12.08.2003 - ben de tayyip erdoğan olsaydım, İktidara yakın bir genel başkan olarak nezaket ziyaretimi kabul etmeyen bir komutana bu işlemi yapardım. bunda şaşılacak birşey yok. seçim demek, halkın kendi kendini yönetmesi bu anlama gelir; seçilebilmişlerin atanmışların üzerinde olması.
pano
yazıları
26.05.2006 09:52:34 - i?te ülke olarak gündemimiz yine “derin devlet”. her yerde yine ayny isimler var: veli küçük pa?a, ibrahim ?ahin, ye?il, haluk kyrcy, vb.vb. siz neye inanyyorsunuz bilmiyorum, ama ben bu adamlaryn “devlet memuru” oldu?unu dü?ünüyorum. sabrynyz varsa bir paragrafla açyklayayym; bu adamlar i?lerini o kadar acemice yapyyorlar ki, görevleri gizli olmasyna ra?men yyllardyr yaptyklaryny man?etlerden okuyoruz. e?er bu adamlar “devlet memuru” de?il de gerçekten ‘ciddi, profesyonel’ gizli bir güç için çaly?yyor olsalardy, çoktaaaan "size gizli görevler veriyoruz oysa siz hergün man?etlerdesiniz! cinayetleriniz, emelleriniz, ba?lantylarynyz tamamen de?ifre oldu. i?leri elinize yüzünüze bula?tyrdynyz. sizinle çaly?amayyz" diye kapy dy?ary edilirlerdi. ama adamlar hala i?lerinin ba?ynda… görevlerini bu kadar eline yüzüne bula?tyran bir ekibin i?ten atylmamasy ancak ‘devlet memurlu?u’ müessesiyle mümkündür. i?te bu yüzden adamlaryn devlet memuru oldu?u kanaatindeyim.
22.03.2006 09:28:12 - sevgili kocayaak
?öyle yazmy?syn: "...geri zekaly programlary izleyen halkymyzy ilgilendirmiyor...suni gündemler ile hissizle?tirilen türk halky aziz nesin'in dedi?i gibi....aynen...tepkisiz bu topluma acyyorum...e?lenin entel halkym e?lenin..."
bence halka bu kadar kyzmana gerek yok. senin izledi?in programlary izlemiyorlar, gündeme senin istedi?in açydan bakmyyorlar ve senin istedi?in tepkileri arzu etti?in ?iddette göstermiyorlar diye sinirlenme.
belki de hem e?leniyorlar, hem de kendi istedikleri tepkileri yeri gelince ortaya koyuyorlardyr. belki de 'acymak' yerine halk dedi?in insanlaryn üslubunun böyle oldu?unu, o insanlaryn senin arzularyn do?rultusunda hareket etmek zorunda olmady?yny kabullenmelisin. belki de kybrys'ta, türkiye'de, o konuda bu konuda ya?anan de?i?imin; halkyn iradesinin yönetime yansymaya ba?lamasy olarak görüp eski usüllerin giderek erimekte oldu?unu farketmeye çaly?malysyn. belki de 'halkyn etkisizli?inden' ?ikayet etmek yerine; 'politikalara eskisinden daha fazla etki etmeye ba?lamasyndan' ?ikayet etmelisin...
22.03.2006 09:12:50 - ?emdinli olaylaryyla ilgili olarak da yazalym
ne ?ansly astsubay, ne ?ansly pkk itirafçysyymy? bombalama olayynda ady geçenler tipler...genelkurmay ba?kanyna kadar herkes onlary savunuyor. haksyz yere yyllarca hapis yatan, 'pardon'deyip byrakylan insanlary gazetelerde okuyoruz. o zavallylar bu kadar ?ansly olsaydy, onlary da bir savunan olsaydy belki yyllary heba olmazdy...
ne ?anssyz savcyymy?...düne kadar 'cumhuriyet savcysyyym' diye gitti?i her yerde otoriteydi, çekinilen adamdy. bugün ise bir astsubay ve bir pkk itirafçysy yüzünden adama 'hooop, hooop sen yetkini a?tyn. ne biçim savcysyn' deniliyor... üç gün önce devletin en güvendi?i makam iken üç gün sonra bir pkk itirafçysy kar?ysynda güçsüz durumda dü?ürülmek zordur herhalde.
22.03.2006 08:52:43 - sevgiil kocaayak,
?öyle demi??sin:"ab'ye girme heveslisi olan tüm halkymyza burada geçmi? olsun diyorum...bu birli?e girmek için k...myzy yyrtaca?ymyza kendi hak ve özgürlüklerimizi koruyarak sanayile?meye çaly?mak..."
üzerime alynarak hemen yazayym, ben ab heveslisi bir vatanda?ym. ab'nin türkiye devletinden taleplerinin neredeyse tamamynyn benim kendi devletimden taleplerim ile ayny oldu?unu gördü?üm için ab heveslisiyim. yani ab, benim hem sanayile?mek hem de hak ve özgürlüklerimi korumak için kullanabilece?im çok güzel bir araç. ayryca bunun için ky... yyrtty?ym falan da yok. ab benim hedeflerimle uyu?mazsa, sallarym gider. bana ne ab'den...
18.01.2006 14:54:15 - selam,
iran ile ilgili geli?meler malumunuz.
suriye zaten bir süredir topun a?zynda.
enteresan yani,
dü?ünüyorum da, abd ?u an zaten yrak'y i?gal etmi? durumda. iran ve suriye'ye de girerse garip bir durum ortaya çykacak. öyle böyle de?il, yanyba?ymyzdaki kocaman bir co?rafya abd i?galine girmi? olacak. yeni bir devlet olu?mu? gibi bir?ey yani... adyny da belki "öz abd" veya "hakiki abd" falan koyarlar.
25.10.2005 11:27:21 - van, yök ve yargy üzerine yazmamak olmaz
türkiye’de yargy sisteminin ne kadar sa?lyksyz i?ledi?i hepimizin malumudur. mini bir örnek: benim gibi çok gazete okuyan biriyseniz, savcynyn ömür boyu hapis istedi?i bir zanlynyn hakim tarafyndan beraat ettirildi?ini mutlaka okumu?sunuzdur. oysa savcy da, hakim de ayny ülkede ayny hukuk e?itimini almaktadyr. i?in ilginç yany, ayny dönemde atananlar ayny torbadan kura çekmektedirler. yani çykty?ynyz bir mahkemede, sizin ömür boyu hapis yatmanyz gerekti?ini dü?ünen ki?inin savcy, beraat etmeniz gereken ki?inin hakim olmasy; yyllar önce çekilmi? bir kuradaki ?ansynyza kalmy? olabilir.
türkiye’nin mevcut yargy sistemi içinde, van rektörünün ba?yna gelenlerin kusursuz bir hukuki süreçten süzülerek do?du?unu söylemek zordur” dü?üncesindeyim.
türkiye’de yargynyn ba?ymsyzly?y en sevdi?imiz sakyzlarymyzdan biridir. anlayabildi?im kadaryyla; van’da bir savcy, rektörün tutuklu yargylanmasyny talep etti, bir mahkeme bu talebi kabul etti ve bir ba?ka mahkeme de buna yapylan itirazy reddetti. sürece yargynyn 3 kurumu dahil oldu, hepsi de rektör aleyhine karar verdiler. peki bunlaryn hepsi siyasal iktidaryn elinde oyuncak hale gelmi? olabilir mi? bence biraz zor ama mümkün.
mini bir örnek:90’ly yyllaryn sonunda, mehmet mo?ultay diye bir adalet bakany vardy. adam bir chp kongresinde (belki o zamanlar shp’ydi, tam anymsayamyyorum), syrf delegelerden oy toplamak için ?öyle demi?ti: “adalet bakanly?ynda 5 bin kadro açtyrdym. bu kadrolara chp’lileri almayacaktym da mhp’lileri mi alacaktym.”
yargynyn i?leyi?iyle ilgili sorunlar çok bilinen ?eyler. bence olayyn esas incelenmesi gereken yany; yök’ün tavry. yazdy?y için, hatta sadece dü?ündü?ünü söyledi?i için mahkum olan, kötü muameleye maruz kalan insanlar oldu/oluyor. akademisyenler yasakly ilan edilebiliyor vb.vb. peki bunca vaveylanyn koptu?u yyllar boyunca, yök’ün “yahu bir dakika, bu adama niye böyle muamele yapylyyor?” deyip de özgürlüklerden yana tavyr aldy?yna ?ahit olan var my aramyzda?
22.09.2005 15:08:51 - “adana'da otel odasynda ölü bulunan 'gelinim olur musun?' adly programyn yary?macysy ata türk'ün (24) cenaze töreninde tabutuna türkiye bayra?y sarylmasy büyük tepki gördü. istanbul valili?i olayla ilgili olarak 'türk bayra?yna muhalefet' suçundan soru?turma ba?latty. chp kyr?ehir milletvekili hüseyin bayyndyr da konuyu meclis'e ta?ydy.” (gazeteler-22 eylül 2005)
ben, bu zavallynyn tabutunun türk bayra?yna sarylmasynda hiçbir mahzur görmüyorum. ama anla?ylan çok sayyda insan buna tepki gösteriyor. peki neden? bence tepkinin sebebi, olayda “bayrak” kelimesinin; “alkol”, “uyu?turucu” ve “otel odasy” kelimelerinin negatif ça?ry?ymlary ile birlikte anylmasyndan ba?ka bir ?ey de?il.
türkiye, “bayrak”y savunmak gerekti?inde, vatanda?lary arasynda “içki, uyu?turucu kullanan”,“otel odalarynda sabahlayan” gibi ayrymlar yapmamaktadyr. siyasal otorite ve kamuoyu, gerekti?inde bayra?ymyza canymyz pahasyna sahip çykmamyz konusunda hemfikir gibi görünüyor. peki o zaman soralym: “neden gerekti?inde ‘bayrak için ölmek’ herkesin görevi iken; son yolculu?una ‘bayra?a saryly bir tabutla’ çykmak kimilerinin özel hakkydyr?”
bu bayra?a kimin hangi dönemde ne kadar sahip olabilece?ine karar veren birileri var bu ülkede ve ilginç olan, bayrak için “seve seve ölmemiz gerekti?ini” söyleyenlerle; onu cenazemizden esirgeyenlerin ayny ki?iler olmasy.
12.09.2005 15:17:26 - bence yabancy dil bilmeyenler ö?retim görevlisi olamasyn. ama sistemde yabancy dil bilmese de (veya ba?ka nitelikleri eksik olsa da) bir konuda uzmanla?my? kimselerin birikimlerinden yararlanylmasyny sa?layacak de?i?iklikler yapmak lazym.
mesela kaportacynyn biri fazla meraktan garip motorlar, araçlar falan tasarlamaya ba?lyyor. veya bir çoban kendili?inden ressam oluyor. bu ki?ilerin, bir makine mühendisli?i bölümünde, güzel sanatlarda ö?rencilerin yaratycyly?yny geli?tirecek bazy dersler/seçmeli dersler vermesinin hiçbir sakyncasy yok. türkiye'de bu mümkün mü? galiba asla...
ama yabancy dil önemli mevzu. amaç olarak algylanmamaly, önemsiz de sayylmamaly...
08.09.2005 14:10:00 - sevgili nihat, "devlet tiyatrolarynda neler oluyor?" diye sormu?. biraz yo?un bir dönemime geldi?i için aslynda ne oldu?unu tam anlayamadym. ama ufak tefek bilgi kyryntylaryyla olu?turulmu? bir fikrim var. bu fikir belki zamanla veya katkylarynyzla de?i?ebilir. çünkü bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayy pek sevmem. neyse birileri mevcut sistemi de?i?tirmek istiyor. oysa "mevcut"tan çykar sa?layanlar myryn-kyryn ediyorlar. gelenek,görenek, örf ve adetlerimizden galiba ki, de?i?imle bir?eyler kaybedecek olan herkes, yine konuyu laiklik, siyaset, özerklik vb. gibi yan mevzulara getiriyor. siyasetçiler de konunun bunlarla bir ilgisinin olmady?yny söylüyor. tabi siyasetçilerin bu söylemi de do?ru de?il. bence, de?i?tirilemeyen bir sistem, kötü bir sistemdir. devletin kadrolu baleti diye, 105 kiloluk bir adama, benim vergilerimden maa? ödeniyorsa, tarty?manyn gerisini dinlemekte zorlanyrym. devlet tiyatrolary denilen sistematik içinde böyle bir balet yyllarca ya?ayabiliyorsa, devlet tiyatrolary biraz fazla özerk hale gelmi? demektir. isteyen giri?imciler, böyle baletlere kendi tiyatrolarynda istedi?i rolü verebilir, istedi?i parayy ödeyebilir. ama lütfen benim vergilerimden, 105 kiloluk bir adama balet, okuma yazma bilmeyene ilkokul ö?retmeni vb. gibi maa?lar ödemeyiniz.
06.07.2005 09:02:54 - sevgili 'yeralp' konu biraz karma?ykla?my?. çok detaylara bo?ulmadan iki ?ey yazmak istedim. 1)atatürk'ü nutuktan okuyarak tanymak ne kadar doyurucudur, ne kadar objektiftir? kendini anlatan biri için bu ne kadar zor bir u?ra?tyr? 2)hiçbir türk devleti vatan topra?y için vatany üzerinde sava?yrken yenilmedi ise, o çok me?hur 16 eski türk devleti neden yykyldy? hakanlary emekli oldu diye mi? nasyl oluyor da devlet yykma/kurma ?ampiyonlu?u türklerin elinde oluyor?
14.06.2005 10:01:10 - sevgili yeralp siteye yyldyrym gibi bir giri? yapmy?. yazdyklary biraz kyzgynlykla kaleme alynmy? ?eyler gibi görünüyor. bu yüzden de hemen her cümlesi bir soru i?areti içeriyor.
mesela
1) mhp osmanly milliyetçili?i mi yapmaktadyr? 2) ülkeyi kurtarmak adyna parçalamak ne demektir 3) yerlap'tan bir tavsiye: "asla ba?ary ile sonuçlanamamy? sistemlerin köpe?i olmayyn." mevcut sistem ba?ary ile sonuçlanmy? mydyr, köpe?i olunmaya uygun mudur? türk milliyetçili?i ba?ary ile sonuçlanmy? bir sistem midir? 4)atatürkçü milliyetçilik hakikaten yrkçy olmayan milliyetçilik midir? 5) tarihte gerçekten de hiçbir türk devleti sava? meydanynda yenilmedi mi? 6) emperyalist dünya osmanlyya kar?y mücadelesinde gerçekten ba?arysyz my oldu? 7)yeralp türkiye'nin gelece?ini siz kuracaksynyz diyor. e?er arzu etti?i ideolojinin köpe?i olmadan bir gelecek in?a edersek ne dü?ünür?
08.06.2005 06:42:12 - sadece meraktan soruyorum: terörle mücadele yyllary boyunca (ve halen) ankara'da/izmir'de/istanbul'da rütbesiz asker ba?yna ortalama kaç muvazzaf subay dü?üyordu? ?yrnak'ta/hakkari'de/tunceli'de bu rakam ne idi?
tahminimi söyleyeyim, yüksek ihtimalle büyük bir dengesizlik vardyr. mesela izmir'de 10 rütbesiz askere bir muvazzaf komutan dü?üyorsa, ?yrnak'ta 50 askere bir muvazzaf komutan dü?üyordur.
batyda görev yapmak bir çok açydan daha cazip ve muvazzaf subay kadrolarynyn ço?u batyya yy?ylmy? galiba. güneydo?u'da harekatyn a?yrly?yny muvazzaf olmayan aste?menlerin üzerine yykylmy?.
ama bütün bu veriler askeri syrdyr tabi, genelkurmay böyle bir bilgiyi yayynlar my? terörle mücadelede onca ?ehit verildi?i yyllarda tsk yönetici kadrolarynyn oransal da?ylymynyn batyda yo?unla?ty?y açyklanabilir mi...
07.06.2005 10:02:59 - sevgili yorgun,
bence de bu gidi? bir komplo olabilir. her güç iktidarynyn yetti?i ölçüde bu gidi?te rol oynamaya çaly?yyor. bunda yakla?yk olarak hemfikiriz gibi görünüyor.
ayryldy?ymyz nokta telekomun özelle?tirilmesi konusu. "ben bu a?yn olu?turulmasyna de?il, hizmet edece?i odaklara kar?yyym" yazmy?syn. ben ise buna ek olarak, telekomun bugün hizmet etti?i odaklara da kar?yyym.
"ver kurtul manty?y dy?ynda bir formülümüz yok mu?" demi?sin. buna cevabym: "hayyr yok". dünya tarihinde, herhangi bir teorinin uygulamasynda "devlete ait kurumlaryn birileri tarafyndan verimli i?letildi?inin örne?ini görmedim. kendimin yaratty?y bir önerim de yok. "karly olsun, verimli olsun, iyi kurum olsun, vatanda?a iyi hizmet versin, siyaset girmesin, güzel çaly?syn vb." gibi her iyi niyet, dünyanyn her yerinde hayal kyryklyklary yaratyyor. her defasynda daha iyi bir çiftli?e dönü?üyor bu kurumlar, vatanda?a hizmet her defasynda biraz daha geri plana atylyyor. ne kadar iyimser olursak olalym; orada çaly?anlar vatanda?a bir türlü iyi davranmyyor, hizmet vermiyorlar.
konunun üzerinde durulmasy gereken bir noktasy da, "bu küresel komploya telekom gibi hyzla ça?yn gerisinde kalan hantal kitleri özelle?tirmeyerek mi kar?y duraca?yz?" sorusu. bu gibi kitlerin dev binalaryndaki yüzlerce odada, ak?ama kadar çay içip sohbet eden binlerce çaly?anyn bu konularla bir alakalary yok. etkisizlikleriyle, tenbellikleriyle o komplonun zaten bir parçasy durumundalar. komplocularyn en sevdi?i ki?i ve kurum tipleri bunlar. milli bir kurumun ilkel, geri ve hantal bir noktada kalmasyna neden olmakla zaten bizi zaten uluslararasy komplolara kar?y savunmasyz byrakyyorlar.
