz?hatta yoksa..imzalamış mıydık
ugur tarafından 18.08.2003 11:40:43 tarihinde yazılmıştır. sevgili merkep'in 'sapla samanı karıştırmayalım'diye başlayan uzun mesajına önemli ölçüde katıldığımı söyleyebilirim. kendi adıma bir ekleme olarak, bu site ve benzer formatlı sanal veya yüzyüze görüşmelerde, bilgiden ziyade 'fikir', özellikle de 'aktarılan' değil, dile getiren kişi tarafından bizzat 'üretilmiş fikir' edinmeye çalıştığımı not etmeliyim. açık yüreklilikle ifade edeyim ki, basın veya kimi ideoloji çevreleri tarafından herhangi bir yolla yayılmış klişe fikirlerden bağımsız bir yaratıcılık taşıyan, düşünce emeğiyle üretilmiş fikirler duyunca kendimi mutlu hissediyorum. bu yüzden buradayım. herkese selamlar, samanlar
sandman tarafından 16.08.2003 14:23:13 tarihinde yazılmıştır. sayın üyemiz merkep tarafından belirtilen yeni üye katılım formundaki eksiklikler düzeltilmiştir. kendisine teknik sorumlular adına teşekkür ederim.
merkep tarafından 16.08.2003 13:59:34 tarihinde yazılmıştır. komikparti üst yönetimi ve teknik sorumluların dikkatine;
komikparti internet alanına üye girişi yapmak isteyen ziyaretçilerimizin karşılarına çıkan formda (teknik imkanlarımız yeterli ise) parti programı, ve parti yasaklarımızı kabul ettiklerini bildiren bir formu onaylamalarını öneriyorum..
saygılar
merkep tarafından 16.08.2003 13:50:37 tarihinde yazılmıştır. sapla samanı karıştırmayalım..
buraya yansıttığımız fikir ve düşüncelerin kafa karışıklığından, baskılardan ve yönlendirmelerden uzak bir çizgide gelişmesinden yanayım. birey olarak ‘taraf’ olmak fikirlerimizi sonuna kadar savunmayı gerektirir. burada, şu ana kadar edindiğimiz bilgiyi nasıl içselleştirdiğimizi sorguluyoruz. burada bilgilerimizi karşılaştırırken ‘taraf’lığımızı da sorguluyoruz.. bazen şimdiye dek çok iyi bildiğimizi sandığımız konuların, tarihsel olayların, güncel gelişmelerin ‘bize öğretildiğinden’ çok farklı boyutta eleştirisiyle karşılaşıyoruz. İlk eğitimimizden bu yana ‘hap’larla besleniyoruz. ‘lozan bir zaferdir’, ‘berlin duvarı bir utanç duvarıdır’, ‘vahdettin ülkeyi satan padişahdır’, ‘erzurum kongresi’, ‘varlık vergisi’, '..savaşı kazanmış olmasına rağmen, almanya kaybettiği için yenik sayılmıştır', 'mustafa kemal samsun'a bandırma vapuruyla çıkmıştır'.... ‘hap’ tedavi etmek için kullanılır. bilgi edinme yöntemlerimizi araştıralım. ne kadar basit olursa olsun kendi kendimize soru soralım ve bunu bilginin her evresinde tekrarlayalım. daha çok kitap karıştırdığınızda, ansiklopedilerin ne kadar tozlandığını fark edeceksiniz.
lütfen ‘burası dahil’ bilgiyi ‘hemen’ edinmeyelim. biz de hata yapabiliriz. burada olmamızın en önemli ayrıcalığı okuduklarımızı burada olan bir başka kişinin bilgileriyle kısa sürede karşılaştırmak. bilgi edinme ve bunları yazıya dökme seçimini; gerek olayların şartları içerisinde değerlendirmek, gerek objektif düşünceyle gerekse başka yollarla seçmiş ‘bir avuç da’ olsa, farklı insanız. bu değişkenlikler bizim avantajımızdır. yeterki seçtiğimiz yöntemde kararlı ve farklı olalım. tüm bu farklılıklardan ortak bir payda çıkaracağız tartışarak. en azından bir zaman sonra bize verilen bilginin doğru olup olamayacağına dair bir süzgeç edineceğiz. belki başlangıçtaki çizgimizde yerimiz değişecek, yada kendimizi karşı tarafta bulacağız??
ama bilgi bizi özgür kılacak.
komikparti olarak ‘bilgilendirme operasyonlarını’ iyi bilmemize rağmen burada size karşı hiçbirisi uygulanmamaktadır. burada herkes tercihini yapacak. yazdıklarımızı okuyup, ben kırmızı hapı seçiyorum bana öğretilenlerle daha mutluyum diyenler çıkacaktır aramızdan saygıyla uğurlanacak. mavi hapı seçenler, okuduklarını bünyelerine kabul ettirdikten bir süre sonra aktif üyelerde yerini alacak, belki daha da uzun bir süre sonra yazdıklarıyla katkıda bulunacaklar bilgi edinmemize. ne amaçla verildiğini bilmediğiniz haplar almayın hasta değilsiniz. ve sapla samanı karıştırmayın...