02.06.2005 06:29:29 - 27 mayys ihtilalinin yyldönümlerinde eskiden özgürlük bayramy yapylyrmy?. bu kutlamalary de?erlendiren bir yazydaki ?u cümleler ho?uma gitti; siteye de yazmak istedim.
"27 mayys, seçimle i?ba?yna getirdikleri liderlerini dara?acynda gören kitleler için, idam sehpasyndaki menderes’in ?ahsynda aslynda kendi a?a?ylanmy?lyklarynyn yeniden yüzlerine vuruldu?u, halk olarak onlaryn tercihlerinin son tahlilde de?erinin bulunmady?ynyn ve bürokratlaryn belirledi?i resmi çizgileri de?i?tirmek istediklerinde ba?laryna nelerin gelebilece?inin bir yyl arayla onlara “hatyrlatyldy?y” kara bir gündü."
02.06.2005 04:49:39 - sevgili yorgun,
toplumlaryn özgürlü?ünden, uluslararasy bazy komplolardan bahsediyorsun; söylediklerinin önemli bir kysmynyn do?ru oldu?unu dü?ünüyorum. dünyada bir güç yary?y var ve herkes elinden geldi?ince etkin olmaya çaly?yyor. bu yary? hamburgecilikten en karma?yk uluslararasy siyaset konularyna kadar böyle. do?al olarak bu yary?ta güçlü ülkeler daha etkili, güçsüz ülkelerin etkinlik gösterebilecekleri sahalar ise giderek daralyyor. bu i?leyi?i sanyrym kimse inkar etmez. br>benim itirazym, "madem dünyanyn böyle bir gidi?aty var, biz de telekomu satmayalym arkada?lar" manty?yna. çünkü bu mantyk, telekomdaki insanlaryn 'oh be, özelle?tirilmiyormu?uz, ya?asyn' deyip de hizmet isteyen halky a?a?ylamalaryndan ba?ka bir i?e yaramyyor.
telekom gibi ki?isel/bürokratik çykarlara hizmet eder hale gelmi? kitlerle, küreselle?meye/uluslararasy rüzgarlara kar?y direnebilece?imizi hesap ediyorsak; böylesine büyük bir mücadeledeki silahymyz bu hantal kurumlar ise vay halimize...
30.05.2005 09:36:34 - bu telekomla ilgili haberi ben de okudum.
öncelikle; bugünkü haliyle telekomun bizim ileti?im özgürlü?ümüzle falan ilgilenecek bir kurum olmady?yny dü?ünüyorum. hatta telekomun ileti?im özgürlü?ü diye bir?eyden haberi oldu?undan ?üpeliyim.
özel gsm'ler arasyndaki rekabeti ve hizmet yary?yny görünce daha iyi anladym ki; telekom bunca yyldyr bizimle dalga geçen (millet telefona yazylyp yyllarca ba?lansyn diye syra bekliyordu), 100 yyl öncenin ileti?im tarzyna hiçbir yenilik katma ihtiyacy duymayan, verdi?i hizmetleri çok yüksek ücretlerle sunan vb.vb. bir kurumdur. bu alan da rekabete açylmazsa bizimle dalga geçmeye devam edecektir.
özelle?tirilmesine gelince: birileri, 'bu kurumlar halkyn kurumlarydyr' diyor ama halkyn bu kurumlaryn elinden bir bardak su içmi?li?i bile yok. hizmet talep eden pi?man oluyor.
bu yolla sinir sistemimizin çekilip alynmasy konusu do?rudur ama zaten sinir sistemimiz bugün de sa?lykly ellerde de?il.
11.05.2005 03:48:10 - sevgili kocaayak, hiçbir osmanly padi?ahynyn hacy olmamasyndan dolayy niye bu kadar büyük bir "dumurlara u?radyn" anlamadym. bu çok dumurluk ve az bilinen bir ?ey de?il ki! nihayetinde peygamberimiz de sadece bir kez hac etmi?tir.
bir de ?öyle bir durum var tabi; ister olumlu dü?ün ister olumsuz, bir insan hakkyndaki fikrin,"yav bu adam hacy" veya "yav bu adam hacy de?ilmi?" denildi?inde e?i?iyorsa, dumura u?ruyorsan; gerçekten komik biri olmalysyn.
25.04.2005 08:31:25 - "halifeli?in devam etmesi durumunda bugünü" konusunda dünyagenelmüdürüne katylyyorum.
muhtemelen ondan bundan fyrça yiyen, uluslararasy toplantylarda kale alynmayan, etkisiz, yetkisiz, silik bir ?ahsiyet oldu?u için o makama getirilmi? bir halifemiz olurdu. yani yüzlerce yyldyr siyasal vitrinimizi dolduran tiplere biri daha eklenmi? olurdu.
13.04.2005 09:36:24 - politikaya mola verip bir iki espri yazayym dedim. mevzular, herhangi bir yerden copy-paste edilmemi?, tarafymdan üretilerek gülümsemelerinize sunulmu?tur. üzerinde çok dü?ünülmeden yazylmy? notlar, kaynak gösterilmek veya gösterilmemek suretiyle her türlü kullanyma açyktyr.
1) milattan önce yyllar geriye do?ru gitti?ine göre, aylar ve günler de geriye do?ru mu gidiyordu? (pazartesi, pazar, cumartesi,… gibi.) (aralyk, kasym,ekim… gibi)
2) bu durumda hz. isa do?madan bir gün önce milattan önce 1 yylynyn son günüydü. (yani tarih: 1 ocak m.ö.1) ertesi gün hz. ysa do?du. tarihler düz akmaya ba?lady. o günkü tarih, 1 ocak m.s.1 tarihi oldu. hz. isa henüz yeni do?mu?tu ama di?er insanlar bu durumu biraz garip kar?ylamy? olabilir.(bu esprinin hazyrlany?ynda, hz. ysa’nyn do?umunun tam 1 ocak olmady?y konusu teknik bir detay olarak görülmü?tür. fizik diliyle, "ihmal edilmi?tir")
3) saatler geri mi gidiyordu?(yuh artyk)
4) o yyllarda bir tarih ifade ederken, m.ö. ve m.s. harfleri çok önemli hale gelmi?ti galiba. dü?ünsenize, mesela: tarih 5 ocak m.s.1, 10 gün önceki tarih 5 ocak m.ö. aradaki tek fark m.ö., m.s. harfleri.
5) bu durumda o günlerde ?öyle bir diyalog çok saçma olmazdy: "abi bugün ocak'yn kaçy?" "3'ü" "milattan önce mi, sonra my?" "yuh artyk sende" "ne oldu ki?"
6) hz. musa ve hz. isa’dan önce, haftalar sonsuz muydu?
7)haftasonu diye bir ?ey olmady?yna göre, “haftasonu tatili” de mi yoktu?
8) hafta tatili kavramy yoksa, insanlar ya sürekli çaly?yyorlardy, ya da sürekli tatil yapyyorlardy?
kendinize ve samanlarynyza iyi bakyn
29.03.2005 06:22:07 - bazy fikirler yazmy?tym, sonunda a?a?ydaki mesajy yazmak durumunda kaldym. mesajyn içeri?i özetle, "ya valla ben bölücü de?ilim" idi.
?imdi dü?ünüyorum da, ke?ke böyle bir açyklama yapmama gerek kalmasaydy. o yüzden öneriyorum: en azyndan bu sitede; insanlar ba?yny örtmekte özgür olsun demek "irticacy" olmak anlamyna gelmesin. asgari ücretle hiçbir sosyal hakky olmadan çaly?an i?çilere sahip çykmak "kominist" olmak anlamyna gelmesin, "bu topraklarda ya?ayan insanlaryn, hak etti?i refah düzeyine eri?mesi otorite tarafyndan engelleniyor" demek "bölücülük" olmasyn, "geli?mi? ekonomilerde 3 köylü 97 ki?inin tarymsal ihtiyaçlaryny kar?ylarken biz de 35 köyle 65 ki?inin tarymsal ihtiyaçlaryny kar?ylayamyyor" demek köylü dü?manly?y olmasyn, "hiç i?e gitmeyip ülke standartlarynyn çok üstünde ücret alan devlet i?çileri var" demek "kapitalistlik" olmasyn
en bütün bunlar sadece dü?ünce olsun. birbirimize takym tutan taraftarlar gibi yakla?mayalym olsun bitsin. kendinize iyi bakyn
24.03.2005 04:31:55 - sevgili kocaayak, bir ki?iye bile "bölünmeyi kabullenmi? veya desteklermi? gibi bir tarzym" oldu?u izlenimi verdiysem bu benim kendimi tam yansytamady?ymy gösterir.
bölünmeyle ilgili yorumlarymda hep, "i?ler o noktaya gelirse, gerekli oldu?una inanyrsam" gibi ?artly fikirler dile getirdim. bunlar çok dikkat çekmemi? olacak ki; bölünmeye çok hazyrlyklyymy?ym gibi bir hava do?mu?. aslynda hayyr, ülkemin öyle kolayca bölünüvermesine arzulu falan de?ilim.
ama bir ülkenin bütünlü?ünün sonu olabilece?ini realitesi aklyma yatyyor. e?er bir siyasal otorite, yüzyyllar boyunca tebasynyn hiçbir unsurunu mutlu edemiyorsa... her türlü de?i?im, reform veya düzelme çabasy bo?a çykyyorsa... her "muasyr medeniyet seviyesine" ula?ma hamlesini hayalkyryklyklary takip ediyorsa... bu siyasal otorite (bir evlili?e benzer ?ekilde) ayry?ma ile kar?y kar?yya kalyr my? kalabilir.
24.03.2005 02:30:24 - sevgili yorgun, elbette böyle bir formülüm yok. ama süreç o noktaya varyrsa bu çozülebilir. dünyada böyle bir bölünmeyi ilk ya?ayan biz olmayaca?yz, bu tip problemler nasyl çözülüyormu? bakaryz. mesela annan plany'nda kybrys için 1975'den sonra adaya göç etmi? olanlaryn türkiye'ye dönmesi konusunda çe?itli formüller hazyrlanmy?ty.
23.03.2005 08:00:41 - sevgili kocaayak ve yorgun, ülkenin bölünmemesi bütün herkesin ortak ve temel fikri olmak zorundaymy? gibi bir üslup kullanyyorsunuz. bunun dy?yndaki alternatiflerin "hayali bile kurulamaz..." yazmy? kocaayak. anlayabildi?im kadaryyla, birinin türkiye'nin bölünmesini dü?ünebilmesi/önerebilmesi için ya dy?arydan pompalanan ?eylerin etkisinde kalmy? olmasy, ya ekonomik krizlerden bykmy? olmasy veya dy? güçlerin zorlamalaryny kabullenmi? olmasy gerekti?ini dü?ünüyorsunuz. hemen söyleyeyim, ben bu ve benzeri tanymlamalarynyza girmeyen, ama gerekti?ine inandy?ym noktada türkiye'nin kürtler ile türkler arasynda bölünebilece?ini dü?ünen syradan bir adamym. bir ?erh dü?üyorum: bu bölünme gerçekle?irse, kürt kökenli olup da batyya göç etmi? tc vatanda?lary ve do?u'daki türk kökenli tc vatanda?lary yeni devletlerine iade edilmelidirler. bunun vatan satmakla falan ilgisi oldu?unu da dü?ünmüyorum. bir devleti, az sayydaki vatanda?ynyn devleti yüceltme refleksi, devlet kurumunu temsil eden ki?ilerin lafazanly?y, ordusunun kudreti uzun süre ayakta tutamaz. yüce divan'da yargylanma syrasy bekleyen politikacy devleti ayakta tutamaz, vb.vb...
çok çok özetle; devleti ayakta tutan ?ey, hastaneye gitti?inde ihtimam gören bir ihtiyaryn veya bir yoksulun "allah devletimizden razy olsun" duasydyr. türkiye'de devlet, vatanda?yndan çok çok uzun yüzyyllardyr böyle dualar almyyor. devletimiz ve milletimiz adyna ne kadar heyecan duyarsak duyalym, bütün bir toplumu böyle bir otoriteden memnunmu? gibi yapmaya razy edemeyiz.
09.03.2005 09:52:31 - sevegili kocaayak,
sözlerin serap gibi, susamy? adam su zanneder. ama maalesef türkiye'de durum böyle de?il. en azyndan türkiye'de türk olmak veya türkiyeli olmak konusunda senin söyledi?in dü?üncenin yaygyn olmady?yny dü?ünüyorum. tabi nedenlerini anlatmak için master veya doktora tezi kaleme almak gerekir. bu konuda halk ve devlet mekanizmasy diye iki ana unsur oldu?unu dü?ünüyorum. bu iki unsur da senin gibi dü?ünmeyi zorla?tyrycy niteliklere sahip. 1) halkymyzyn (hepimiz dahil) ülkeyi bir kimlik olarak kabul edebilme yetene?i zayyf. zira kabile, a?iret, hem?ehri sistemine aklymyz daha fazla yatyyor. bu yüzden yozgatlylar, sivaslylar, malatyalylar, karadenizliler hep yakyn semtlerde oturuyorlar. ileti?im ve birliktelik duygumuz köyümüzün ötesine eri?ecek güçte de?il. nerede kaldy ki etnik unsurlar ülke kimli?ini bünyesinde hissetsin.
2) devletimiz de vatanda?lary tarafyndan sahiplenilen bir devlet olabilmek için neredeyse hiç çaba sarfetmiyor. 'devlet' kavramy bizim için negatif ça?ry?ymlarla dolu. bu yüzden batynyn "police station" dedi?ine biz 'karakol' diyoruz. baty 'kamusal alan'dan 'vatanda?yn ya?ady?y alan'y anlyyor, biz 'devletin ya?ady?y alan'y anlyyoruz. böyle bir mekanizmanyn egemen oldu?u co?rafyanyn, üzerinde ya?ayan insanlar tarafyndan "benim ülkem" olarak algylanmasy, yani ülke adynyn bir kimlik haline gelebilmesi elbette ki çok zor. vatanda?yna "sen benim için varsyn, gerek gördü?ümde...." tavryny gösteren bir siyasal mekanizmanyn synyrlary, ülke olarak insanlarymyza az ?ey ifade ediyor. bu yüzden hakkynda bir?eyler bilmek istedi?imiz insanlara "memleket neresi, neresinden?" sorusunu mutlaka soruyoruz. "türkiye'liyim demek ne demek ki?" bütün bunlardan sonra ülkemizi bizim için de?erli kylan tek ?eyin kaldy?yny görüyoruz: tarih ve geleneksellik. tabi bu unsurlar yeterli de?il, giderek a?ynyyor. bu ülkede iktidaryn ve ona yakyn çevrelerin gelecek yerine durmadan geçmi?e atyfta bulunmalary da belki bundandyr. kim hükümet olursa olsun, iktidar mekanizmasynyn türkiye'de halka sunaca?y bugüne ait pek bir?eyi yok. ?anly geçmi?imiz o yüzden daha bir de?er kazanyyor. yüzyyllar ötesinden gelen azametimiz, ?anymyz üçüncü bin yyla yürüyor.
kendinize iyi bakyn,
03.03.2005 06:07:27 - bakyrköy'de malum in?aat nedeniyle bir çökme oldu. olayyn abuk sabuklu?unu geçiyorum. temele dü?en vatanda?lardan bir kadyny hastaneye kaldyrmy?lar.
kadyn peri?an halde kameralara konu?uyor. yaraly, üstü ba?y peri?an, yaka paça zor kurtulmu?; bu karga?ada bazy le? kargalary da çantasyny çalmy?lar. kadynyn ne dedi?ini belki izleyenler olmu?tur: "bari kimli?imi geri getirseler"... ?u memleketteki 'devlet' mekanizmasynyn ne kadar mide bulandyrycy oldu?unu görebiliyor musunuz? vatanda? o durumda bile 'kimli?i'ne üzülüyor. zira kimli?ini çykarmak için devletin kapysyna gitti?inde ya?ayaca?y zorluklar malum. ne diyeyim, yuh olsun hepimize...
02.03.2005 10:17:57 - sevgili kocaayak,
"aslinda bence kürt sorunu yok, kasinmadikça bu insanlar topraklarinda sessiz ve sakin yasamaktalar." yazmy?syn. nasyl böyle dü?ünebiliyorsun. türkiye'de devletimizin a?ary yasakçyly?y ve baskycy tutumu sayesinde bir 'türk sorunu' oldu?u bile söylenebilir. ben bir türk olarak ki?isel/kültürel özgürlü?üme fazla müdahale edildi?ini dü?ünürken, kürtlerin bu müdaheleyi çok daha a?yr bir ?ekilde hissetmemesi mümkün mü? hem adamlaryn sessiz ve sakin ya?adyklary falan da yok. "kürt teali" cemiyetinden, ?eyh said isyanyna ve kuzey yrak'taki yarym yüzyyllyk ba?ymsyzlyk çabasyna kadar her?ey kürtlerin sessiz sakin ya?amadyklaryny, ba?ymsyzlyk için u?ra?tyklaryny gösteriyor. ka?yyan olmaz my, elbet bulunur. ama olayyn asly, türkiye'de bir devlet mekanizmasy sorunu var ve bunu en fazla hisseden etnik grublaryn ba?ynda da kürtler geliyor. 'kürt sorunu' vardyr ve bence özeti budur. kendinize iyi bakyn,
07.02.2005 11:59:48 - sevgili efkarlı çocuk, "coca-cola geçen hafta tımes gazetesine geçen ayların tüm gelirini ve gelecek ayların kar marjlarının bir kısmını israil donanmasına devrettiğini açıkladı" diye yazmışsın. israil'den başka ülkelerde herhangi bir ekonomik beklentisi olan bir şirket, bu kararı verse de açıklamaz gibime geliyor. şu söylediğin haberin internet adresini yazıver de biz de okuyalım, aydınlanalım.
03.02.2005 16:01:50 - sevgili kosa, aslında ben kuzey ırak'ta kürt devleti kurulmasından çok rahatsız değilim. kuzey ırak'ta bir kürt devleti kurulsa da, hatta 20 yıl sonra bu devlet diyarbakır'ı istemeye başlasa da; ben bundan rahatsızlık duymam. hatta tarihi yaratmak elimde olsa, kuzey ırak'taki kurulacak bir kürt devletine; türkiye'nin kürt şehirlerini de kendi ellerimle veririm. yalnız belirli bir tarih tespit eder, (mesela 1960) o tarihten sonra batıya göç etmiş bütün kürt kökenli insanların geri dönmesini şart koşar, halen doğu bölgelerinde yaşayan türk kökenli insanların da istemeleri halinde batıya yerleşmelerini sağlardım. benim görüşüm bu. eğer işler o noktaya gelirse; bu iki halkın birarada yaşamasının bir gereği kalmamış demektir. ayrılarak iki devlet olarak temas etmeleri daha sağlıklı bir bölge ortaya çıkarır düşüncesindeyim.
31.01.2005 15:35:34 - tezkerenin reddedildiği günlerde bir yere şöyle yazmışım: "türkiye ırak'ta mutlaka var olmalıydı. birinci tezkereye "hayır" diyen ama iki hafta sonraki ikinci tezkereye "evet" diyen 50-60 akp milletvekilini miyopluklarından ötürü
kınıyorum. "evet" veya "hayır" oyu bir fikirdir, saygı duyuyorum. ama 15 gün içinde bir "evet" bir "hayır" demek kaypaklıktır.
maalesef, türkiye ırak'ta olamadı. türkiye iki tezkere arasındaki 15 gün içinde kuzey ırak'taki etkinliğine veda etmiş gibi görünüyor. kürtler ise bu 15 günde, kürt devletine ulaşmak konusunda ancak 15 yılda alabilecekleri mesafeyi katettiler."*****************
bugün biraz daha anlamlı geldi de yazayım dedim.
21.12.2004 14:11:45 - sevgili nihat, ellerine sağlık. nasıl da bam telimize dokunmuşsun. işte bu durduğun nokta, "biz buyuz işte, biz adam olmayız" zehabının ataleti ile "dünyayı baştan yaratabileceği" inancının don kişotluğu arasındaki bir yerlerde; hepimizin yanyana olduğu his dünyası. mehmet akif, 'seyfi baba' şiirinde, sevdiği fakir bir büyüğünün, hastalıkla nasıl da acziyet içinde kaldığını ve kendisinin de parası olmadığı için yardım edemeyişinden duyduğu üzüntüyü anlatır. şiir de şöyle noktalamış: "o zaman koptu içimden şu tehassür-ü ebedî: ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi" işte bu haberi izleyip de olayın farkına varmadan zaplayan şanslı insanlardan biri olabilmek için; keşke, ya hamiyyetsiz olaydık, ya da elimizden birşey gelseydi.
20.12.2004 17:03:24 - bu siteyle kendince dalgaya yeltenen bir 'mücahit'in dünya genel müdürünün oltasına takılması üzerine yazmamak olmazdı.(gerçi bu sitenin özgürlük ve özgünlüğü, yazanların siteyle dalga geçme hakkını da kapsar ya neyse!) bir zaman ordudaki fişleme skandalıyla ilgili, "(bence) 1980'li yillara kadar, henüz toplumun çok çok az egitilebildigi, kimsenin dünyada neler oldugundan haberdar olmadigi....devirlerde türk ordusu topluma göre kismen de olsa egitimli haliyle iyi bir vitrin idi. ama yillar ne kadar da çabuk akip gidiyor....hemen hemen herkes çok değişti, çok gelişti. peki ya tsk? kaymakamliklara yazi yazarak cinsel gruplardan, internet gruplarina, ku klu klax tesekküllerine kadar biraraya gelmis her üç dört kisi hakkinda bilgi isteyen bir kara kuvvetleri komutanliginı düşünün. bu yazının formatını oluşturanlar, kaleme alanlar, iyi olduğuna karar verip sırasıyla üst makamların onayına sokanlar, 'tamam olmuş, gönderin' diye talimat verenler var" diye yazmışım bu siteye. ana fikir, tsk personelinin, omuzlarında taşıdığı rütbelerin hakettiği niteliklere ulaşmaya çalışmak yerine, başka işlerle meşguliyeti (irticayla mücadele, kominizmle mücadele, milliyetçilikle mücadele, adnan menderes'le mücadele vb.vb.) tercih ettiklerini ifade etmekti; bu yüzden bakışlarının da sığ kaldığını öne sürmüştüm. işte dünyagenelmüdürünün oltasına takılan mücahit saylan'ın onlardan birisi olma ihtimali çok yüksektir.
13.12.2004 13:17:01 - sevgili genel müdürüm, tam da anlatmak istediğim gibi anlamışsın. türkiye toplumu yan gelip yatmaktadır, köylüler de bundan daha fazlası için çaba göstermek yerine, siyasetçilere, 'kredi borcumuzu ertele yoksa..., taban fiyatını yükselt yoksa..., gelir desteğini artır yoksa....' diyerek şantaj yapmayı seçmiştir. siyasetçinin de canına minnettir. milletin parası karşılığında kendi partisine oy satın almak, bir siyasetçi için iktidara giden en kısa yoldur.(benzer durumlar her sınıf için mevcuttur, biri köylü konusunu açtığı için bahsimiz köylüdür) 'kimdir bu köylüler?' sorusunun cevabına gelince; bu köylüler, nüfusun yüzde 4'ünün tarim ihtiyaçlarını fazlasıyla karşıladığı sayısız ülke varken, bir türlü memleketin ihtiyacını karşılayamaya güç, takat, mesai yetiremeyen kesimdir. avrupa'da subvansiyonun allahı olduğunu yazmışsın ki bu mantığa aykırı. öyle olsaydı elbette bu ülkelerdeki tarım nüfusu yüzde 3-4 düzeyinde kalamaz, tarım süvansiyonlarının allah'ından yararlanmak isteyen kesimlerin hücumuyla köylü nüfus artardı.
13.12.2004 10:24:22 - gelişmiş ülkelerde, nüfusun yüzde 3-4'ü oluşturan köylü nüfus, ülkenin gıda-yiyecek ihtiyacını karşılamaya yeterken; türkiye'nin yüzde 35'i bulan köylü nüfusu bir türlü bu ihtiyacı karşılayamıyor. ucuz kredi, doğrudan gelir desteği, ucuz mazot, bedava gübre, ücretsiz tohum vb.vb. istemekte, istemekte, sürekli istemektedir. politikacılar da bugüne kadar vermişlerdir, vermişlerdir, sürekli vermişlerdir. neden köylümüz gelişmiş ülkelerle aynı verimliliği sağlayamamaktadır? çünkü hiçbir zaman balık tutmayı öğrenemedik, her zaman iktidarın verdiği balıkla karnımızı doyurmayı tercih ettik. bunun sonucunda, türkiye'de tarımın en büyük sorunu, bence, köylümüzün çalışmayı unutmasıdır. köylümüz, maalesef, (siyasetçilerimiz gibi) 'milletin efendisi' olmayı 'en çok çalışmayı' gerektiren değil, 'en çok dinlenmeyi' gerektiren bir vasıf zannetmiştir.
09.12.2004 11:23:53 - barzani ve talabani ikilisi hakkındaki değerlendirmelerine aynen katılıyorum. "kurulur mu kurulur.. talabani-barzani de devletin başına oturur. ama bu şekilde kürtler bağımsız olamazlar..." demişsin. buna da aynen katılıyorum. ama, kürt halkı için, dünyanın tanıdığı bir kürt devletine sahip olmak, (halkı feodal liderlerin etkisi nedeniyle tam bağımsız olamasa bile) devletsiz olmaktan daha ileri bir noktadır diye düşünüyorum. ayrıca bu adamların, (özellikle barzani'nin) ırak'ın diğer atanmışları ile aynı derecede abd memuru olmadığını da düşünüyorum. bence barzani, bu konumunu muhafaza etmek için geçici hükümete kendisi girmedi, adamlarını soktu. ülkemizin kurtuluş mücadelesi konusuna gelince, 'kurtuluş' mücadelesinin kısmen başarıya eriştiğini(misak-ı milli sınırlarına ulaşılamadığına göre kısmen demek daha doğru olur), ancak sonrasının ise neredeyse hiç bir açıdan başarıyla yönetilemediği düşünüyorum. bunda o dönemin kadrolarının (en başta da liderin) sorumluluğu büyük. her birinin, para ve ikbale kavuşma oranına göre suçları daha da büyümüştür. arafat'a gelince: tarihte, hepsi kendi görüşleri yolunda ilerleyen kurtuluş mücadelesi önderleri var. bunlardan iki grubuna saygı duyarım. birinci grup: castro, lenin, mao, gandi vb. gibi başarıya ulaşmış olanlar. ikinci grup, che, hitler gibi mücadelesine devam ederken can verenler. bir de üçüncü grup vardır: denktaş, haydar aliyev, arafat gibiler de üçüncü grupta yer alır. bunlar, yıllar geçtikçe ne yapmak istedikleri daha da belirsiz hale gelen, dışarıdan bakan gözlerin gaye ve vasıtalarını ayırd edemez hale geldiği toplum liderleridir. ömürlerinin ilerleyen yılları, hayatlarının bir döneminde sağladıkları saygınlık ve başarıyı, bozdurup bozdurup harcamakla geçer.
08.12.2004 16:33:41 - işte en sevdiğim şey, somut şeyler üzerinde durmak. "kapasite" konusunu geçiyorum. "sorgulamanın bir ön kapasite gerektirdiği biçiminde bir iddia içermiyordu mesajım" diyorsun, demek ki yanlış anlamışım. kuzey ırak kürtlerinin emperyalistlerin desteğinde büyüdüğünü yazmışsın. ben buradaki kürt hareketinin, en temelde, emperyalistler tarafından desteklendiği için var olduğunu düşünmüyorum. hareketin, istikrarlı gelişmesiyle emperyalistlerin dikkatini ve desteğini çektiğini düşünüyorum. nitekim barzani ailesinde, mesut barzani'ye gelene kadar, normal ölen kimse yoktur. emperyalistlerin desteği olsaydı 1950'den bu yana, habire öldürülmüş, sürülmüş, perişan olmuş bu ailenin böyle bir geçmişi olmazdı. mesele, karşılıklı kullanma oyunudur. emperyalistler mi barzaniyi-talabiniyi, yoksa onlar mı devlete erişmek için emperyalistleri kullanıyorlar bunu tarih gösterecek. mesela afganistan halkı, rusya'yı kovmak için abd'nin desteğini kullandı, nitekim rusya'yı kovduktan sonra abd'yi de kovdu. abd'nin bu ülkeye yeniden müdahale ihtiyacı, emelleri için kullandığını zannettiği insanların, zamanı gelince onu da kovalamasından doğmuştur. tarih bu noktada, abd'nin afgan halkı tarafından rusya'yı kovmak için kullanıldığı hükmünü vermiştir. yani, emperyalist dediğimiz güçler, girdiği her ilişkide dominant, tek hakim değiller. bu kabul, onlarla kıyaslandığında zayıf olan güçlerin savunma mekanizmalarından biri. abd-kuzey ırak ilişkisinde de kimin kimi kullandığını tarih gösterecek. "arafat'ın banka hesabında milyon dolar olmasının ve genç bir fransız kadınla evlenmesinin bir yolsuzluk oldğunu mu söylüyorsunuz?" elbette bu mühendisin bu kadar zengin olmasının bir açıklaması olabilir. ama esas olarak bu iki konu bence şunu gösterir: arafat, halkı ile aynı frekansta, düzeyde doğmuş; ama liderlik sürecinde onların frekansından, düzeyinden, ekonomik koşullarından uzaklaşmış bir liderdir. halkına her zaman ölüme hazır olacakları bir mücadele sistemi öneren arafat, hiç ticaret/memuriyet yapmadığı hayatında ölmeyecek gibi servet edinmiştir. bu, temelde dünyanın önemsizliği mesajı veren erbakan'ın dünya malı yığması gibi bir çelişkidir. "filistinlilerin durumu daha iyi olsaydı, yaser arafat'ın banka hesabı veya evlendiği kişinin yaşı sorun olmayacak mıydı"işaret ettiği yönün aksine ilerleyen bir arafatın pozisyonu, filistinlilerin durumu iyi de olsa, kötü de olsa benim kafamda her zaman soru işareti olacaktı.
08.12.2004 14:26:15 - sayın dünya genel müdürünün arafat merkezli görüşlerine yazayım dedim. "yaser arafat'ın kimliğini ve kişiliğini sorgulayacak kapasitede görmüyorum kendimi..." demişsin. peki kapasiten ne kadar, uzmanlık alanın nedir? kendini hangi konularda sorgulama kapasitesinde görürsün? sorgulayan bir tip olmasan, bu siteye sadece sürf için uğrayan biri olurdun. "filistinliler ne yapmalıydı?.. filistin davasını ve filistinlilerin mücadele biçimini eleştiren veya küçükseyenler, acaba ne tür mücadele biçimleri önerebilirler?" sorularını sormuşsun. hemen söyleyeyim, filistin davasını küçümsemiyorum. 'arafat'ın liderliğinin, şahid olduğum 20 yılının, arafat'ı bir yere taşıdığını, ama filistin'i bir yere taşımadığını' gördüğümü yazmıştım. filistin halkının bugün 20 yıl önceye göre daha iyi durumda olduğunu açıklayan yorumlar okumak ve yanıldığımı görmek isterim. 'ne yapılabilirdi?' sorusunun cevabına gelince; mesela, bölgeden örnek vereyim. kuzey ırak kürtlerinin durumu ortada. bu süre içinde adamlar ordu, devlet, parti, seçim vb.vb. bütün sistemlerini kurdular. devlet olmalarına ramak kaldı. sanki arafattan daha fazla destekleyenleri, daha fazla paraları mı vardı? işte bir halkı devlet sahibi yapmak böyle olur.
07.12.2004 09:25:10 - ebu ammar demişken, aklıma gelenleri hemen yazayım: ben 30 yaşındayım. bu filistin meselesinin neredeyse 20 yılını ortalama bir vatandaştan biraz daha yakından izliyorum. şimdi dönüp bakıyorum da: arafat'ın 20 yıl önce doğru dürüst bir karargahı yoktu öldüğünde ise iyi bir binası vardı. yirmi yıl önce eşi yoktu, yarı yaşında bir fransız kız ile evlendi. 20 yıl önce muhtemelen pek fazla serveti yoktu, vefatıyla şifreli isviçre hesaplarında milyon dolarlık şahsi servetinden bahsediliyor vb.vb. ebu ammar'ın kişisel hayatında bu gelişmeler kaydedilirken filistin mücadelesinde neler oldu? ebu ammar'ın çocuk generalleri hiçbir zaman büyümediler. 20 sene önceki mücadele teknikleri (ki çocukların tankları taşlamasından ibaretti) bugün halen sürüyor. ülke insanının israil'e karşı mücadelesi daha zayıf, daha fazla filistin toprağı üzerinde israil tankları geziniyor, ülke insanı daha fakir vb.vb.
30.11.2004 15:49:27 - sevgili alesta, "sosyal güvenlik primlerine ne oluyor" demişsin. sistemine prim ödeyen kişi 12 milyon civarında (düzensiz ve en düşük değerinden), hizmet alan kişi sayısı 45 milyon kişi civarında. bir de demirel'in 38 yaşında emekli ettiği onbinlerce insan var ki, 18-20 sene prim ödemiş bu kişilere ortalama 30 sene boyunca, primlerinin çok üstünde maaş ödenecek. bir de emekli olmak için hile yapanlar var. onlar da hiç prim ödemeyip maaşa bağlananlar. kağıt üstünde kocasından ayrılıp, emeklisi olan ve ölümü beklenen yaşlı akrabalarıyla kağıt üstünde evlenen kadınlar, babasının emeklisini almaya devam etsin diye resmi nikahı kıydırılmayarak evlendirilen kızlar vb.vb. işte o trilyonlarca dediğin primler bunlara bile yetmiyor. "ssk hastaneleri niye zarar ediyor?" soruna gelince: roche skandalını hatırlatmam yeterli olur mu? işte her hastane yöneticisi ilaçtı, cihazdı, ihale, mihale derken trilyonları götürüyor. denetime gelen de payını alıp teftişini tamamlayıp gidiyor.(tabi yaygın uygulama bu) senin böyle bir şirketin olsa zarar etmez misin?
30.11.2004 10:55:17 - sevgili kosa, muhtemelen daha uzun yazma fırsatın olduğunda daha doyurucu birşeyler okuyacağım. ama kısa cevabından iki konu ifade edeyim. birincisi, 'ben sistem iyi demedim' yazmışsın. zaten sistemi savunduğu düşünmemiştim ki! dönüp kendi yazımı bir kez daha okudum, hayır böyle bir şey elbette ki yazmamışım. bugünkü sistemi yönetenler o kadar kötü bir idarecilik sergiliyorlar ki hiçkimsenin sistemi savunması zaten mümkün değil. ikinci konu:'bir muhalif olarak politikaları desteklemem mümkün değil' yazmışsın. bence bu da stratejik bir hata. en iyi muhalif, insanların en fazla dikkate aldığı muhalif, politikaları 'doğru'-'yanlış' diye ayırarak muhalefet yapan muhaliftir. bu siteyi ele alalım. sadece aşağıdaki kısa mesajını okuyan bir site sakini, "kosa'ya bak ya; 'evet bugünkü sistem kötü ama maksat mevcut yönetime muhalefet olsun diye muhalefet yapıyorum' demeye getirmiş" diye düşünmez mi? insanların, "bu adam zaten en doğrusunu yapsan da itiraz eder abi" düşüncesiyle baktığı bir muhalifin muhalefete katkısı nedir?