merkep tarafından 16.08.2003 12:52:27 tarihinde yazılmıştır. uğur'a; fikrinizi sorarken anlaşılmaz yazmışım benim hatam. tam olarak söylemek istediğim; bu günün türkiyesinde ve osmanlı'nın son dönemlerinde emperyalist ülkelerin etkilerinden kurtulamadığımız aşikar. yazınızdan; tc.nin kuruluş döneminde bu etkileri bertaraf ettiğini mi anlamalıyım olacaktı. cevabınızda kısmen de olsa yazmışsınız.. '(lose)an üzerine bozguncu bir yazı' başlıklı yazımı okuduysanız bu ve bunun gibi tarihsel olayları neden 'bugün de' kutladığımızı sorguluyorum. bozgunculuk yapmaya çalışmıyorum. kendime göre cevabım öğretilenleri, öğretilmek istediği gibi kabul edip, seneler sonra bile üzerine bir katkı koymadan kabullenişimiz. kendi tarihimizi gerçekleriyle öğrenemezsem yarınımı göremem diyorum. günahları ve sevaplarıyla geçmişimi bilmezsem, aynı hataları gelecekte de yapma tehlikesiyle karşı karşıyayım diyorum. tarihimizi karalamaya çalışmıyorum. yalnızca resmi tarihçilerin yapılan hataları destanlarla kapatmaya çalışmalarına karşı çıkıyorum....
partinin, kafası en karışık tedrisat cocuğu..
nihat tarafından 16.08.2003 01:39:02 tarihinde yazılmıştır. **parti isimleri üzerine..2..** "demokrat parti veya demirkırat partisi"... demokrat:"demokrasi yanlısı"demek... bu partimizin de aslında demokrasi yanlısı olmadığını hepimiz biliyoruz... adnan menderes ne demişti? "siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz." demokrat bir parti ve demokrasi yanlısı bir genel başkan, demokrasiye dayanarak iktidara gelmiş birisi, böyle bir şey söyler mi? hilafet nasıl alınmış? zorla,savaşla... nedir hilafet:dünya çapında bir din büyüğünün söylediği her şeyin o dine inananlar tarafından yasa olarak kabul edilmesi... peki, demokrasi bunun neresinde?..zaten bir toprak ağasından başka ne tür bir düşünce bekleyebilirsiniz ki?..kısaca sonuç: bu partimiz de adıyla aslında adının tam zıttı olan düşünceleri örtmüştür... partiler tarihimiz bunlarla doludur...**devam edecek**
ali_tarik tarafından 16.08.2003 01:40:05 tarihinde yazılmıştır. faşizm, bir tanımıyla da;
finans kapitalin, ezmekte olduğu sınıf ve tabakaları, kendisini korumak üzere örgütlemesidir..
finans kapitalin bu zorunlu geleneği, devleti oluşturan militer güçlere tapınmayı da sağlıyor olmasın. (bakınız kamuoyu yoklamaları).
maksak fikir cimnastiği.. ama bilgisayarla olunca "aletli cimnastik" olmuyor mu bu?
politik özürlüleri tedavi merkezi müracaat memuru..
nihat tarafından 16.08.2003 00:36:10 tarihinde yazılmıştır. ali_tarik'e katılıyorum... onun önerdiği pencereden bakarsak şöyle söyleyebiliriz: tarihte liderlik, yöneticilik,politikacılık yapmış şahsiyetlerin hepsi makyevelisttir. bir başka jargona göre;takiyyecidir. bilim adamları; bilimsel verileri değerlendirir ve tezler ortaya koyarlar(k.marks...gibi.)politik bir liderlik düşünmedikleri için, nalıncı keserine ihtiyaçları yoktur. devrimciler; politik liderlik, bakanlık,başkanlık yapamazlar(che...gibi.), onlar ancak, düşünceleri uğruna ölürler. çünkü onlar devrimcidir. eğilip bükülemezler... örneğin: salvador allende; hem politikacı, hem de devrimci olmaya çalıştı-bildiğim, bilebildiğimiz kadarıyla- başaramadı. devrimciliği ağır bastı...
ali_tarik tarafından 15.08.2003 22:48:59 tarihinde yazılmıştır. bilimsel teorik bir formulasyon sunmamış bir insanın yaptıklarını nalıncı keseriyle yorumlayarak "izm" yaratılmaya çalışılması tamamen safsatadır..
atatürkçülük ve kemalizm bence böyle olgulardır.. kendisi bu konuda eser vermemiş bir insanın ismini kullanarak kendi ideolojilerini yaratmaya çalışanlar vardır, o kadar..
farkındaysanız, atatürk'ün sözlerini birbirlerine taban tabana zıt akımlar kullanabiliyorlar.. bunun sebebi nedir? çünkü mustafa kemal atatürk'ün siyaseti de bir tür "saray siyaseti"dir... birçok konuda makyavelist eğilimleri olduğunu düşünüyorum.. mesela hatırladığım kadarıyla sol çevreler bursa nutkunu kullanırken, anti komünist çevreler de "şurası unutulmamalıdır ki, türk milletinin en büyük düşmanı komünizm'dir.. görüldüğü yerde ezilmeli" sözünü kullanmaktadırlar... atatürk'e atfedilen o kadar çok söz vardır ki, bunların hangisini gerçekten söylediği bile şüphelidir..
mustafa kemal atatürk'ün sovyetler birliğinden yardım almak için lenin'e övgü dolu mektupları, düzmece komünist parti kurdurması ve nihayet yardım geldikten sonra anadoluya çağrılan mustafa suphi ve arkadaşlarının öldürülmelerini can dündar "gölgedekiler" belgeselinde anlatmıştır..
biz sadece atatürk, inönü, fevzi çakmak, kazım karabekir, rauf orbay, çerkes ethem ve diğer isimleri değil, değişik kaynaklardan gerçekte olan biteni anlamaya çalışmalıyız..
nihat'ın yaptığı gibi bir yandan objektif verilere bakılmasını önerip diğer yandan da yapılanları bir kişinin imzasına terketmek çelişki gibi geliyor bana... atatürk şunları tek başına yaptı ama şunlara gücü yetmedi falan demek yeterli değil....
şöyle bir iddiada bulunabilir miyim? cumhuriyeti kim kurdu? askerler.. peki savaşlarda yenilen ordulara komuta edenler kimlerdi? askerler.. 1920 den sonra yapılan tüm anayasaları kim yaptı, askerler.. askerere fazla yükleniliyor..
lider aramak veya yaratmak konusundaki zorlama yerine kollektif emeği, kollektif düşünceyi koymaya çalışmalıyız.
kafası karışık bir tedrisat evladı..
nihat tarafından 15.08.2003 21:10:43 tarihinde yazılmıştır. sevgili dostlar... tarihteki olayları değerlendirirken, erki elinde bulunduranların ve toplumlarının durumlarının dikkate alınması gerekiyor. 1919'ların anadolu'sunda okur-yazar oranı,sanayileşme oranı, her alandaki üretim/tüketim oranı dikkate alındığında; mustafa kemal'in gerçekten çok önemli başarılara imza attığını söyleyebiliriz. yeterli mi? tartışılır. ama, o dönemde kaç tane mustafa kemal vardı? tek başına ne yapabilirdi?... bizler şu anda neler yapabiliyoruz?.. *** önceki mesajlarda söz konusu edilen "meclis'i dualarla açan m.kemal" meselesine gelince: o dönemde halifenin emriyle kurulan ve ellerinde şeyh-ül islamın ankara hükümetinin dinsiz olduğunu katledilmelerinin vacip olduğunu söyleyen "isyancılar!.."ın propagandalarına karşı nasıl davranılabilirdi ki?.. şimdi nasıl davranabiliyoruz ki?.. 1992 sıvas'ı unuttuk mu?..
ugur tarafından 15.08.2003 16:18:10 tarihinde yazılmıştır. sevgili merkep, ben uzun bir dönemde ekarte edebildiğini söylemek istememiştim. tahmin ettiğin gibi, sadece ilk aşamada bağımsız bir otorite olarak var olma başarısını, emperyalist ülkelerin osmanlı halkı otoritesini elinde tutmak isteyen işgalcilerin etkisini ekarte etme olarak tanımlamıştım. aksi halde, t.c.'nin uzun vadede onların etkisini tamamen ekarte etmiş olduğunu söylemek doğru bence doğru olmaz. lozan'a gelince: lozan'ın imzalanmasından birkaç yıl önce sevr'i görmüş bir memleketin insanlarının içinde bulunduğu psikolojik durumu değerlendirirsek lozan'ın o günlerde neden büyük bir coşkuya neden olduğunu anlayabiliriz. bugün, yıllar sonra dönüp baktığımızda ise onca mücadele ile açık bir zafer kazanmış t.c'nin oturduğu masadan gerçekten başarıyla kalkıp kalkmadığını sorarsanız, bence bu biraz şüpheli.
merkep tarafından 15.08.2003 16:11:08 tarihinde yazılmıştır. sevgili ugur..14.08.2003 tarihli pano yazınızda kullanmış olduğunuz bir cümleyi bir soruyla detaylandırmak istiyorum.. t.c.’nin emperyalist etkileri ekarte edebildiğine gerçekten inanıyor musunuz sorusuyla başlayabilirim. okuduğum kadarıyla, lozan görüşmelerinin ilk bölümü tamamlandıktan sonra toplanan izmir iktisat kongresinde alınan kararlar, t.c.’nin toprakları üzerinde bulunan kaynakları emperyalist güçlerden pek koruyamamış… verilen tavizlerin bununla kalmadığı da hepimizce bilinen bir gerçek..