29.11.2004 14:59:17 - sevgili dostum kosa, birinci mevzu: kısaca demişsin ki, "evet ssk'ların durumunun iyi olmadığı konusunda sana katılıyorum. ama bunları alıp daha da kötü yapacaklar." tamam, bu senin öngöründür, buna falcılar dışında hiç kimse "hayır, kötü değil daha iyi yapacaklar" diye cevap veremez. sistem daha mı iyi olur, daha mı kötü olur bilemem ama mevcut sistemin kötü olduğu kesindir. ikinci mevzu, ssk hastanelerinin devri konusunda düşüncemi yazdım, sen ise hükümetin sosyal güvenlik sistemi primlerine ilişkin projelerinin ne kadar kötü olduğunu yazmışsın. üçüncü mevzu, demişsin ki hastanelerin arsalarını satacaklar. oysa bizler o hastanelerin kapısındaki kuyruklarda bekleyen insanlar olarak meseleyi 'burada rant var, vermeyiz' düzeyine indirgersek hükümeti itham ettiğimiz tavrı sergilemiş olmaz mıyız? hükümet, "rant oluştu, alayım" diyorsa, biz de "rant oluştu, vermeyiz" dersek, ikisi de aynı düzeysizlik olmaz mı? "ne yapalım, önce onlar başlattı, düzeysizlik serbest!" mi diyeceğiz. dördüncü mevzu, bu hastanelerin işçilerin kendi çabalarıyla yapıldığını yazmışsın. her yıl türkiye bütçesinden ssk hastanelerinin giderleri için ayrılan miktarları gözden kaçırıyor musun? bu hastaneleri işletenler, yıl sonu geldiğinde trilyonlarca lira zarar etmiş oluyor ve bu açığı devletten tahsil ediyorlar. böyle bir sistemin yürütülmesi mümkün mü? bu sistemle gidersek, 10 yıl sonra ssk'lı hastaların daha iyi tedavi edilebileceğini mi öngörüyorsun? şimdi, bu hastaneleri işletenler, "bize karışmayın. şöyle şöyle şöyle projelerimiz var. yaptığımız plan ve projeksiyonlara göre şu kadar yılda bu hastaneler düzelecek" diye birşey söyleseler memnun olacağım ve "dokunmayın kardeşim adamların hastanelerine" diyeceğim. ama nerede...."hastanelerin arsaları çok değerlendi, avrupa'da hastalanan ölüyor da hesabını tutmuyorlar, bizdeki sistem gayet iyi" gibi sözlere karşı söyleyebilecek birşey bulamıyorum. son notum pireye: sevgili pire, eleştirilerimin en büyük bölümü bu hastaneleri "yönetenler"edir. bir yakın arkadaşıma, sırf güzel olduğu için "istersen seni hemen bu hastaneye hemşire olarak alayım" teklifini yapabilecek kadar kurumun gelir-gider dengesine karşı umursamaz olan imza yetkisi sahibi hastane yöneticileri, mevcut durumun sorumlularıdır.
26.11.2004 11:07:36 - chp genel başkanı deniz baykal "atatürk'ün yerinde rüşvete batmış bir kişi olmayacaktır"demiş. bence baykal kendı önceliğini, bilinçaltını ortaya koymus. bu kapısmadaki esas itirazının, "koltugun ne olacagı?" konusu oldugunu, farkında olmadan
vurgulamıs. tabi atatürk'ü de rahat bırakmamış, kendisine desteğe çağırmış. oysa atatürk chp genel baskanlık koltugunu degıl, 'türkiye'yi' esas almıştı,
hayatını bu hedefle geçirmişti. subay, general, sıradan vatandaş, temsil heyeti baskanı, meclis başkanı, cumhurbaskanı olarak bırçok şeyler yaptı, ama hiçbirinde oturdugu koltugu önemsemedı. hep kafasındaki türkiye'yi, halkını gözetti. sayın baykal, "sarıgül genel baskan olursa türkiye'ye yararlı olamaz"
deseydi belki haklı olabilirdi. ama "koltuk merkezli" açıklaması, onun ruh halini ve en büyük hatasını açıkça ortaya koyuyor. buradan kendisine sesleneyim: "sayın baykal, önemli olan koltuk değildir. önemli olan türkiye'dir, türkiye halkıdır. türkiye'ye hizmettir. 'sarıgül bu hizmeti yerine getiremez' derseniz bunun bir anlamı olur. "koltuk şöyle olur, koltuk böyle olur" gibi şeyler söylerseniz.... siz bilirsiniz."
26.11.2004 10:47:58 - sayın kosa, "insanlara ssk'ların ne amaçla devlete teslimiyetini istediklerini açıklamalıyız" yazmışsın. kesinlikle katılıyorum ve açıklamanı merakla bekliyorum. bu siteye ilk girişinde bu açıklamayı yaparsan ben de aydınlanmış olacağım ve belki de fikrimi değiştiririm.
bu konudaki düşüncem şu: ssk hastanelerinin kapısına gelen hastalara muamelesi malumdur. hatta sık sık, -kötü bile olsa- muamele yapmadıkları için insanların kuyruklarda daha da fenalaştıklarını okuyoruz, izliyoruz. bu hastanelerin yönetimi, aidiyeti, işletme inisiyatifleri malum kuruluşlarda. bu hastaneleri kim yönetiyorsa, hem kötü yönetiyor, hem hastalara kötü muamele ediyor, hem ekonomik açıdan zarar ediyor, hem de bu zararlarını devlete ödetiyor. anlayabildiğim kadarıyla mevzu, "bu durum değişsin mi değişmesin mi" tartışmasıdır. yeni sahipleri bu hastaneleri iyileştirir mi, iyileştirmez mi bilemem ama mevcut durum ortadadır. ben değişmesinden yanayım. ama, anlayamadığım şeyler mutlaka vardır. sevgili eşşek kardeşim kosa fikrimi değiştirirse ben de artık "ssk hastaneleri devredilmesin" derim olur biter.
19.11.2004 13:59:55 - sevgili eşşek milleti, uzun zamandır yazmıyordum, yazayım dedim. tabi ki felluce'deki yaralı ırak'lıyı vurma görüntüleri üzerine. güneydoğu'nun gerçekten tehlikeli noktalarında, tehlikeli dönemlerde askerlik yapan herkesin bana katılacağını zannediyorum: yaralı olan veya yaralı gibi görünen, ölü olan veya ölü gibi görünen her düşman, sıcak çatışmaya devam eden düşmandan daha tehlikeli olabilir. bu durum o savaş kararını verenlerin alçaklığını azaltmaz ama, adamın yaptığını çok canavarca bulmak bence hatalı olur. savaş çıktığında piyonların inisiyatifleri birbirinin adeta kopyası gibidir ve önemsizdir. savaşanların milliyetleri, dinleri, kültürleri de, davranışlar arasında çok fark yaratmaz. bir ırak'lı yaralı abd askerine, bir abd'li yaralı ırak'lıya ateş edebilir. bir tsk'lı yaralı pkk'lıyı, bir pkk'lı yaralı tsk askerini de bu şekilde öldürebilir. gerçekten emniyetli bir şekilde ilerlemek isteyen hiçbir savaşçı, öldüğünden tamamen emin olmadığı bir insana sırtını dönemez. savaşın anlamı, ruhu budur: kendi emniyetini al, düşmanı bertaraf et. sıcak çatışma kararı veren her otorite verdiği emirlerin bu görüntülerin yüzlerce kez tekrarlanmasının gereğini içerdiğini bilir. oğlunu savaşmaya gönderen her anne de çocuğunun sırtını bunun için sıvazladığını bilmelidir. felluce'de savaşan bir abd askeri veya bir ırak'lı direnişçi olsaydım, aynı pozisyonda kalsaydım, o odadaki yaralılara sırtımı dönmekte tereddüt ederdim. nitekim hep de tereddüt ettim. bu duygu, orduevlerinde askerlik yapanlara biraz yabancı gelebilir. kendinize iyi bakın.
30.09.2004 15:50:13 - aslında karşılık vermiyor değiller. mesela israil yıllarca şeyh yasin'i elinde tuttu, "öldürürüm haa" falan diye tehdit ediyordu hamas'ı ama dinleyen kim. sonunda bıraktı şeyh yasin'i, istediği şeye serbest bırakınca da ulaşamadı. baktı hapsetmekle olmuyor, serbest bırakmakla olmuyor, en sonunda "öldüreyim bari" dedi herhalde. tabi yine olmadı. bir çeşit rehin alma yani. bu eylem çeşidi geliştirilebilir. ama bu model, islam dünyasına uygulamak için pek ideal değil gibi görünüyor. zira islam dünyası, bir 'dünya' olabilmiş değil. kimin ne yaptığı belli değil. eğer bu coğrafya bir yere doğru gidiyorsa direksiyonun kimde olduğu belli değil ki, kimi tehdit edeceksin. üsame bin ladin'i rehin alsanız islam coğrafyasında kime ne yaptırabilirsiniz? nihat'ın bakış açısı güzel, yaratıcı ve esprili ama bir gerçeğe işaret ediyor. tarihte hristiyanlar "haçlı orduları" diye bilinen ordular kurabildiler. yani o dine inananlar -öyle veya böyle- biraraya gelebilecekleri ortak paydalarda buluşabilmişlerdi. ama müslüman coğrafyadan, avrupa'da 'hilalli orduları' diye bilinen ordular hiçbir zaman çıkamadı. zira islam coğrafyasında kimin kim olduğu ve ne yaptığı hiçbir zaman tam anlamıyla belirgin olmadı.
18.08.2004 14:17:25 - güncel konular arasında bir de seller var tabi. ne demeli bilmiyorum. bence, kendi arazisi üzerine, belediyeden ruhsat alarak ev inşa etmiş, emlak vergilerini ödemiş kişiler varsa zararları tazmin edilsin. altyapı eksikmiş vb.vb. zaten bu memlekette eksik olmayan bir şey yok, o da eksikmiş olsun varsın. şöyle çok genel bir değerlendirme yapalım: bir şehrin üst yapısını vatandaşlar yapar, alt yapısını belediyeler yapar. istanbul'da belediyelerin inşa ettiği/etmesi gereken alt yapı sistemi bozuktur, doğru. peki vatandaşların (hiçbirimiz dışında değiliz ha, bizim) inşa ettikleri üst yapı ne durumda? vergisiz, rahsatsız, hazine arazisi üzerinde inşa edilmiş bir ton beton yığını. yani biz adam gibi üst yapı inşa ettik de belediyeler mi alt yapı kurmadı? (aslında yine de alt yapı inşa etmez bu hıyarlar ama olsun, yine de insan biraz da kendini eleştirmeli) altyapıyı inşa eden belediyeler ile üst yapıyı inşa eden vatandaşlar suçu paylaşıyorlar aslında. tabi sele maruz kalmış insana "e be kardeşim, sen de....." demeye dilimiz varmadığından biraz taraf tutuyoruz. oysa, sel altında kalmış insanlar, yani bizler, şikayet ettiğimiz kurumların sudaki yansımasından başka birşey değiliz.
18.08.2004 13:26:13 - sevgili kosa, bende bir süredir siteye takılamadım. hatta birkaç günlük tatilim nedeniyle dünya işlerine de fazla takılamadım. ne olup bittiği hakkında pek detaylı fikrim yok. tren kazaları olmuş. normaldir, hiç iş yapmayan binlerce kişiye bedavadan çok yüksek maaşlar dağıtan, çalışandan çok müdürün bulunduğu ve trilyonlarca liralık zararı her yıl devlet tarafından sorgusuz sualsiz karşılanan bir kurumun normal tren seferlerini bile yürütebilmesi mucize. tanıdıklarınıza sorun, tcdd'de yüksek maaşla çalışıyor görünen ama yerine asgari ücret verdiği bir başkasını işe gönderen birilerine kesin rastlarsınız. ırak kangren olmuş gibi görünüyor. bu noktadan sonra olayı analiz etmek, olay hakkında fikirler yürütmek beni aşmıştır. filistin'e gelince, yaser arafat'ın üstüne dünyanın birçok yerinde onlarca örgüt kurulmuş, silahlanmış, savaşmış, kaybetmiş veya kazanmıştır. arafat'ın liderliğindeki filistindeki hareket ise halen (40 yıl geçmiş olmasına ve petrol zengini arap dünyasının büyük desteğine karşın halen) büyük ölçüde çocukların israil tanklarını taşlamasından ibaret gibi görünüyor. kendinize iyi bakın,
09.07.2004 16:28:16 - sevgili nihat, "seçme yeterliğili" de ne ki? oy kullanma hakkını elde etmiş olan herkesin "seçme yeterliliği" vardır. bazı insanların aslında "seçme yeterliliği"nin olmadığını düşünmek, demokrasi içinde nasıl konumlanır bilemem. "1924 yılında seçim yapılsaydı kim kazanırdı?" sorusunun cevabını düşünüyorum: 1. meşrutiyet ve 2. meşrutiyet dönemlerinde padişah karşıtı milletvekilleri osmanlı mebusan meclisinde çoğunluğu sağlamıştı. 1924 yılında serbest seçimler yapılsaydı padişah yanlıları belki bir kez daha kaybederlerdi. "seçim olsaydı padişah yanlıları kazanırdı, kim bilir halimiz nice olurdu..." senaryosu, bence inkılap tarihimizin pek çok sayfası gibi analiz gerektiren bir senaryo. kısa vadede kim kazanırdı tam kestirmek artık mümkün değil, ama uzun vadede kesinlikle demokrasi kazanırdı. insanlarımız devlet yönetiminin ne anlama geldiğini, devletlerinden neleri beklemenin hakları olduğunu, toplanan vergilerin aslında padişaha yeni taç almak için değil; halka yol, su, elektrik sunmak için toplandığını vb. vb. pekçok şeyi öğrenme sürecine daha erken girerlerdi. bir çocuğun büyümesi gibi, demokrasimiz 1924 yılında doğmuş olsaydı elbetteki bugünküne göre daha büyümüş olurdu. peki demokrasimiz tehlikeye girer miydi? bu sorunun cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. ama türkiye'de demokrasinin o yıllarda tehlikeye düşmediği çok açık. zaten demokrasinin, serbest seçimlerin yapılmadığı ülkelerde hiç tehlikeye düşmediği çok açık. bugün libya, iran, suriye, çin, küba gibi ülkelerde demokrasinin gelişimi tehlikeye düşüyor mu? herkese samanlar sevgiler
07.07.2004 13:34:46 - sevgili yorguneşşek, üniversitelerdeki ortamla ilgili yine az yazmışsın. ben daha ilerisini de yazabilirim, bu konuda hemfikiriz. ama nihai olarak, "seçim meçim bir yere kadar. son söz cumhurbaşkanı makamında kim varsa onda olsun abi" diyemem. bugün sezer cumhurbaşkanıdır, 2-3 yıl sonra akp'li biri cumhurbaşkanı olacak gibi görünüyor, daha sonra belki de budist bir cumhurbaşkanımız olur. her gelen cumhurbaşkanı seçim koşullarının adil olmadığını, üniversitelerde ortamın seçim yapılması için sağlıksız olduğunu söyleyerek kendi kafasındaki rektör adayını rektör atarsa üniversitelerimiz daha mı iyiye gider? saha çamurlu olabilir, ama oyun yine de kurallara uygun olmalıdır. hakemin, sahanın çamurlu olmasını gerekçe göstererek gol olmamış bir topu skor olarak yazdırması oyunun zevkini kaçırır.
07.07.2004 09:03:33 - cumhurbaşkanımız 5 üniversitede en çok oy alan rektör adaylarına görev vermekten imtina etmiş. bu durum, "siz kimin rektör olması gerektiğini benden iyi bilmezsiniz. yanlış ata oynadınız" demenin açık seçik bir yolu. prof'ların, doçentlerin, doktorların oy tercihlerini dikkate almayan bu düşüncenin, bizim gibi eşşeklerin oylarını ne kadar kale alacağını tahmin edersiniz. üfürükten bir üniversite rektörlüğü koltuğunda bile kendisi gibi düşünmeyenlere tahammül edemeyen bu zihniyet, seçilmişlerin oturduğu diğer koltuklardan kim bilir ne kadar rahatsızdır.
06.07.2004 17:08:15 - sevgili yorguneşşek'in yazısı üzerine hiç istemediğim kadar uzun yazmak zorunda kaldım. kendi master tezimden alıntı:"...türkiye’de devletin, çağdaş siyasal gelişmeler ışığında yeniden konumlandırılması gereği bütün toplum kesimleri tarafından kabul ediliyor. ancak bu değişim nasıl ve hangi ölçüde yapılacağı konusunda bir uzlaşmaya varılabilmiş değil. ne istediği konusunda henüz uzlaşamamış sosyal kesimlerimizin bu durumu, son değerlendirmede, ‘devlet-i aliyye’ bakış açısının devam ettirilmesini için fırsat vermektedir. bu sorun nedeniyle, türkiye’de siyasal erkin, sosyal kesimler tarafından doldurulması gereken büyük bir dilimi, asker/bürokrat elitler tarafından doldurulmaktadır. yürütme erki tarafından toplumun tercihleri doğrultusunda kullanılması gereken siyasal otoritenin büyük bölümü, asker/bürokrat kesimler tarafından icra edilmektedir..." işte böyle bir zemindeki her ortamda haklı olan, güçlü olan elitlerdir. bize de boyun bükmek, semerin altında iken bile mağrur görünebilme kabiliyetimizi geliştirmek düşer. çözümün ilk basamağı, toplum olarak asgari müşterekte bari olsun buluşmaya razı olarak otoriteyi elitlerin elinden almaktır. fransız ihtilalinin ana teması budur. o günlerde bu noktadan sonra durumun ne olacağının tartışması ise 100 yıl kadar sürmüştür. bizde de sürebilir, sürsün. hiç başlamazsak sonuca da hiç erişemeyiz. kesin olan şudur: solcu-sağcı-islamcı- vb. her kesim türkiye'de iktidarı ele geçirmeye çabalamakta, ele geçirdiğinde diğer kesimlerin sırtına binmeyi vazife bilmektedir. bu aslında bir uzun eşşek uyunundan başka birşey değil, bir onyılda bir kesim diğer onyılda ise öteki kesim eşşek görevini alıyor. bu mücadelenin kazananı elbette ki bir dahaki oyunda eşşek olacağını unutabilmek için arkadaşının üzerine daha hızlı iniş yapan takım değil. eşşeklikten kurtulacağını umarak daha sıkı durmaya çalışan alttaki takım hiç değil. gerçek kazanan, hiç eşşek olmayan seyircidir. türkiye'de de bir türlü uzlaşamayan kesimler sırayla bir iktidar olurlar (üste çıkarlar), bir muhalefet olurlar (uzun eşşek yaparlar). ama eğelenen hep başkalarıdır. kendinize iyi bakın
05.06.2004 10:50:28 - tuğgeneral bilmem kim, istiklal marşında gülüşen türbanlılara <"saygı duruşunda nasıl durulacağını bilmiyor musunuz? ne sırıtıyorsunuz? aynaya bakın, kendi kıyafetinize sırıtın. terbiyesizler" diye bağırmış. bu sırada vatandaşlar da tuğgeneral'i alkışlamış.> tuğgeneralimize emir komuta ettiği birlikler yetmiyor anlaşılan. daha fazla kişiye emir komuta etme aşkında. bir de 1)kadın kısmı askerlik yapmaz, saygı duruşunu tabi ki bilmez. (askere almalı) 2) bence salt kıyafet olarak değerlendirildiğinde heryerine birşeyler takılmış olan, her tarafından birşeyler sarkan üniforma çok daha komik bir kıyafettir.******************ama benim burada gördüğüm esas vehamet olayı alkışlayan halktır, yani biziz. biz var ya biz, gücün karşısında nasıl boyun büküp, nasıl da el etek öpeceğimizi öylesine şaşırmış bir halkız ki, üniformadan, cübbeye, sarıktan, fötr şapkaya kadar önümüze konan her şeye yüz sürer, bin yere kul oluruz. kul olduklarımız bile itaatimizin derecesine şaşar. efelenmekte sözü kimseye bırakmayan bir toplumun, güç sahibine tapınmaya bu kadar arzulu olması sizce de biraz garip değil mi? eşşeksen eşşeksindir, doğru olan bu. tuğgenerale veya bir şeyhe kul olup da, dönüp hayatın bir diğer tarafında efelerden efe kesilmek nasıl bir çift kişilikli ruh hastalığıdır, ne olur bana biri anlatsın.