osmanlı’nın ekonomik olarak zayıfladığı dönemlerde aldığı borçları ödeme sıkıntısı doğduğunda kurulan duyün’u umumiye’ye, daha o dönemde kaynaklarımızın kullanımını alacaklı ülkelerin yönetimine teslim etmemize kadar gitmeli miyiz? her seçim sonrasında iktidara gelen siyasi partilerin söylemleri gibi ‘bir enkaz devraldık’ söylemiyle; osmanlı döneminde verilen imtiyazlar ve tavizler sonucunda t.c.’nin kuruluş döneminde yaptığı anlaşmaları (o günün şartları ölçüsünde değerlendirerek) emperyalist ülkelerin etkisini ekarte etmiş bir başarı olarak değerlendirebileceğimizi mi anlamalıyım??
resmi tarih dışındaki kaynakları okuduğumda ise lozan’ın söylediğiniz gibi neden coşkuyla kutlandığıyla ilgili ciddi kararsızlıklar yaşıyorum..
samanla kalın..
ugur tarafından 15.08.2003 11:12:32 tarihinde yazılmıştır. tabi özelleştirmeye değinmeden olmaz: 'devlete yük' olduğu gerekçesiyle çeşitli kamu kuruluşlarının elden çıkarılması tamamen yalan. devletimiz çok uzun yıllardır bu kurumların yükünü kendi sırtından 'vatandaşın sırtına' atmış bulunuyor. örneğin, özelleştirme idaresi başkanlığı'nın kendi idaresi altındaki fabrikalardan hiç birşey üretmeyen, hiçbir makinesi çalışmayan bir tanesinin (bir rakam atalım) 500 milyar lira tutan masrafları için kendi harcamalarından 500 milyar lira tasarrufa gittiğini gören veya duyan var mı? bu kurumların hiçbiri, devletin hiçbir kurumuna yük değildir. bunlar tamamen 'milletin sırtında' yüktür. iş yerimin hemen yanıbaşındaki haliç tersanesinde onlarca işçi ve mühendis yıllardır milyarlarca lira maaşlarını buraya hiç gelmeden bankamatikten çekmektedir. çünkü gemi geçişi için köprü açılamamaktadır. maaşlarını türkiye denzcilik işletmeleri harcamalarını kısarak mı ödemektedir. hayır, eşşek dostlarım, hayır. ek vergilerimiz, deprem vergilerimizle biz ödemekteyiz. ha şimde karar verelim, biz bu maaşları ödemeye devam edelim mi, etmeyelim mi? ne karar verseniz bana uyar. zaten bordrolu olduğumdan vergi kaçırma şansım yok. hepinize ağzınıza layık altın sarısı samanlar diliyorum.
ugur tarafından 15.08.2003 11:12:32 tarihinde yazılmıştır. sevgili nihat, ankara ile ilgili bilgiler için teşekkürler. ankara'nın ittihadd-ı terakki tarafından bir merkez olarak öngörüldüğünü bilmiyordum. gelmişken ımf ile ilgili fikirlerimi de bu pencereye yazayım. ımf'nin izlediği politikalarla neyi hedeflediği, türkiye'nin yararına mı zararına mı çalıştığı sonsuza kadar tartışılabilir. bu konuda 'siyah' veya 'beyaz' diye bir fikrim de yok. ama ımf'nin ülkemize zorla gelmediğini biliyorum. onu 18 kez stand by anlaşması için türkiye'ye davet eden de bu anlaşmaları bozup ımf'yi kovalayan da hep hükümetler oldu. bu adamlar kasıtlı olarak veya yanlışlıkla kötü politikalar izleyebilirler. türkiye'de hükümetlerin onları çağırma-kovalama özgürlüğü olduğu sürece bence bu filmin yönetmeni ımf değil hükümetler ve demokrasinin işleyiş yüzdesine göre de halk, yani bizizdir. ha, derseniz ki kovalama özgürlüğümüz gerçekten var mı? şu anki stand by anlaşması 19.su olduğuna göre demek ki var.
nihat tarafından 14.08.2003 18:55:33 tarihinde yazılmıştır. gelelim özelleştirmelere: 1921 yılında yakup kadri karaosmanoğlu'na ankarayı gezdiren muttalip bey, bir konuyla ilgili olarak şöyle diyordu:"...avrupalılar, sanayi kurmamızı [kapitülasyonlarla...n...]engellediler, ama küçük sanatlarımızı öldüremediler..." düşünelim; cumhuriyet'in ilk yıllarında dışa bağımlılığı azaltmak için, şeker, dokuma,banka...vs. alanlarda çeşitli kurumlar kurulmuştu. şimdilerde "devlete yük" bahanesiyle birer birer elden çıkarılıp özelleştiriliyor. özelleştirmeye karşı değilim. düşünelim: şeker,giysi,tütün, tarım ürünlerimiz... bunlar on-onbeş yıl öncesine kadar bize yetiyordu. ama, uygulanan politikalar sonucu, yukarıda saydığım her şeyi ithal eder durumdayız... elimizdeki fabrikaları, değerlerimizi yok pahasına sattırıp; sonra onların içlerini boşaltıp;"eyvah,özel sektör battı" deyip; "alın size ımf'den şu kadar faizli, şu kadar milyar dolar borç bu batıkları kurtarın!!.. yoksa ekonominiz tepetaklak olur mazallah...'" diyerek bize kazık üstüne kazık atıp; bizi kendilerine bağımlı hale getiriyorlar... *** iddia ediyorum** türk halkının ımf ve dünya bankası gibi soygunculara borcu yoktur!... onlar, paraları kimlere verdiklerini iyi biliyorlar. gidip onlardan alsınlar,demeye bile dilim varmıyor. çünkü: hortumlanan paralar zaten emerikan ve isviçre bankalarında nemalanıyor... samanınız bol, anırtınız eksik olmasın benim eşşek kardeşlerim...
nihat tarafından 14.08.2003 18:46:43 tarihinde yazılmıştır. bugünlerde elime ilginç kitaplar geçiyor. ali_tarik ve uğur'un yazdıklarını okuyunca yazasım geldi.*****konu:ankara'nın başkent olması...kaynak: "kurtuluş savaşında ankara"yazan:alptekin müderrisoğlu...ankara büyükşehir belediyesi yayınları... cumhuriyet'in 70.yılı anısına...**** osmanlı ordusu'nun çağdaş düzende örgütlenmesi için görevlendirilen "mareşal collmar von der goltz", osmanlı başkentinin ankara,konya veya kayseri'ye(istanbul güvenliksiz ve kolay işgal edilebilir[kara,hava ve deniz açısından...n...] olduğu için...) taşınmasını öneriyordu... enver paşa, ankara'yı orta anadolunun merkezi yapmak için şehir planları hazırlatmış; zor durumlarda ankara'yı hükümet merkezi olarak kullanmayı düşünmüştü... hatta, ittihat ve terakki partisi için ankara'da bir kulüp binası yaptırdı. bu bina daha sonra, 1920 yılında meclis binası olarak hizmet vermiştir. şu anda da cumhuriyet müzesi olarak kullanılmaktadır...
ugur tarafından 14.08.2003 11:08:25 tarihinde yazılmıştır. pekala, madem biraz zamanımız var fikir jimnastiği yapabiliriz. t.c.'nin geçiş dönem devleti olarak emperyalist devletler tarafından kurulduğu tezi çok mantıklı görünmüyor. bir emperyalist olarak o dönemde başkentini işgal etmiş olduğum bir ülkede geçici devlet kurmak isteseydim, bunun için ankara'da yeni bir hareket oluşturma yolunu seçmezdim. bence ingiltere son osmanlı mebusan meclisinin istanbul'da toplanmasına müsade ederek bu yeni oluşumu kontrol altına almayı denemişti. ama misak-ı milli'nin kabulüyle bunu başaramadığı ortaya çıkmış gibi görünüyor. nitekim o yıllarda büyük bir imparatorluk olan ingiltere'nin türkiye dışındaki hiçbir devletten askerini çekmediğini görürüz. şayet emperyalistler kendi kontrolünde bir geçici devlet kurabilmiş olsalardı bence başkent olarak istanbul'u seçecek ve askerlerinin çekilme işini de belirsiz bir tarihe erteleyeceklerdi. peki bugünkü t.c. davranış modellerinin sanki bu tezi doğrular nitelikte olmasına ne demeli sorusuna cevap arayalım. aslında bağımsız olmamızla olmamamız arasında yaşağımız değişim açısından çok fark olmadığını düşünüyorum. yabancı devletler bizi silahla kendilerine benzemeye ikna etmeye çalışıyordu. oysa biz aslında ikna olmuştuk, sadece silah zoruyla olması ağırımıza gitmişti. kaynaklarımıza göz dikmişlerdi, karşı çıktık, ama zaten o kaynaklar (şayet var ise de) halen oldukları gibi duruyorlar, kullanabilmiş değiliz. bizim uygulatmamakla haklı olarak övündüğümüz sevr antlaşmasının bir benzerini imzalayan almanya'nın 1938 yılında ulaştığı ekonomik-askeri güce bakınca 'acaba o anlaşma bizim büyük coşkuyla imzaladığımız lozan'dan daha mı iyi bir gelişme ortamı sağlamıştı almanya'ya?' diye sorası geliyor insanın. ben, t.c'nin emperyalistlerin etkisini ekarte ederek, güç ve dehayla kuruluduğunu, ancak aynı yıllarda köle olan devletler ile arasındaki bağımsız bir devlet olma farkını hakettiği ölçüde yaratamadığını düşünüyorum. samanlar, samanlar
ali_tarik tarafından 13.08.2003 19:11:12 tarihinde yazılmıştır. türkiye cumhuriyeti (kısaca t.c. diye anılacaktır) kuruluşu, gelişimi, bugünü ve yarını hakkında birçok kişi kafa yormaktadır.. konuşmakta, yazmaktadır..