26.05.2004 15:28:22 - atatürk'ten alıntı:<"ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur. benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar."> cehaletimi bağışlayın, bu sitede atamızın, sağlığında "atatürkçülük" ten haberdar olup olmadığını bilen birileri var mı? ben biraz şüpheliyim de! bir yukarıdaki cümleyi okuyorum, bir de "atatürkçü"lüğü döviz gibi bozdurarak menfaate çeviren tiplere bakıyorum, bir kez daha üzülüyorum. bu memlekette adamın biri (çiller döneminde) "atatürkçü bilmem ne derneği" diye bir dernek adı uydurup, "kutlama gecesi düzenleyeceğiz" diye örtülü ödenekten para bile hortumlamıştı be (yoksa yanlış mı hatırlıyorum)... vah atam vah...dogmalar, kalıplar yerine akıl ve ilim mi, onlar da ne ki?
26.05.2004 10:28:56 - gazetelerde adalet sisteminde gördüğüm bin çeşit gariplikten biri. banka soyguncularını vuran güvenlik görevlisinin davasından türkiye adalet sistemine yakışır bir çelişki: savcının 48 yıl hapis istediği davalı, hakimin olayı meşru müdafa saymasıyla beraat etti. şimdi düşünüyorum; savcı da hakim de hukuk adamı olduğuna göre, kanunlar da mümkün olduğu kadar somutlaştırılmış hükümler içeren metinler olduğuna göre bu büyük fark nasıl oluyor? yani düşünsenize, aynı kanunları okumuş binlerce insan arasından onca sınavla seçilen, kimbilir tecrübeleri de fazla iki adamın davalıya biçtikleri hüküm ne kadar farklı. yıllar önce hakim ve savcı adayları kuralarını çekerken bu savcı hakim kurası, bu hakim ise savcı kurası çekseydi, bu davada birbirinin sandalyesinde oturuyor olsalardı bu adam ne kadar hapis yatacaktı?
20.05.2004 09:11:39 - atatürk'ün mirası 19 mayıs'ın düşündürdükleri: şayet atatürk egemenliği hilafet/padişahlıktan millete vermeyi arzu ettiyse ve ben milletin bir parçası isem egemenliğe halen sahip olamadığımı düşünüyorum. "muasır medeniyet" atatürk'ün gösterdiği hedef ise bu hedefe halen ulaşmış değilim, hatta o yönde ilerlediğimiz konusunda şüpheliyim. "ne mutlu türküm diyene" cümlesi atatürk'ün bir dileği idiyse ve bilebildiğim bütün neslim türkse, türküm dediyse, mutlu değilim vb.vb. bu listeyi ne kadar uzatabilirsiniz? "istikbal göklerdedir" ama türkiye'nin uçağı yoktur, "demiryolları mühimdir" ama bizim demiryollarımızın hali malumdur, "yeni nesil öğretmenlerin eseri olacaktır" ama öğretmenlerimiz simitçilik yapmaktadır, "köylü milletin efendisidir" ama ne durumdadır?. yani kısaca biz bu ülkeyi ne hale getirdik? coşkuyla kutladığımız şey hedeflerimizin büyüklüğü mü, aldığımız yolun küçüklüğü mü?
20.05.2004 09:02:20 - sevgili ali tarık, yazında bazı cevaplar buldum. yine tam anlamıyla katılmadım, ama yine yeni bazı fikirler, bakış açıları oluştu zihnimde. zaten amacını "ilginç bulduğum şeyleri paylaşmak" diye yazmışsın. benim amacım da, zihnimin bugüne kadar halen giremediğim kıvrımlarına nüfuz edebilecek ve o noktalarda yeni düşüncelerle yepyeni kimyasal reaksiyonlar yaratabilecek fikirler dinleyebilmek. yani, ellerine sağlık.
18.05.2004 11:52:52 - sevgili ali tarık, elbette ki her değişikliğin bir truva atı olabilme niteliği vardır. en azından bazı insanlar bunların içine saklanarak başka amaçlara ulaşmayı planlayabilirler. senden öğrenmek istediğim şey sence gerçekten herşey, ama herşey mi truva atı? demokrasi(!) paketleri, kanun değişiklikleri vb vb. hepsi baştan sona bir oyun mu? küçücük bir tiyatro sahnesinde, birkaç saatliğine bile herşey kontrol altına alınamayabilirken türkiye'de, dünyada olan biten herşey truva atı olabilir mi, bu mümkün mü? peki, öyle olduğunu varsayalım, ne olacak? demokrasi paketleri, bilgi edinme yasası, yök değişikliği gibi başlıkların her biri için farklı bir kesim kendi truva atını hazırlıyorsa toplum olarak yapmamız gereken nedir? bugün yaşadığımız türkiye'de, her değişimin altında bir truva atı olduğunu görmek halkın bilebildiklerinden fazlasını görme kabiliyeti midir? ve her yerdeki bu sayısız truva atından dolayı her değişime karşı çıkmak bir çözüm mü? bir detay konu; "imam-hatip ruhban okullarını açabilir" yazmışsın. ruhban okulunun açılmasını imam-hatip niyetinin arkasındaki truva atına benzetiyorsan benim gördüğüm truva atlarının sayısı seninkinden bir eksik demektir. çünkü bence ruhban okulunun açılmasının bir mahzuru yok. herkes kendine iyi baksın.
14.05.2004 11:19:28 - sevgili ali tarık, bu emine erdoğan işini manşet yapmakla iyi etmişsin. dünkü bir gazetede mevzuyla ilgili emine erdoğan'ın açıklamalarını okuyunca çok şaşırmıştım. hamınefendi açıklama yapmış: "bizi sevenler üzülmesin, adam bana değmedi bile. hem tayyip bey yanımdaydı, hiç buna müsade eder miydi?" vb.vb. daha önce bu kadar saçma birşey üzerine bu kadar ciddi bir açıklama duymamıştım. (gerçi bugün bir gazetede emine dünkü yazılanların bazı kısımlarını yalanlamış ama neyse, geyiğimizi kesmeyelim) abi ne olmuş yani, bir başbakan uğurma esnasında alışkanlıkla seni öpse ne olur? seni sevenler bunu sarkıntılık olarak mı algılayacak ki üzülsün? bir de teselli ediyor hanım:"üzülmeyin, değmedi bile" diyerek. hem "tayyip izin verir mi hiç öyle şeye" ne demek yani, şu mu demek: "ya sevenlerim, bakın tayyip yanımdaydı birşey yapmadı. adam beni gerçekten öpmüş olsa onun elleri armut mu topluyordu, yapıştırırdı bir tane yunanistan başbakanının suratına, tamam." özetle, yeltsin'in kameraların önünde, masada oturan bir kadının arkasından geçip giderken durup, yönünü değiştirip, kadına yaklaşıp göğsüpden mıncıklamasından beri böyle komik bir şey görmemiştim. selamlar, samanlar
13.05.2004 09:11:04 - bir de şunu yazayım, imam hatiplerin kapatılması gerektiği fikrinde olduğumu yazmıştım. ama bu konu bu kadar gündeme gelmişken şu açıdan da irdelememek olmaz: imam ihtiyacından çok fazla imam niteliğinde adam yetiştiği malumdur. bunda şaşılacak bir şey de yok. bu memlekette, ihtiyaçtan çok fazla ziraat mühendisi, beden eğitimi öğretmeni, fransızca, almanca öğretmeni, iletişim fakültesi mezunu vb. vb. olduğunu herkes bilir. bu memlekette birçok eğitim kurumu her sabah kapısını boşu boşuna açarak akşama kadar eğitime katkı yaptığı düşüncesiyle tatmin olmaktadır. belki de bu yüzden eğiticiler de genellikle işlerini pek ciddiye almamaktalar. elbette ki bazı adamlar ziraat mühendislerinden değil imam-hatip mezunlarından daha fazla oy almışlardır. ama konunun özü: eğitim şart. biraz fikir cimnastiği yapmak için şu fantaziyi düşünüyorum: imam-hatip dışındaki meslek lisesi mezunlarının sayısı 1 milyonu aşıyormuş. onlar için bir parti kursam ve oylarını toplasam, "ihtiyaçtan fazla meslek lisesi mezunu var" gerekçesiyle bu okulları kapatacak birileri çıkar mı? veya "ihtiyaç fazlası okullar partisi" adlı bir parti kursam, iyi bir propaganda ile çok oy toplayarak bu okulların kapatılmasını sağlasam türk eğitim sistemine nasıl bir katkı olur bu?
13.05.2004 08:42:35 - sevgili ali tarık, düşüncelerini okuduğum zaman üslubunu kendime yakın buluyorum ki, aramızdaki küçük fikir ayrılıklarının bile nasıl oluştuğuna şaşıyorum. gelelim konuya, "bugünün dünyasının düşünceleri insanlara ödünç verdiğini ve paramparça ettiğini sanıyorum...","..insanların kimileri, çıkarları taban tabana zıt grupların görüşlerini benimseyebiliyorlar..","..büyük sınıfsal ekonomik baskıların yaşandığı yerlerde, düşünsel anlamda toplumlar paramparça edilir.." cümlelerini alıyorum. tabi bu çarpıklıklar konusundaki tespitlerin doğru. ben biraz daha bireysel anlamda yazmıştım. yani, kişisel olarak ben, sağcıyım, solcuyum, komünistim, sosyalistim falan gibi bir kelime ile kendimi tanımlayamıyorum. yanlış anlaşılmasın, çok zengin bir düşünce yapım veya çok komplike bir kişiliğim olması falan gibi bir durum değil. sadece birisi bana "sosyalistim, komünistim veya sağcıyım" dediğinde "ben de şuyum" diye tek cevap verememe gibi bir sorunum var. sosyalistim dediğimde özelleştirmeyi ne kadar desteklediğimi veya dine bakış açımı tanımlayamamış oluyorum, sağcıyım dediğimde ise abuk subuk başka fikirlerim olduğu anlamına gelebilir. "komünist değilim" dediğimde devletin gözetmesi gerektiğini düşündüğüm bazı toplum kesimlerini çok umursamadığım zannedilebilir,...falan falan. özet olarak, şayet parçalanmışlık dediğin buysa böyle bir durum var. ne yapmam gerekiyor? bu düşünce sistemlerinden birini tercih etsem, sonra da ona uymayan yönlerimi törpülemeye başlasam ne kadar sürer? sonuç beni mutlu eder mi? herkes kendi için üç kere anırsın
11.05.2004 10:06:52 - imam hatip konusundaki düşüncemi yazmamak olmaz. nihat'a katılıyorum. imam-hatipler kapatılmalıdır. yalnız bir parantez açıyorum: şu an bu okullarda okuyanlar mezun olduklarında üniversiteye normal katsayılarla girmeli. bugünden itibaren o okullara kayıt yaptıracakların ise üniversitelerin ilahiyatla ilgili bölümleri dışında hiç bir bölüme asla giremeyecekleri ilan edilmeli. bu noktadan sonra da imam ihtiyacı hesaplanmalı, bu ihtiyacın fazlası imam hatip okulları bütünüyle kapatılmalı.
11.05.2004 09:49:19 - boş bırakmaya gelmiyor, bir iki gün şehir dışına çıktım en heyecanlı bölümleri kaçırmışım. neyse, şu kadarını söyleyeyim, bir kaç sanal pencere doldurmakla, okumakla kimse kimsenin hangi taraftan olduğunu bilemez. kaldı ki bugünün dünyası artık kişilikleri ve düşünceleri o kadar zenginleştiriyor ki, bireyin bütün düşünceleriyle sadece tek tarafa ait olması bir hayli zor. en azından ben öyle hissediyorum. **************************************konum ise şu:(radikal-bugün/yök tasarısını eleştiren öğretim üyeleri, cüppeleriyle tbmm'ye yürüdü. meclis'in çankaya kapısında açıklama yapan akademisyenler tasarının geri
çekilmesini istedi. açıklamada, "cumhuriyet'in temel niteliklerine karşı bir yasa çıkarsa bizim de yasayı çiğneme hakkımız doğar" denildi.) bence bu mantıkla sistemi sorgulamak iyi bir başlangıç. buradan yola çıkarsak, belki bir gün, "ödediğim verginin karşılığını alamazsam benim de vergi ödememe hakkım doğar" demek lüksüne sahip olabilirim. rektörleri
destekliyorum. her ay ödediğim, bana bir türlü yol su elektrik olarak dönemeyen, 600 milyon lirayı aşkın verginin elimde kalmasının yolunu açarlarsa onlara minnettar olacağım. bir zaman, bir mhp kongresinde adamın biri, uçuşan sandalyelerin gölgesinde ne demişti: "...yaşasın illegalite..."
04.05.2004 15:54:51 - avrupa birliği'nin türkiye'nin müzakerelerini açma konusunda vereceği kararla ilgili düşüncemin, erdoğan'ın bugünkü açıklamalarıyla nasıl bu kadar örtüştüğüne hayret ettim. başbakan ile o kadar aynı fikirdeyim ki görüşümü konuşmasından alıntılar yaparak anlatayım: türkiye, ab ile müzakerelere başlama noktasında büyük mesafe katetmiş ve üzerine düşen yükümlülükleri büyük oranda yerine getirmiştir. meclis'teki son anayasa değişikliği paketi de bugün bulunduğumuz noktadır. ama türkiye'nin bugün hala uyum konusunda eksiklikleri yok mu? elbette var. ancak hem eksikleri kapatmak için önümüzde bir vakit var hem de daha önemlisi bu reformların tamamlanması için toplumun açıkça ortaya koyduğu ortak irade var. eğer ab bizim isteğimiz doğrultusunda bir karar oluşturamazsa türkiye, akacağı yeni bir mecra bulmakta zorluk çekmeyecektir. ancak türkiye'yi gösterdiği büyük uyum gayretine rağmen dışarda bırakan bir ab, o tarihten sonra bir daha avrupa ideallerinden bahsetmekte büyük güçlük çekecektir. ''siz bu adımları atıyorsunuz ama ab, aralık 2004'te size müzakere tarihi vermeyecek'' düşünceleri var. varsayalım ki bir müzakere tarihi verilmedi. bu adımları attık diye zarar mı edeceğiz? kopenhag kriterleri olan, demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri, daha iyi işleyen bir hukuk devletini kimin için istiyoruz? bu millet, bu ülke için değil mi? aralık 2004'te ab istediğimiz neticeyi verir ya da vermez. vermediği takdirde türkiye, kopenhag siyasi kriterlerine ''ankara siyasi kriterleri'' adını koymalı ve yoluna devam etmelidir. bence, aralık ayında müzakerelerin hızla başlatılması dışındaki hiç bir karar türkiye için tatmin edici bulunmamalıdır. gerekirse "türkiye toplumunun ab üyeliği motivasyonunu, birliğin bürokratik engellemeleri nedeniyle yitirdiği" merkezli bir resmi açıklama yapılmalıdır.