kuruluş sürecinde ve sonrasında meydana gelen çıkar çelişkilerinin yansıması olan kasıtlı propagandaları ayıklayabilmek ve gerçek tarihimizi anlayabilmek önemli bir aşama olacaktır..
internet alanımızda da kimilerine yer verdiğimiz iddialar üzerine konuşabiliriz mesela.. türkiye cumhuriyeti bazı gruplara göre osmanlı topraklarında kurulan "geçici devletlerden" biridir.. ve emerika-ingilterenin temsil ettiği emperyalist ülkeler, şimdi bu geçici devletleri kendi idarelerine almak istiyorlar.. buyurun bakalım..
ben, bu görüşü ileri sürenlere hiç de yakın değilim ancak, günümüzdeki siyasi-mali uluslararası ilişkilerimizi ve bölgede bir süredir olanları gözleyince tartışılmaya değer bir konuymuş gibi geliyor.. tartışalım mı?
ugur tarafından 13.08.2003 18:10:22 tarihinde yazılmıştır. sevgili nihad, kısa mesajınla o kadar geniş konularla ilgili cümleler not etmişsin ki durum gerçekten klavyeden mesaj panosuna yazışmayı aşıyor. çok kısaltmaya çalışarak: 1. ben de, tam tamına kavramları 'bizim anladığımız' gibi değil, 'genel anlamlarıyla' değerlendirmek taraftarıyım. bunu anlatabilmek için "kavramları genel anlaşılış biçimiyle kullanmak durumundaydım" yazmıştım. 2.tarihte taviz verilmeksizin yaşamış bir devrim örneği var mıdır? (bence yoktur) 3.gerçekten eski alışkanlıklar her zaman yeniyi yener mi? (bence kimi zaman yener, kimi zaman yenemez)4.muhammed peygamber kureyş kabilesinin elit yöneticilerine teslim olmuş mudur?(bu konu tabi çok hassas, bence olmamıştır. kureyş kabilesinin yaşadığı ve kendisinin sürüldüğü mekke'yi ele geçirdikten sonra tekrar orada yaşamaya başlamak yerine dönemin varoşu sayılabilecek medine'ye dönmesi, oradaki halk ile yaşamayı tercih etmesi belki biraz da bundandı. ancak her iktidar gibi, ölümünden sonra kurduğu düzen elitlerin etkisi altına girmiştir. bunu ise onun elitlere teslim olması olarak görmüyorum. bugün chp neden müteahhitlerin partisi olarak adlandırılmaktadır? müteahhitler mi kurmuştur bu partiyi? hayır. bu, elitin iktidara nüfus etme becerisidir. neden tayyip erdoğan tatilini akp'ye oy toplamak için çok çabalamış sıradan bir vatandaşın evinde geçirmek yerine ramsey'in sahibinin evinde geçirmeyi tercih etmektedir? bir diğer konu da, bence muhammed peygamber, o kadar güçlü bir kişisel otorite kurmayı başardı ki ölümüne kadar kimseyle otoritesini paylaşmak ihtiyacı hissetmedi. tarih kitaplarına bakılırsa, fakirlikten ve açlıktan kıvrandığı gün ile bir kaç ay sonra bir yöredeki isyancıları kılıçtan geçirdiği gün insanlar ona aynı derecede itaat ediyordu. haklısın, bu konular çok tartışılır, çoook. ama bizim en baştaki konumuz türkiye'de yaşanan devrimin (veya nasıl adlandırıyorsak)bize neler kazandırdığı, neler kaybettirdiği idi. herkese selamlar, samanlar
nihat tarafından 13.08.2003 16:56:07 tarihinde yazılmıştır. sevgili uğur kardeşim... "ruhuna fatiha okumak veya okunmak..." kesinlikle bir düzeysizlik yaratmak amacıyla yazılmamıştır..." düzey ve düzeysizlik" kavramlarını yüzyüze "biraraya" gelebilirsek;ayrıntılı konuşmak ve tartışmak isterim. ben de ali tarik gibi kavramları "bizim anladığımız" gibi değil,genel anlamlarıyla değerlendirmek taraftarıyım. devrimler'e gelince; devrimler: bir süreçtir ve o süreçte devrimi yapanlar asla taviz vermez!.. taviz vermek devrimi revize etmektir. bu da bir yöntemdir. ama, her zaman eski alışkanlıklar yeniyi yener. muhammed peygamber de aslında devrim yapmak istemiş, ama, başaramayınca biçimsel reformlarla yetinmiş, daha sonra da kureyş kabilesinin "elit" yöneticilerine teslim olmuştur... bu konular çok tartışılır.. komik parti yöneticileri eğer istanbul'daki felsefe kongresi veya gülen cemaatinin yaptığı gibi "komik parti toplumsal dönüşüm" toplantıları düzenlerlerse, çok ilginç sonuçlara ulaşacağımıza eminim... gözlerinden ışık, kaleminden mürekkep, bilgisayarından internet bağlantısı eksik olmasın! sabahları eşşeklerin davudi sesiyle uyan! canım kardeşim...
ali_tarik tarafından 13.08.2003 14:17:09 tarihinde yazılmıştır. sevgili uğur; kavramlar konusuna değinirken amacım kesinlikle "entellektüel zibidilik" boyutunda bir terminoloji bilgiçliği değildi.. ama gerçekten, gerek kişisel olarak, gerekse parti girişimi adına "tartışma ortamı" arzu ediyorum..
internet alanımızın önemli eksiklerinden biri de şüphesiz, konulara göre tasnif edilebilen bir forum alanının olmayışıdır. aynı konuda yazılanları bir arada görebilmek ve kendi fikirlerimizi açıklamak hoş ve yararlı olacaktır (sandman duy sesimizi)..
gene de, elimizdeki imkanlar ölçüsünde, mesaj panosunda tartışmayı sürdürelim..
devrim kavramına dönecek olursak; söylemek istediğim, her aşamaya özel bir isim bulmak değildi. sadece ayrı olgulara aynı adlandırmayı yaptığımızda, kafamın karıştığıydı.. sonradan düşündüğümde ise, sizin yazdığınız mesajın özünde, olayları neden-sonuç ilişkisi içinde incelememiz gerektiği önerisini buldum.. ben ise mesajınızın içinden bir kelimeye takılıp konuyu dağıtmışım...
beni çok dikkate almayınız.. saplantılarım var.. fikr-i sabit de diyorlar.. ileride durulacağımı umut ediyorum....
bugünlerde sandman görev başında olacak... derleyip toplasın bizi.. kategorize etsin... istatiksel veri haline getirsin..
lütfen eleştirilerinizi esirgemeyin.. elinizi ikiletmeyin...
ugur tarafından 13.08.2003 11:37:35 tarihinde yazılmıştır. sevgili ali tarık, hayata geçemeyen devrimleri devrim saymama yorumun doğru sayılabilir. aslında devrimleri daha detaylı ayrımlarla adlandırmak sosyal bilim açısından yararlı olur. ancak bu henüz mümkün görünmüyor. bu yüzden, mecburen, kavramları genel anlaşılış biçimiyle kullanmak durumundaydım. örneğin, insanlar muhtemelen erken dönemlerde yavru 'at'ı tanımlamak için de 'at' kelimesini kullanıyordu. zamanla 'tay' kelimesi kullanılmaya başlandı. sonra 'kısrak' vb. ayrımlarla farklı atlara farklı isimlendirmeler insanların anlatmak istediklerini kolayca ortaya koymalarını sağlamış olmalı. ama henüz, örneğin, hayata geçememiş devrimlere (bir kelime uyduralım)"debirim", halk tarafından yapılmışlara "hadrim", bir lider etrafında kenetlenerek yapılmışlara "lidrim" vb.vb. gibi kelimeler yaratılmış değil. belki gelecek onyıllarda devrim kelimesi çeşitli anlamlardaki devrimleri tanımlayan başka kelimeler doğurabilir. ben, bugün için, İran, rusya ve türkiye devrimleri için mecburen 'devrim' kelimesini kullanılması gerektiği düşüncesindeyim.
bilgievren tarafından 13.08.2003 11:19:34 tarihinde yazılmıştır. siteniz güzel olmuş sitemede beklerim...
bilgi ve ışıkla kalın..
http://bilgievreni.sitemynet.com
türkiye hür ve kabul edilmi? masonlar derne?i'nin genel merkezi ankara'da tuna caddesiyle adakale soka?yn kesi?ti?i yerdedir.
önemli amerikan karargahlaryndan tuslog'un binasy, mithatpa?a caddesinde, tuna caddesiyle kesi?ti?i noktadadyr.
özel harp dairesi, 1952 yylynda seferberlik tetkik kurulu adyyla ankara'da tuna caddesinde bulunan bahçe içindeki bir binada kurulmu?tur. ilk komutany dani? karabelen'dir.
kybrys'taki türk mukavemet te?kilaty (tmt) isimli yeralty örgütünün merkezi, 1958'de özel harp dairesi tarafyndan yine tuna caddesinde bulunan kybrys ö?renci yurdunda kurulmu?tur. yani bary? döneminde yurt içinde devletin askerleri, sivil sava? merkezleri kurmu?lardyr.
gördünüz mü gladio'yu?.. sermaye, amerikan güçleri ve yerel özel sava? örgütü.. bir reklam spotu gibi.. üçü bir arada!.. afiyet olsun!..
kybrys için kuruldu?u söylenen tmt'nin yapysy da, türkiye'deki özel harp konusunda ipuçlaryyla doludur.
tmt'nin asyl komutany, özel harp dairesi ba?kany dani? karabelen'dir. kod ady cankurt'tur.
kybrys'a gönderilen yerel tmt lideri albay vuru?kan'yn kod ady bozkurt,
mucahitlere genel olarak kurt denmektedir.