04.05.2004 10:35:59 - sevgili ali tarık, saydığın 6 maddeyi okudum. ırak'ı daha iyi anlayabilmek için bu maddelerin mümkün olduğunca daha derin algılanması gereğine şüphe yok. ancak örneğin birinci maddedeki "zulmü tatmak, işkence ve tecavüzlerin muhatabı olmak" şartını yerine getirmemiş kişilerin bu konuda fikir geliştirmesi bence yanlış değil. ırak'ta olanları, ırak'lılar açısından yorumlayabilmek için işkence görmüş olmak veya abd açısından yorumlayabilmek için abd askeri olmak gerektiğini söylemek istediğini sanmıyorum. açıklamalarıma gelince, okumuş amerikalılar: ırak'ı işgal etmiş amerikan ordusunun eğitim düzeyinin nicelik olarak ıraklılara göre yüksek olduğunu ifade eder.(nitelik açısından yüksekliği tartışılmaya değer) medeni amerikalılar: amerika'daki 400 milyon kişilik nüfusun toplamının (tek tek bireylerin değil) ırak'taki 40 milyon nüfusun toplamından (bireylerden değil) bence daha az vahşi olduğunu ifade eder. hristiyan ordusu: amerika ordusunun bir haçlı ordusu olduğunu ifade etmez. neredeyse tümünün hz. isa'nın son peygamber olduğuna inandığını ifade eder. zır cahil müslümanlar: sözkonusu görüntülere yansıyan insanların, nicelik olarak eğitim düzeyinin düşük olduğunu ifade etmez. nitelik olarak cehalet üstü bir harekette bulunduklarını ifade eder. "doktrini kendi kültürünün veya egemenliğinin hizmetine sokma.." konusuna gelince, kısaca örnek vereyim. tarihte rus çarlığının ortadoks kilisesini kendi "egemenliği"nin perçinlenmesi için kullandığı malumdur. "moskova kinezliği" denilen küçük bir beylikten çar imparatorluğunun doğabilmesinin önemli bir faktörü de budur. boğazlar, sıcak denizlere inme gibi birçok siyasi mücadele konusunda çarlık rusyası, ortadoksluktan, bu mezhebi konu başlığına çekerek yararlanmıştır. çarlık rusyasının balkanlardaki siyasal varlığının kökenleri budur. daha sonra ise sscb, kominizm doktrini rus kültürünün hizmetine sokmuştur. kominist devrime katılan coğrafyaların hem nüfus olarak, hem dil ve alfabe olarak ruslara yakınlaştırılmaları bunu gösterir. bildiğim kadarıyla moskova ile sultan galiyev'i ayıran bir mesele de budur. kıbrıs referandumu sürecinde bir papazın "kıbrıs'ta kurucu türk devletine evet diyen cehenneme gider" demesi de yunanistan'ın hristiyanlığı helenizmin hizmetine sokmasına bir örnektir. yaşantılarında islam dininin izini fazla göremeyeceğimiz osmanlı padişahlarının tahtları sallanınca "islam,islam!" diye nasıl da dünyaya cihat açtıkları malumdur. padişah sarayında belki bir öğün yemeğinden bile fedakarlık etmezken, "küffara karşı" 250 bin müslüman evladının çanakkale'de toprağa verilmesi, dinin siyasal egemenliğin hizmetine nasıl sokulduğunu gösteren güzel örnektir. işte böyle. herkes kendine iyi baksın,
29.04.2004 14:01:40 - hiç yazmadığım, yazmak istemeyeceğim kadar uzun oldu, özür dilerim.
nasuhi eşşek kardeşim benim, yeniden hoşgeldin aramıza. makaledeki teşhis neredeyse yüzde yüz doğrudur. islam dünyasında yaşayan insanların nasıl da vahşi oldukları ortada, bunu kim inkar edebilir? herkes kabul etmelidir ki; islam coğrafyasının çok çok büyük bir bölümü hz. muhammed vefat ettiğinde insanlık açısından hangi noktada ise halen yaklaşık olarak o noktadadır. hatta ırak'ta yanmış cesetleri parçalayarak çığlık atan pis insanları gördükçe daha da kötümser bir noktaya kaymamakta zorlanıyorum. islamın zamanın çok ilerisinde bir toplumsal yapı kurmayı başardığı dönemlerde avrupa'lı nüfusun büyük bir kısmının halen mağara gibi inlerde yaşıyor olduğu tarihi bir gerçektir, ama bugün artık ne kıymeti var? batı medeniyetinin aslında islam medeniyetinden doğduğunu iddia edenler (ben bu fikirde değilim) haklı olsa bile, vahşiliğimizin kendi kendimizi bile utandırdığı bir noktada ne fark eder ki? ama bunun nedeni islam doktrini mi, derseniz işte bence değil. aslında 'dünya sistemi' olarak bakıldığında toplumların medeni veya vahşi, cahil veya eğitimli olmalarında doktrinlerin direkt etkisi olmadığını düşünüyorum. bence doktrini kendi kültürünün veya egemenliğinin hizmetine sokan siyasal otoriteler, süreçler toplumları geri bırakan asıl unsurdur. kilise ortacağda bunu yapmıştır. mesele egemenliktir, hristiyanlık kılıftır. toplum bir basamak bile ilerleyebilmek için yüzyıllarca beklemek zorunda kalmıştır. aynı şey islam dünyasında da açıklıkla görülür. abbasi, emevi hilafet dönemleri tarihini okuyan herkes islamın otoriteye hizmet etmek için nasıl da tarumar edildiğini rahatlıkla görür. en basit islam tarihi kitaplarını bile azıcık okuyan herkes, neredeyse bütün medeni dünyayı ele geçirmiş islam dünyasının(!) halife ünvanını bir şekilde ele geçirmiş kimi zaman ayyaş, kimi zaman kafayı yemiş, kimi zaman zalim-acımasız tiplerin iki dudağından çıkacak emirlere nasıl da itaat ettiklerini hayretle görebilir. yani, cehalet için hristiyanlığın, müslümanlığın, budizmin veya komünizmin araç olarak kullanılması sonucu fazla etkilemez. doğru aracı, doğru zamanda doğru toplum üzerinde uygulayan herkes o toplumu alaşağı edebilir. toplum hangi doktrine inanıyorsa iyi tespit ediniz, o doktrin sizin silahınız olsun, kendi amaçlarınız için kullanınız. ne buda'nın, ne isa'nın, ne musa'nın ve ne de marks'ın haberi bile olmadan neler neler yapabilirsiniz. bir türlü birkaç satırda anlatmaya muvaffak olamadığım düşüncem şu: islam dünyasını islamiyet geri bırakmamıştır, islamiyete dört elle sarılmak da islam dünyasını ileriye götürmez. peki neden islam dünyası geri kalmıştır? çünkü bu din, siyasal otorite tarafından kendi menfaatlerine kullanılmaya devam etmektedir. oysa çağdaş laiklik anlayışı hristiyanlığın bu işlevini bir hayli zayıflatmıştır. bu yüzden islam dininin yaşadığı coğrafyada siyasal otoritenin figürleri zengin, toplumlar ise vahşi ve cahildir. dikkat edilirse, hristiyanlığın da aynı amaca hizmet ettiği ortaçağ döneminde kiliseyi ve kralları zengin ettiği, halkı ise vahşi ve cahil bıraktığı görülür. ben şahsen, okumuş medeni amerikalılardan oluşan bir hristiyan ordunun ırak'a saldırması nedeniyle hz. isa'nın, öldürülen hristiyanların cesetlerini çığlıklarla yakıp da camiye kaçan zır cahil müslümanlar nedeniyle de hz. muhammed'in suçlanamayacağını düşünüyorum. kendinize iyi bakın.
22.04.2004 13:45:29 - bir konuya da değinmeden edemeyeceğim. gazetelerde ab uyumu çerçevesinde azınlık vakıflarının sahiplerine teslim edilmesine yönelik yasalar çıkacağını okuyorum. hayret etmemek mümkün değil. ya, konunun ab ile falan ne alakası var? bu adamlardan bu malları kim gaspetti ise geri versin. yani ab süreci olmasa biz bu adamların mallarını vermeyecek miyiz? bu ne utanmazlıktır ya? birileri de çıkıp bu konuda bölücü bilmem ne geyikleri yapmasın. konunun ab süreci ile, müzakere tarihiyle, kopenhag kriterleri ile birlikte ele alınması bence biraz garip oluyor. biz ab'ye girsek de, girmesek de, avrupa bizden bıkıp kapısından kovsa da biz bu malları sahiplerine verelim abi. kim aldıysa, kim kullandıysa, kim halen kullanıyorsa hepsi ayıp etmiş. gasptır kardeşim bu, bildiğimiz gasp.
22.04.2004 13:29:13 - sevgili dunyagenelmuduru, açıklaman için çok teşekkürler, benim için değerli ve aydınlatıcıydı. pek tabi ki, "yeterli parası olmayan hiçbir öğrenci (veya öğrenci olmayan birileri) sermayeyi protesto etmesin. zira zaten maaş için onun kapısına gidecek" demek istememiştim; ama öyle anlaşılabilirdi, yaptığın açıklama ile konu biraz daha netleşti, sağol. burada en temel noktalar galiba 1) "emeğini satmak ile sermayenin uşağı olmanın" aynı anlama gelmediği bir iş dünyası 2) belli bir miktarın üstünde para kazanıyor olmanın yargısızca protesto edilmediği bir sol fikir dünyası geliştirebilmek. herkese altın sarısı samanlar
21.04.2004 16:44:19 - onlarca yıl boyunca denktaş'ı kıbrıs'a ve gelecek nesiller olarak bizlere hizmet eden
bir türk büyüğü olarak görmüştüm. şimdi olaylar onun arzu ettiği gibi
gelişmiyor ve aslında bu sayede onu daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz.
kıbrıs görüşmelerinin yeniden başlaması sürecinde akp hükümeti ona bir hedef
gösterdi, denktaş reddetti. bugün genelkurmay, yarın köşk, ertesi gün de
bütün türkiye ve kıbrıs halkı ona arzu etmediği bir hedefi işaret etse, rauf
denktaş, türk'lük adına o yöne koşar mı dersiniz? şimdi daha iyi anlıyorum
ki, denktaş'ın bu konuda bazı şüpheleri var. şartlar değişti ve farklı bir
denktaş ile karşılaştık. bir başka konu: dün boğaziçi üniversitesindeki bir seminerde tüsiad'ı protesto eden üniversiteli öğrencilerden kaç tanesi tüsiad üyesi herhangi bir patrondan alacağı cazip bir iş teklifine, "ben bir devrimciyim. sermayenin uşağı olmam!" cevabını verir sizce? istiklal caddesinde "komünist" gazetesini satmaya
çalışan üniversite öğrencilerinin ceplerine erdal acar'ın cebindeki kadar para koysak gazeteyi satmaya devam ederler mi, yoksa ciplerine binip kız arkadaşlarıyla medyaya poz vermeyi mi tercih ederler? tabi çuvaldızı kendine batırmamak olmaz. bunlardan sonra sormalıyım: "biz aslında kimiz? şartları değiştirirsek yine aynı kişi miyiz?"
09.04.2004 13:57:08 - özellikle yorguneşek'in yorumları gayet bilimsel ve doğrudur. ama sevgili arkadaşlar, sevgili eşekdaşlarım, emekçi bölünmesi falan değil ki bu! mesele şu: 1) "memur sayısı az, daha fazla emekçiye iş imkanı olmalı diyorum" tamam avrupa'daki memur nufüs oranına çıkalım diyorlar, daha fazla emekçi işe alınıyor. 2)"devletten 500 euro maaş alıyorum. bu maaşı avrupa seviyesine çıkaralım diyorum", toplum olarak, emekçiler olarak peki diyoruz. maaşım oluyor 2500 euro. iyi düzeyde maaşla birçok emekçimiz iş sahibi oluyor, hepsi durumundan memnun. tamam, bu durumda ne olur? "sınıf tahakkümüne rıza" gibi bir niteliği de olan egemenlik kavramını biraz daha emekçilerden yana taşımış olur muyuz? bence hayır. bu bir aldatmaca olur. hakim sınıf olduğu noktada kalır, biz 2500 euro maaşla 500 euroluk alışveriş yapamadığımız bir geleceğe yelken açarız. samanlığınıza iyi bakın,
08.04.2004 11:15:31 - sevgili kosa, aşağıdaki yazıya katılamayacağımı belirtmeliyim. türkiye ila avrupa memur maaşlarını karşılaştırmak güzel ama başbakanın kendi maaşıyla avrupa başbakanlarının maaşlarını karşılaştırmasına benziyor. nasıl ona verilecek cevap "ülken ne kadar zengin ki onlar kadar maaş istiyorsun" cevabıysa, memurlara da verilecek cevap "ülken ne kadar zenginki o ülkelerin memurları ile kendini kıyaslıyorsun" olmaz mı? ben de memurum ama maalesef durumumuz şu: türkiye'de toplam memur sayısı avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında gerçekten de düşük. ama memurlarımızın (bizlerin)yaptığı toplam iş avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında çok çok daha düşük. bence bir avrupa ülkesi ülkemizde memurların verdiği, kalitesi ortada olan malum hizmetleri(!) çok daha az sayıda memur ile sunabilirdi. fakir bir ülke olarak bu işleri çok daha az memura yaptırmak zorundayız. ama bu arzu edilen birşey mi? tabi ki hayır. maaşım avrupa'daki memurlarınkine yakın bir düzeye çıksa, üstelik devlete daha fazla memur alınsa da üzerimdeki işlerden bazılarını onlarla paylaşsam ben istemez miyim? memur musun bilmiyorum, düşün bakalım bu bizlerin sorunlarını çözer mi?
08.04.2004 10:18:16 - kıbrıs'taki süreç referandum noktasına geldi.
konuyla ilgili bir fikri olmayanlar için iki liderin tavırları önemli tabi. ben de konuyla ilgili pek fazla birşey bilmeyen biri olarak denktaş ve popodopulos'un tavırlarına bakıyorum. papodopulos dün canlı yayında halkına seslendi. denktaş da sık sık canlı yayınlara çıkıyor. görebildiğim kadarıyla iki lider de 'hayır' diyeceklerini açıkladılar. ama hisleri birbirinden oldukça farklı. papodopulos üzgün görünüyor, denktaş ise çok sinirli. denktaş'ın açıklamaları gazetelere, "bunu imzalayan şerefsizdir, referandum ahlaksızlıktır, yüz karasıdır, bar bar bağırıyoruz 'hayır' diye, halka iyi anlatırsak 'hayır' diyecektir" vb. başlıklarla giriyor. türkiye'ye gelip cumhurbaşkanı'na şikayet etmeler, 'mgk kararına bakacağız' açıklamalarıyla askerden bu gidişe dur denilmesi için medet ummalar, bir gayretkeşlik... papodopulos ise özetle "bir devlet teslim aldım, bir toplum devretmek istemiyorum, ama referandum sonucu benim için halkımın talimatı olacaktır" diyor. yunan genelkurmay başkanı ile görüşme falan yapmışlığı da yok. iki lider de aynı renk oy kullanacaklar ama sandık başına giderken veya sonuçlar açıklanırken duyguları çok farklı olacak. biri bugün gelinen noktadan dolayı üzgün, sonuç istediği gibi çıkmazsa daha da üzülecek. diğeri bugün gelinen noktadan dolayı sinirli, sonuç istediği gibi çıkmazsa çok daha fazla sinirlenecek. kıbrıs sorununu baştan sona unutun gitsin; sizce iki liderin duyguları arasındaki bu farklılık nereden kaynaklanıyor?
26.03.2004 09:28:56 - sevgili ali tarık ve nihat ikinize de teşekkürler. "ey halkım tanı bunları!" hitabım ahmed arif'e atıftı, kısa kesmek zorunda kalmıştım. nihat'ın notuyla daha da netleşti. konunun ali tarık'ın "patriot" filmindeki "subayların öldürülmemesi" hatırlatması ile örtüştüğünü de görmüş ama yine uzatamamıştım. herkese aydınlık, güneşli samanlar
25.03.2004 16:29:05 - site sakinlerinden özür diliyorum. sanki önemli birşeymiş gibi kişisel hayatımdan bir parçayı buraya yazmak istemezdim ama dayanamıyorum. üniversitemin rektörü alemdaroğlu, "k.ırak'ta 35 bin şehit verdik, gerekirse 135 bin daha veririz yunanistan'ı da alırız-(ntvmsnbc)" demiş. 1999 yılında asteğmen olarak askere alındım,... ver elini şırnak, oradan da kuzey ırak sınırı. kuzey ırak'a yaklaştıkça, geçtiğimiz her kademede birileri aramızdan üst emirlerle çekilerek çok ileri noktalara gitmeden alıkonuluyordu. en son noktaya kadar gelenlerimiz arasında, (yani herhangi birileri tarafından "tamam yeter, daha ilerisi senin için tehlikeli" denilmeyenlerimiz arasında) babası emekli albay olan bir çocuk da vardı, babasının rütbesini de dile getirip "işte biz böyleyiz. vatan için...." türü konuşurdu. ne zaman ki türkiye sınırının son noktasına, yarısı türkiye'de, yarısı kuzey ırak'ta kalan berkur tepe ileri üs bölgesine gideceğimiz belli oldu, o çocuk da bir üst emirle aramızdan çekildi. "geçici görev" ile şırnak'a döndü. geçici görevi askerliğinin sonuna kadar sürdü. ****************************bunlar "elit"lerdir ey halkım, tanı bunları. 35 bin şehit içinde ne kendilerinin ne de yakınlarının kanı yoktur. dağlara terini dökerken de, mayına rastlamamak için taştan taşa sekerek ilerlerken yanında onlardan kimseyi göremezsin. bütün geceyi ve günleri karlar altında pusuda geçirdiginde seninle mevzini paylaşmazlar. ama kanın ve canın üzerine sonsuz söz hakları vardır. neden böyledir, nasıl olmuştur, ne zamana kadar devam eder kimseler bilmez.
24.03.2004 10:59:52 - şeyh yasin'in liderliği, rolü vb. konularında kafamda birşeyler var ama önemli değil, bu adamla ilgili beynimde en fazla yer kaplayan düşünce şu: 13 yaşında boynundan alt bölümü tümüyle felç olmuş, sadece kafasını hareket ettirebilen bir çocuk, nasıl olur da bu yoğun savaş coğrafyasında bir örgüt kurar, geliştirir ve bölgenin en büyük ikinci örgüt haline getirebilir? tek ayağı aksak insanların bile dilendiği, hafif özürlü insanların bile 'devlet bize iş versin çünkü birşey yapamıyoruz' diye şikayet ettiği (ve haklı da oldukları) bir dünyada bu adam nasıl başarmış? ben buna hayret ediyorum sevgili eşşek dostlarım. umarım dökülmesine neden olduğu onca kandan sonra tanrısı onu ümit ettiği gibi karşılar. öteki dünyada " '..birini öldürmek, bütün kainatı öldürmek gibidir..' ayetini hiç mi okumadın be adam!" derlerse vah şeyh yasin'in haline.
23.03.2004 15:43:03 - "temizlenerek organik tarıma açılması planlanan suriye sınırındaki mayınlı alanların haritalarının kaybolduğu ortaya çıkmış.haritaların kaybolması üzerine mayın temizliği için 3 uzman uluslararası firmayla anlaşmaya varılmış-ntvmsnbc" hiçbir zaman böyle bir harita olmadığına bile bahse girebilirim. sizce kafadan mı atıyorum? hayır, sadece risk alıyorum. konu suriye sınırı değil de ırak sınırı olsaydı herhangi bir mayın haritası olmadığını bizzat bildiğimi rahatlıkla yazabilirdim. ama suriye sınırı bana biraz yabancı. ırak sınırında bir yıl dolaştım (vatan borcumun ödeme veznesini oraya açmışlar). arazi -askeri tabirle- "kirlidir". ama harita falan hak getire. gerçi kirli bölgeler bilinir. mesela: evil deresi hem mayın hem de bubi tuzakları olan bir yerdir. altın tepe, harababil tepe, tuzlu su mevki, berkur tepenin etrafı, düğün dağı ve grokomar tepe (gerçi bu tepe ırak tarafında kalır) ırak sınırının 20 kilometrelik bir bölgesinde (14:9-15:3 numaralı sınır taşları arasında kalan bölge) benim bildiğim kirli bölgelerden bazıları. neyse; şimdi içimden "ordumuzun bunları temizleyecek askeri yeteneği yok mudur ki bu millet istihkam subaylarına ayrı, uluslararası şirketlere ayrı para öder" yazacağım ama içimden gelmiyor. mayın temizliği için ankara'daki sıcak karargahlardan çıkacak bir emrin bütün cefasını, bütün tehlikesini zavallı ana kuzusu çocukların çekeceğini o kadar yakından biliyorum ki! bir askerimin dağ geçitlerinde yorgunluktan yerlere yıkılıp da "mayıııın, mayın, yok mu. bir mayına bassam da artık kurtulsam" diye bağırışı kulaklarımda halen o kadar taze ki!
17.03.2004 11:32:48 - akp'li olmasanız, akp'ye oy da vermemiş olsanız ama bir şeklide tek başına iktidar olmuş bu partinin neredeyse tamamıyla sizin arzu ettiğiniz bir değişim çabası içinde olduğunu görseniz sevinirsiniz değil mi? işte ben de seviniyordum doğrusu. bugün ise bu partinin manisa belediye başkan adayının manisalı gençler davasının işkenceci polislerinin avukatı olduğunu okudum (bugünkü hürriyet). eğilimimi akp yönetimine şöyle ifade edeyim: yahu kardeşim o adama o vereceğime bizzat işkenceyi yapan polislere oy veririm daha iyi. yok yoook, niye onlara oy vereyim ki, işkenceci polislerin de patronu olan kişi bugün dyp genel başkanı. oyumu dyp'ye veririm hepsinden iyi. ******************akp'yi protesto ediyorum, eğer akp manisa belediye başkanlığını kazanırsa manisalılara mutlu bir yerel yönetim dönemi diliyorum.
17.03.2004 09:05:11 - dünkü gazetelerde genelkurmay başkanı fişleme konusuyla ilgili ne demişti: "komutan benim, kabahat varsa bana aittir." dün genelkurmay'dan yapılan açıklamada ne deniliyor: "formda amacını aşmış istekler, bu konudaki eğitiminde zafiyet olan karargah subaylarının kusurudur." sadece 24 saat ara ile yapılan bu iki açıklama arasındaki fark, türkiye gibi bir ülkenin genelkurmayı için "tamam işte, ikisi hemen hemen aynı şey" diyebileceğimiz kadar az mı sizce? bence normal. ilgi alanı eğitimden politikaya, ekonomik kararlardan televizyon yayınlarına kadar sınırsız olan bir kurumun bu kadar çelişki yaşaması doğaldır. sözkonusu kurum tercihini yapmalı: ya her işi yapmaya çalışmaya devam ederek zaman zaman (giderek daha da sık aralıklarla) böyle olaylar yaşamayı göze almalı, ya personelini her işi yapmasına rağmen kusursuz iş yapan insanlar haline getirecek kadar sıkı sıkıya eğitmeli ya da her işle uğraşmak yerine daha ziyade kendi işiyle ilgilenmeye çalışmalı. hepinize samanlar, sevgiler
11.03.2004 08:42:21 - genelkurmayın fişleme olayı üzerine yazmamak olmaz. uzun olursa affedin. (bence) 1980'li yıllara kadar, henüz toplumun çok çok az eğitilebildiği, kimsenin dünyada neler olduğundan haberdar olmadığı ve kiminin doğu, kiminin batı, kiminin sağ, kiminin de sol türküleriyle ıslık çala çala yürümeyi (elle tutulur hiçbir şey yapmamayı) çok önemli bir iş sandığı devirlerde türk ordusu topluma göre kısmen de olsa eğitimli haliyle ileri görüşlü sayılabilirdi. ama yıllar ne kadar da çabuk akıp gidiyor. artık bir ekonomi profesörü ile küçükpazardaki hamalın ekonomiye çözüm tekliflerinin aynı olduğunu görüyoruz. başbakanlar ile taksi şöförleri sorunlara birbirine yakın açılardan bakıyorlar. peki ya tsk? kaymakamlıklara yazı yazarak cinsel gruplardan, internet gruplarına, ku klu klax teşekküllerine kadar her biraraya gelmiş üç dört kişi hakkında bilgi isteyen bir kara kuvvetleri komutanlığı ve bunu doğrulayan genelkurmay sekreterliğinin iç bünyesinin nasıl bir işleyişi olduğuna, işlerin ne kadar sağlıklı yürüdüğüne siz karar verin.
09.03.2004 08:40:10 - sevgili nihat, arşivlerin digital ortama açılmasına direnmeyi anlamsız bulduğunu yazmışsın, aynı fikirdeyiz. ama bu işin içinde gizli bir plan olabileceğini de hatırlatarak "doğru bir tavır (aydınlık dergisi gibi değil)" sergilenmesi gereğine de işaret etmişsin. affına sığınarak ben bu ifadeden ne anlamam gerektiğine karar veremediğimi söylemeliyim. yani anlamsız olsa bile sırf ömer dinçer'in inadına buna karşı çıkmak gerektiğini mi düşünüyorsun? "kişisel olarak anlamsız bulduğun" bir tavır, işin içine bu adam girdi diye "doğru bir tavır" haline mi gelecek? galiba başka birşeyler anlatmak istedin, digital ortam ancak bu kadarına izin verdi. çünkü yorumlarından tanıyabildiğim kadarıyla sen, bir konuda hangi fikre sahip olman gerektiğini veya bir olayı nasıl yorumlaman gerektiğini veya neyin doğru olduğuna ilişkin kararlarını başka insanların duruşlarına göre belirleyen biri değilsin. ömer dinçer burada yer aldığına göre ben şurada yer almalıyım, şu adam fenerbahçeyi tuttuğuna göre ben galatasaraylı olmalıyım vb.vb. yerine eşşekler olarak bizler kendi samanlığımızı seçmeliyiz düşüncesindeyim. samanlığınız seyran olsun, sevgili dostlarım.
03.03.2004 11:54:18 - aydınlık dergisi elime geçiyor. ilgimi çeken dosyaları okurum. son günlerde elime geçen bir sayısında bir dosya gözüme ilişti, giriş cümlelerini aynen aktarıyorum: "ömer dinçer, osmanlı arşivi'ndeki bütün belgeleri 'şeffaflık' adına dijital ortama koyup, internette yayımlamak istiyor. projeye direnen genel müdür yardımcısı .....ve daire başkanı .......'ın sürgün kararnameleri hazırlandı...." ne olur biri bana bu belgelerin internette yayımlanmasında ne mahzur var anlatsın da bileyim. ne olur biri bana böyle bir girişime karşı çıkan insanları görevden almamak için sadece bir tek sebep söylesin de öğrenmiş olayım. neyse, maksat şeriatçı mı ne olduğu belirsiz bir adama hakaret etmek olsun diye saçma sapan bir yaklaşımla doldurulmuş sayfaları okumadan geçtim gitti. yazan kişinin mesaisine yazık.
03.03.2004 09:11:15 - kocayak hoşgeldin. ortadoğu projesi hakkındaki öngörülerine aynen katılıyorum. hatta komplo teorilerini hiç sevmeme rağmen, son birkaç gün içinde ırak'ta hem sünnilere hem de şiilere yönelik şiddet eylemlerinin de bu proje ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum. bombalama olaylarının bu proje ile eşzamanlı ortaya çıkmasının insanları bölgede yeni bir düzenleme gerektiğine ikna etmek için çok yararlı olacağı açık. ama kıbrıs olayının bence bununla ilgisi yok. abd'nin ortadoğu'da bir düzenleme için kıbrıs'a ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. bölgede yeterince üssü var zaten. bütün dünyanın dikatlerinin odaklandığı bir adada yeni pozisyonlar yaratarak tepki çekmek yerine mevcut üslerini kullanması daha kolay olur. zaten onbinlerce abd askerinin hazır olduğu bölgede illa da bir deniz üssü gerekiyorsa da fiyakalı bir uçak gemisinin bu görevi yerine getirebileceğini düşünüyorum. malum, askeri stratejilerin dayandığı konseptler ada, tepe, mahkum arazi gibi jeolojik oluşumlara bağlı olmaktan giderek uzaklaşıyor.
19.02.2004 13:47:49 - karakaçan, tema ve anlatım şeklin hoşuma gitti. adeta zihnimde canlandı o dünya. konunun özüne gelince: işim gereği küçük bir adam olarak büyük (baya büyük) patronlarla ilgili çalışıyorum. çok zenginler. kimisi kazım abi gibi hemşehrilerine iş veriyorlar. bence hiç sorun değil, çünkü maaşlarını kendileri ödüyorlar. para kendilerinin, istedikleri gibi dağıtabilirler. kazım abiye gelince: kendisini de tanımam ona referans olan partili hemşehrisini de. peki neden trilyonlarca lira zarar eden kamuda onun ve onun gibi onbinlerce çalışanın maaşını ben ödemek durumundayım? ne zamana kadar ödemeye devam edeceğim? kazım abilerin 'oy'unu satın almak isteyen bir 'parti'li varsa lütfen ona kendisi maaş versin. bence türkiye'de işlerin biraz olsun düzelmeye başlaması için yaşanması gereken pek çok üzücü şeyden biri tam olarak budur. hiçkimse maaşını benim ödeyeceğimi hesap ederek birilerini devlette işe almasın, çiftçiye para dağıtmasın, vb. vb. kardeşim. çünkü kazandığım para kendime ancak yetiyor.
10.02.2004 08:58:43 - sevgili baretta'nın notu üzerine hiç dayanamam yazarım. çünkü itirazım var. kısa kısa değerlendirmelerinize sunayım. bütün olarak okunduğunda işlenen tema kulağa doğru gibi geliyor. ama üzerinde düşündüm ve doğru gibi gelmesinin nedeninin bu konuların çok sık telaffuz edilmesi olduğu sonucuna vardım. bence hatalı yönleri var. ülkeyi yıkmak veya sömürmek isteyen birilerinin olduğu kesin, ama 1 milyon kişilik bir teşkilat olduğu konusunda tereddütlerim var. bu rakam neye dayanıyor bilmiyorum ama ben aksini iddia edemem. osmanlı almanya'ya yamandığı için çökmedi, çökmemek için ona yaslanmıştı, olmadı. nitekim almanya'da aynı dönemde osmanlı ile birlikte çöktü. bu düşünce tarzı, 'bak gördün mü, doktora gitti öldü. demek ki doktor öldürdü' demek gibi birşey. (dikkat: bu bir benzetme. almanya'nın osmanlı'nın doktoru olduğunu anlatan bir cümle değil) "yabancı dil eğitimi ile türk dilinin ve türk kültürünün bittiği" konusunu artık size bırakıyorum. bence birkaç dil bilen bir yazarın güzel bir türkçe eser yaratma şansı, sadece türkçe bilen bir başka yazara göre çok daha fazladır. düşünelim, türkçeden başka dil bilmeyen 10 milyon atatürk genci, dünyaya atatürk'ün ümit ettiği mesajları gerçekten verebilir mi? farkındasınızdır, bizim gerçek sorunumuz fazla ingilizce bilmek ve bu yüzden türkçeyi unutmak değil, kendi dilimizi bile bilmemektir. sevgili baretta, eğitim sistemimiz konusunda yerden göğe kadar haklısın. halkın uyandırılması konusuna gelince: neden 'halkın uyuduğu' gibi bir yargın var? halk (bu kavram nelerden oluşuyorsa) senin veya benim istediğim şekilde hareket etmeyebilir. farklı tepkiler gösterebilir veya sessiz kalabilir. 'benim istediğim veya tahmin ettiğim hareketleri yapmıyor, tepkileri vermiyor. belli ki uyuyor. hadi uyandıralım!" diye düşünmemelisin. herkes kendine iyi baksın
30.01.2004 16:29:29 - yerel seçimlerden sonra, deniz baykal'ın liderliği sarsılacak ve bence çok yüksek ihtimalle de devrilecek. bu durumun deniz baykal açısından büyük bir yıkım olacağını veya ekonomik gücünden, refah düzeyinden birşeyler eksilteceğini elbette ki sanmıyorum. hayatına rahat rahat devam edecek. olan, bizlere olacak. hayalleri yıkmakta usta olan baykal'ın çok büyük katkısıyla merkezi hükümetten sonra yerel yönetimler de akp'ye geçecek. siyasal sol, hazırlıklarını ilk genel seçimlere yetiştirebilmek amacıyla herşeye sıfırdan başlamak zorunda kalacak. çabalar, çabalar...peki siyasal sol bunu yaşarken, sosyal sol (yani vatandaşlar) ne yaşayacak? işte deniz baykal'ın sorunu da zaten bunu anlayamamak veya umursamamak.
30.01.2004 15:39:00 - bazı konular vardır, karşınızdakine düşüncelerinizi mektuplaşarak, telefonla veya web aracılığıyla ifade edebilir, bu yolla iletişim kurabilirsiniz. bazı konularda ise bu yetmez, yüz yüze görüşmeniz gerekir. bazı konularda o da yeterli değildir, çoğu zaman yüzyüze ve uzun süre diyaloglar kursanız da çok ilerleyemezsiniz. 'can boğazdan gelir' diyerek yeme fiiline ne kadar önem verdiklerini ortaya koyan atalarımız bu boyuttaki konuları 'çok su götüren hamur' diye nitelendirmişler. türkiye'nin gelmiş geçmiş liderlerinin uluslararası ilişkileri (ve tabi tayyip'in abd ziyareti de) işte böyle bir konudur. dolayısıyla özel bir odaklama yapmadan bu konu üzerinde durmak biraz zaman kaybettirici olabilir. ben deniz baykal'ın bu manevranın 'türk dış politikasında büyük bir kırılma yaratacağı' yorumu üzerine düşüncemi not edeceğim. bunca zamandır okur, yazar, dinler ve konuşur bir vatandaşım, türk dış politikasının son onyıllarda başarı gösterdiği bir konu olduğunu iddia eden ne sağcı, ne solcu, ne ortacı görmedim. bazen en olmadık şeyler bile dile getirilir de 'ağzı torba değil ki büzesin' deriz. birileri çıksın 'şu konuda türk dış politikası başarılı' desin bari ama yok, o kadarcığı bile yok. acaba ben mi duymadım. sayın baykal, bu 'türk dış politikası'nı kim ne zaman imal ettiyse galiba tam çalışmıyor. bir buzdolabı markası olsaydı yiyeceklerin bozulmasını engelleyemediği için çoktan iade edilmiş veya servisin yoluna düşmüştü. bu şimdi kırılma dediğiniz şey nedir yani, motoru da mı durdu? siz siz olun samanlarınızı böyle bir buzdolabında saklamayın.
30.01.2004 13:58:01 - bir süredir çeşitli analizlerle karşınıza çıkıyordum. şimdi de bir espriyle sizi gülümseteyim istedim. (esprinin tüm hakları bana aittir, kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.) avrupa birliği kasım 2004'deki zirveden hemen sonra türkiye ile tam üyelik müzakerekelerini başlatmazsa ne olur?
tabi ki türk halkı tepkisini ortaya koyar.
nasıl mı: bir kokereçci başbakan yapılır, işkembecilerden bakanlar kurulu oluşturulur.
avrupaa avrupaaaa duy sesimiziiiiiii
21.01.2004 11:09:15 - star gazetesi 4 sayfa olarak yayınlanabiliyor. ben de gazetecilik bölümü mezunuyum, medya sektöründeyim. oradaki arkadaşlarım için üzülüyorum. (aslında son cümleyi silsem belki daha iyiydi, çok çok klasik) neyse, ben bu konuyla başka bir yöne değinmek istiyorum. gazeteden bir başlık "cumhuriyetin son kalesini (yani star gazetesini) yıkmak istiyorlar." bu cümle tanıdık geldi bana. tabiiii, tabiiiii, tübitak'daki yönetim değişince de dün bu cümleler telaffuz edilmişti. türk hava kurumu da yolsuzluk iddialarıyla çalkalandığı her dönemde ve kurban bayramlarında benzer cümleler kuruyor. yök'ü sakın unutmayalım, gürüz'ün ağzından bu cümleyi kaç defa duyduk. öğrencileri üniversiteye almayan, üniversitemi çiftliğe çeviren (ben de iü mezunuyum) istanbul üniversitesi rektörü de mikrofon eline her geçtiğinde bu cümleyi kuruyor. çok fazla saymaya gerek var mı? anafikir: sevgili büyüklerim, cumhuriyet kurulduğunda bu kurumların hiçbiri yoktu. cumhuriyetin kalesi, yök, thk, tübitak, istanbul üniversitesi yokken ve hatta tam anlamıyla düzenli bir ordusu bile yokken onu yaratan halkın ta kendisidir. sizin cumhuriyetin kalesi diye bahsettiğiniz kurumlar sakın sizin kişisel saltanatınızı sürdüğünüz kaleler olmasın!. nitekim mevcut iktidar bu kurumları zamanla ele geçirebilir ve bundan on yıl sonra ellerinden bırakmamak için onlar da aynı yaygarayı koparırlar. ama cumhuriyeti ele geçirmiş olamazlar.
20.01.2004 16:34:47 - bu yorum, hakkı devrim'in bugün radikal'deki köşe yazısında ege ordu komutanını, açıklamalarından dolayı fırçalamasının yarattığı fikirlerdir. panoyu işgal etmemek için yazıyı bütünüyle yapıştırmayacağım.