1960'ly yyllarda türkiye'de ele geçirdi?i ckmp'yi mhp ye dönü?türen "ba?bu?" alparslan türke?'in komandolarynyn genel olarak "bozkurtlar" olarak anylmasy bir tesadüf de?ildir sanyrym.
özel harp dairesi, mücahitlerin e?itimi için tarym bakanly?yndan edindi?i bir araziye özel e?itim kampy kurmu?, burada e?itti?i sivillere askeri kyyafet giydirmi?tir. bu kamplaryn faaliyeti günümüze kadar devam etmi?tir. kamplarda insanlara amerikan ordusundan tercüme "komando" ve "gizli harekat" e?itimi verilmi?tir.
kybrys'ta kurulan özel sava? örgütü tmt'nin lideri vuru?kan'a 12 maddelik özel talimatta "özel harp dairesi'nin onayy alynarak öldürme" yetkisi verilmi?tir.
bu talimatyn 6. maddesinde, "kybrys'ta tmt'ye veya türk toplumuna yönelik; hainlik, casusluk, bozgunculuk faaliyetlerinde bulunanlar liderin ba?kanly?ynda özel bir kurul tarafyndan cezalandyrylacaktyr. ancak, yslah edilmedikleri için ortadan kaldyrylmasy gerekenler olursa, bunun için özel harp dairesinden izin alynacaktyr." denilmektedir.
tmt için bozguncu kime denir? mesela "karde?im biz ?urda rumu türkü birlikte bary? içinde ya?yyoruz.. kimse kary?masyn" diyenler mi?.. yyllardyr birlikte ya?ady?y rumlarla ili?kilerini sürdürenler mi casus olarak nitelenmi?tir?.. yoksa, kybrys'yn ba?ymsyzly?yny isteyenler hain olarak my nitelenmi?tir?.. subjektif kriter nedir?.. tmt, özel harp dairesinin emriyle kaç ki?iyi bu gibi gerekçelerle öldürmü?tür?..
tmt liderine bu talimaty veren özel harp dairesi, türkiye'de "yslah edilmedikleri gerekçesiyle" kaç ki?inin ölüm emrini vermi?tir?
"ba?bu?" alparslan türke?'in davadan döneni vurun!.. ben dönersem beni de vurun!.. sözünün de sebepsiz olmady?y ve sadece içinde bulunduklary örgütün ana kuralyny açyklady?y böylece anla?ylmy? olmaktadyr sanyrym..
kybrys'ta tmt için uygulanan kurallar türkiye için geçerlidir... çünkü tmt, özel harp dairesi'nin yavrusudur.
özel harp dairesi, eski komutanlarynyn da soyledi?i gibi "so?uk sava?" ko?ullarynda ve dönemin ihtiyaçlaryna göre kurulmu?tur. dönemin ihtiyacy, i?gal altyndaki vatan topra?yny korumak de?il, ülke içinde amerikanyn ve yerli temsilcilerinin istemedi?i dü?ünceleri savunanlaryn yok edilmesidir.
özel harp dairesi, bundan dolayy genelkurmayyn inkar etti?i bilinen ve bilinmeyen birçok karanlyk, kanly olayyn teorik planlayycysy durumundadyr. tabii j3'ün kontrolü altynda.
genelkurmay ba?kanly?y, veya turkish general staff kendilerine her ne diyorlarsa alsynlar belgelerini çyksynlar bir televizyon programyna tarty?synlar. hatta ça?yrsynlar biz e?ekler de gelelim.. ülkemizin bir dönemini aydynly?a kavu?turalym. öyle bazy yazarlara yaptyklary gibi savcyly?a ?ikayet edip çekilmekle olmaz bu i?ler.. (adresleri telefonlary biliyorsunuz bir mesaj atyn ya da aldyrtyn i?te nasyl isterseniz)..
konunun etrafyndan dola?arak, psikolojik harp teknikleri kullanarak ve tehditlerle bu i? çözümlenemez.. syky?ynca devlet syrry diye de yan çizilmez.. gelirken, amerikayla yaptyklary gizli anla?malaryny ve gerekçelerini, sonuçlaryny da yanlaryna alsynlar..
mevcudiyetlerinin yegane temeli neymi?, herkes görsün..
yahu, co?tuk gene aldyk aty gittik.. bir de altyncy madde kapsamyna girmeyelim ?imdi!..
yok canym, herhalde içlerinde bir avuç "bizim o?lan" da vardyr..
bunu yazan, her an ekleme çykarma yapma yetkisine sahip bulunan bozguncu ?ahsiyet: e??o?lube?kulak