4-5 yıl boyunca askerin nasıl da prestij kaybettiğini artık gazetelerde eskisinden çok daha rahat eleştirilmelerinden anlıyorum. emekli olan her paşanın devir teslim töreninde mikrofondan eskisine göre çok daha sinirli şeyler söylemelerini de buna bağlıyorum. yerlerine bıraktıkları insanların giderek daha az kendileri gibi olduğunun farkındalar, onun için agresifleşiyorlar.
hakkı devrim'in ege ordu komutanı'na 4 yıl önce bu cümleleri köşesinden yöneltmesi mümkün değildi. bence o dönemlerde hem kendisi paşalara böylesi eleştirel yaklaşmıyordu, hem de 'ne olur ne olmaz' diye düşünürdü. ordunun tavırlarından toplumun rahatsızlığının 28 şubat süreci ile arttığını da düşünüyorum. asker olarak siyasete bu kadar fütürsuzca, açıkça karışırsan, halkı 'yığınlar' olarak görür ve geri adım atacaklarından bu derece emin bir tavırla müdahaleye kalkışırsan... bir süre sonra, emrinin altındaki binlerce silahlı kişiye emir-komuta etmene rağmen, evinde oturmuş gazete okuyan şu yaşlı adamcağızın (hakkı devrim) azarlamasına maruz kalacak kadar güçsüz duruma düşersin.
atatürk'ün 'ordunun siyasete karışmasının en fazla orduya zarar vereceğini' söylemesi işte tam bu duruma işaret etmektedir. ancak ne yazık ki yüksek rütbeler, rütbe sahiblerinin, başkomutanın bu sözündeki sosyal analiz derinliğini fark etmelerine halen engel oluyor. herkese samanlar,
15.01.2004 14:34:09 - dün televizyonda kamu yönetimi temel kanunu hakkındaki tartışmaları izledim. konunun ana fikri başbakanlık müsteşarının 1996'da yaptığı bir konuşmanın içeriği. yahu bırak müsteşarı, tayyip'in belediye başkanı seçildiği 1994 yılından hemen önceye dönersek çok daha radikal konuşmalarını bulmak zor değil diye düşünüyorum. muhalefeti müsteşar seviyesine düşürmeyin kardeşim. bulun başbakanın o dönemki konuşmalarından birkaç tanesini, yayınlayın duysun vatandaş. deniz baykal pes etmekte direnirse chp hakikaten solu bitirecek bu ülkede. bunlar solcu değil, sağcı galiba. siyasette solun sonunu getirmek için takiyye yapıyorlar.
09.01.2004 16:52:40 - abi tayyibin şekli olsa ne olur olmasa ne olur. devlet başkanı dediğinin karizması devletiyle olur. bir hizmetçinin, ev sahibi davetteyken onun elbiselerini giyerek taklit etmesi o hizmetçiyi ne kadar ev sahibi veya zengin yaparsa erdoğan'a yapılan şekil de o kadar şekil olur. bak helmut kohl'e, adam 130 kilo vücutla 10 küsür yıl almanya başbakanlığı yaptı. bir kişi de çıkıp "şiiiişko, şiiişko" diye dalga geçti mi? çiller ilk seçildiği yıllarda fena kadın değildi de ne oldu sanki?
29.12.2003 13:26:03 - sevgili ali tarık'a hakkımdaki değerlendirmesi için teşekkür ederim. ben de bu sitedeki görünümümle kendimi böyle tanımlardım herhalde. aklıma takılan konuları açıyorum, fikirlerimi içtenlikle yazıyorum ve bu sanal diyalogun düzeyli yürüdüğüne inanıyorum. önümde okumam ve yazmam gereken o kadar çok şey varken, işlerimi bırakarak bu niteliklerden herhangi biri eksik olacak şekilde bu siteyle meşgul olsam, siteden istediğimi elde edemesem, zaman kaybetmiş olurdum. hepimiz için bu böyle. sadece düşüncelerimi bir pencereye sığdırma zorunluluğu bazen kendimi tam ortaya koymama izin vermiyor.
nüans farklarını, bakış açısı farklarını algılamaya çalışmasam inanın bu siteye daha az uğrardım. bunları yakalayarak öğrenmek ve düşüncelerimde farkına varmadığım çelişkiler varsa bertaraf etmek için bilgiye veya birilerinin düşüncelerine erişmeye çalışıyorum. kitaplarla, televizyonla tabi ki bu gibi sitelerle.
örnekleri didik didik etmek gerçekten çok sağlıklı değil. ali tarık da örnekler vermiş. mesela sezer'in cumhurbaşkanlığı pıt diye mi çıkıverdi, bence hayır. o dönemi hatırlarsanız demirel'in görev süresini uzatmak için yasa hazırlanması ihtimali direkten döndü, başka alternatifler arandı ama olmadı. en son bu ihtimal gerçekleşti. diğer örnekler de irdelenebilir, ama önemli değil. ben hiçbir değişiklik emperyalistler tarafından yapılmıyor, inisiyatif bütünüyle tabandadır demek istemedim. matematiksel ifade edelim; "ideal olan değişim dinağiminin yüzde 70'inin halk tarafından gelmesidir" diye bir şey atalım kafadan. türkiye'de bu oran yüzde 20'dir. eskiden bu rakam daha küçük idi, giderek ama yavaş yavaş daha da büyüyor. bu rakam ideal olan duruma ulaşana dek abd, emperyalistler veya dış mihraklar bu aralığı doldurmayı sürdürecekler. belki sezer'i birileri zorla seçtirmiş olabilir. ama iyi düşünmeliyiz, acaba o gün cumhurbaşkanı seçimleri konusunda sezer'den başka bir çözüm yolu bulunsa ve uygulansaydı biz bugün o sürecin de birileri tarafından bize dayatıldığını düşünüyor olabilir miydik? siirt seçimlerini iptal ettiren kişi, siirt akp il başkanlığının propagandayla ilgili kişisidir (adını şimdi hatırlayamıyorum). o adam üşenseydi ve sandıklar/kullanılan oylarla ilgili köy köy ele alacak kadar detaylı bir inceleme yapmasaydı her kim ne kadar baskı yaparsa yapsın erdoğan bir daha ki seçimlere kadar milletvekili olamazdı. abd'nin veya başka bir gücün istediği kişiyi türkiye'ye başbakan veya cumhurbaşkanı yaptığına inanmak için çok güçlü deliller olmalı. abd istediği insanları türkiye'nin başına geçirmekten ziyade, başa geçebilecek gibi görünen liderlere destek vererek o kişilerin şanslarını artırmakta ve karşılığında istediği tavizleri koparmaktadır. bu konuda başarılıdır da. kendinize ve samanlarınıza iyi bakın,
24.12.2003 13:04:22 - öncelikle site sakinlerinden 18.12.2003 günkü yorumumda yer almış olan kaddafi ve libya'ya ilişkin görüşlerimin iki gün sonra bizzat kaddafi tarafından ülkenin nükleer silah programının iptal edildiği açıklamasıyla doğrulanmasından ötürü alkış istiyorum.....(teşekkürler)
şimdi gelelim diğer konuya. sevgili ali tarık, değişimin dinamikleri konusunda hemen hemen aynı düşündüğümüzü belirtmeliyim, ancak nüans farkıyla. ben değişimin bütünüyle üst kurumlarca gerçekleştirildiğini düşünmüyorum, bunda kısmen de olsa halkın da katkısı var. senin verdiğin işkence örneğini ele alalım. önceden otorite (her nasıl oluştuğunu düşünürsek düşünelim) bunun varlığını hiç kabul etmiyordu. şimdi samimi olup olmadığını tartışsak da bunun varlığını kabulleniyor ve engellemeye çalıştığını söylüyor. bu sonucu doğuran ön önemli faktör bence tabanın bu değişimi zorlamasıdır. bu kabuldeki farklılaşmanın üst kurumlardan kaynaklandığını, halkın etkisi olmadığını söyleyebilir miyiz? bence, egemen olanın gücü yetseydi bunu asla kabul etmezdi. kürt kimliği konusu da benzer. egemen güç farklı bir kimliği kabullenmeyi asla istemezdi.
ancak çok önemli bir nokta var: tabandaki değişim eğilimini kanalize etmek amacıyla birşeyler yapan birçok güç vardır, bunu doğal karşılıyorum. cemaatler, partiler, güçlü devletler, güçlü şirketler vb. yeni eğilimler yaratmaya veya oluşan eğilimleri sezerek kendi lehlerine çevirmeye çaba gösterirler. cola turca'nın çuval olayıyla eşzamanlı olarak milliyetçi bir reklam yapması bunun ticari bir örneği olabilir. en klasik siyasi örneği ise kominizm tehdidine(!) karşı imam hatip okulu açmaktır. özetlersem, söylediğin çok doğru, ideal olan değişimin tabandan gelmesidir. türkiye ideal noktada değildir, bu doğru. ancak türkiye, bütün değişimlerin emperyalistlerin tepeden gerçekleştirdiği, gerçekleştirebildiği bir ülke konumunda da değildir. hatta bence, son yıllarda kolaylıkla yönlendirilebilen bir ülke/halk olmaktan giderek uzaklaşıyoruz. uzaklaşırken iyi bir tarafa doğru gidip gitmediğimiz ise bir başka yorum konusu. doğru liderin vasıfları konusuna belki başka bir fırsatta değiniriz, yazmak isteyen olursa sevinirim.
18.12.2003 13:38:35 - aşağıdaki mesajımdan sonra ikinci bir konu daha açmak istiyorum. aliyev'in ölümü, saddam'ın çöküşü, ecevit'in siyasetten ayrılması, denktaş'ın iyiden iyiye sorgulanmaya başlaması, arafat'ın neredeyse refuze edilmesi gibi birçok olayın çok kısa bir zaman dilimine sıkışmasını ilgi çekici buluyorum. bence bu coğrafyalarda çok farklı sembol kişiliklerin başına gelen bu olaylar, yazılmakta olan dünya tarihinin yeni bir sayfasının çevrilmek üzere olduğunu gösteren ipuçları. onlarca yıldır aynı şekilde süregelen tarihin bu evresinin yavaş yavaş kapandığının bir işaretçisi. aslında bu listeye eklenmesi gereken tahmin edeceğiniz bir isim daha vardı: kaddafi. ama son dönemde gazetelere küçük puntolarla giren libya ile ilgili haberler kaddafi'nin bu değişime direnmektense biraz olsun kendisini değiştirmeyi seçtiğini gösteriyor. libya ekonomide açılımlar yapıyor, ölümüne sebep olduğu insanların tazminatlarını ödeyeceğini açıklıyor, libya'daki devlet kurumlarının büyük bölümünün özel sektöre satılmasının bir takvime bağlandığı açıklanıyor. libya liderinin oğlunun hazır ülkenin üzerine konmak varken (aliyev'in oğlu veya saddam'ın oğullarının yaptığı gibi) futbolculuğu seçmesi de bu konuda ilginç bir gösterge. neyse, galiba dünya tarihinin yeni bir sayfasına geçiyoruz. bu sayfada ülkemizin yer alacağı başlık altına ya bir önceki sayfanın aynısını kopyalar yapıştırırız, ya da yeni birşeyler yazarız. istesek de istemesek de tarihin sayfaları yazılmaya devam edecek
17.12.2003 16:55:30 - bir süredir giremediğim internet sitesinin mesaj panosunun baazi'ları tarafından işgal edildiğini görünce şaşırdım. gerçi yazdığı (benim de dosdoğru olduklarına inandığım) allah'ın ayetleridir ama baazi'nın neden siteye böyle bir giriş yaptığını anlamadım. acaba kendisi bu girişine bir anlam verdi mi yoksa kuran-ı kerim ayetlerini herhangi bir başka dokümandan kopyalayabilme kolaylığı mı hoşuna gitti bilmiyorum. herneyse,
ben yine yeni bir konu açıp zamanı olanların fikirlerinden istifade etmek istiyorum. gerçi akp'li değilim ama pekçok icraatlarını desteklediğimi söyleyeyim. bu gidişle de beni zorla akp'li yapıp yerel seçimlerde onlara oy verdirtecekler. konu şu: herhangi bir yönüyle, ülkenin durumundan memnun olup da bu şekilde sürsün diyen var mı bilmiyorum, ben çoğunluğun memnun olmadığını zannediyorum. en büyük partilerin liderlerinin halk tarafından kovalanması (bazılarının gitmesi ama bazılarının halen utanmıyor olması) buna işaret de ediyor. yani, sağlık, eğitim, adalet, ekonomi, kamu yönetimi vb. vb. alanların herhangi birinde işlerin iyi olduğunu, değişime gerek olmadığını söyleyenler el kaldırsın desem belki de parmakları sayabilirim. ama nerede değişiklik yapmaya kalksan oradakiler itiraz ediyor, bir başka yerler de onlara destek veriyor. yök diyorsun, yok diyorlar. mgk diyorsun sesler geliyor. dışişlerine el atayım diyorsun yaşlıları emekli etme diyorlar. kamu yönetimi reformu diyorsun, devleti sarsar diyorlar. özelleştir diyorlar, özelleştireceğim diyen olunca hop olmadı diyorlar, vb. vb.
elhasıl, sorum şu: biz hangi noktalarda ne kadar değişmeliyiz. bu değişimi kimin ellerine teslim edersek bizi istediğimiz şekle sokar? halk oyunu almış bir parti mi, mgk gibi bir kurum mu, ihtilalci bir lider mi?
21.11.2003 10:34:55 - sevgili nihat, aslında bende de kıyafet tamamen özgür olsun düşüncesi ağır basıyor ama küçük tereddütlerim var. sarık cübbe mücadelesinde ise tabi ki biraz samimiyetsizlik var. gerçi şu farkı gözetmek gerek: bu insanların inancına göre başörtüsü farz, sarık cübbe ise sünnet. yani, erkekler sarık cübbe kullanmayadabilir ama kadınlar başlarını örtmek zorunda. bununla beraber, konuyla kendince büyük mücadeleler verecek kadar ilgili birinden -eğer samimiyse- sarık ve cübbe de kullanmasını beklerim. mekke'nin bir gecede müslüman olmasına gelince, bence bu yanlış değil. evet, mekke gerçekten bir gecede müslüman olmuştur. şöyle ki; müslümanlık dini bildiğim kadarıyla müslüman olmak için kelime-i şehadet getirmekten başka şart aramaz. yani bir gece müslüman olmak için çoktur bile, birkaç saniye yeter. inandığını bu kelimeyle ifade eden kişi artık müslümandır. ancak '50 yıl herhangi bir başka şeye inanmış biri saniyeler içinde yaşam felsefesini değiştirebilir mi?' dersen tabi ki değiştiremez, ama bu müslüman olmadığı anlamına da gelmez. o kişi müslümandır, ama gereklerini yerine getirmesi ve düşünce yapısının zamanla değişmesiyle giderek daha iyi bir müslüman olur. eğer, yaşamı süresinde sistemin belirlediği noktaya kadar ilerleyebilirse de cennete ulaşır. algılayabildiğim kadarıyla islami kurallar da inanmadığı çok açık bile olsa diliyle inandığını söyleyen birinin müslüman kabul edileceğini, müslümanlarla aynı haklara sahip olacağını belirtir; insanların gerçekten inanıp inanmadığı veya ne derece inandığı konusundaki hükmün ise allah'a bırakılmasını emreder. (***sitede bir hocamız vardı, bizi bu konuda belki aydınlatır.***) son not: nihat'cığım, ben de yarı kamu görevlisiyim. mümkün olduğu kadar 'bugün git yarın gel' dememeye çalışıyorum. belli bir yaşın altındaki kamu görevlilerinin de bu şekilde davranma çabasında olduğu gibi bir gözlemim giderek güçleniyor. lütfen sen de çok az 'bugün git yarın gel' demeye çalış. herkes kendine iyi baksın,
20.11.2003 16:00:23 - sevgili nihat, ben özellikle devletinden hizmet alan kişilere müdahale edilmesine tepkiliyim. yani senin kaymakamlığına (veya mahkemeye) hizmet almaya gelen birilerine top sakalını kes, türbanını çıkar, mini etek giyme diyen zihniyete 'yuh olsun' diyorum. bu zihniyetin akp veya chp'den (veya din veya ..izm'den) kaynaklanmasının benim için bir önemi yok. 'yuh olsun' geri kalmışlıklarına diyorum. ancak hizmet verenler için, yani memurlar için bu durumu konuşabiliriz. mesela ingiltere'de hindu polislerin kask takmayarak geleneksel dinsel başlıklarıyla görev yapmasi için ilgili kıyafet yönetmeliğinde değişiklik yapıldığını, müslüman kadın polisler için başı örtülü üniforma yapıldığını biliyorum. böyle şeyler olabilir bence. şimdi ne yani, sünnet diye hakim arap kıyafetiyle kürsüye çıksın, budistim diyen öğretmen de rahip kıyafetiyle okulda derse mi girsin? bu konuda tereddütlüyüm. seni de tebrik ediyorum. zaten bir güç tarafından çok kısıtlanan özgürlüklerimizi en geniş noktasında durarak sınırlarını korumalıyız diye düşünüyorum. aksi halde daha da kısıtlama eğilimi hissediliyor.
ali tarık sana da mesajım var. avrupa deyince avrupa devletlerini veya temsil ettiği medeniyeti algılayabiliriz. abd ile avrupa devletleri gerçekten değneğin iki ucu olabilir, ama bence avrupa'nın medeniyet düzeyi insanlığın gelebildiği en ileri noktadır. bu medeniyet bence, günümüzde coğrafyasında yaşayan insanların özgürlüklerini en az kısıtlayan, onlara en fazla değer veren, hastanesinde insanlarını en az rezil eden, kapılarında en az süründüren vb. vb. medeniyettir. ancak medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar düşüncesindeysek o ayrı.
18.11.2003 11:05:16 - aşağıdaki mesajıma kısa bir ek yaparak fikir almak istiyorum. soru şu: türkiye'de bizler, (aşırı veya normal komünistler, veya dinciler, veya takiyyeci olup tam dinci olmayanlar, veya kemalistler veya her kimlerse) ne kadar özgür olursak devletimizin bölünmez bütünlüğü veya halkımızın refahı, veya huzuru veya sürekli koruma refleksi gösterdiğimiz şey her neyse paramparça olur? (fikir yazarsanız lütfen somut yazın. örneğin: 'zararlı fikirler belirleyelim, bunları konuşmak serbest olsun, yazmak, tv'lerden yayınlamak yasak olsun'. veya 'tümü yasak olsun' veya 'zararlı kılık kıyafet belirleyelim, bunları çizmek, evde giymek serbest, dışarda giymek yasak olsun' falan gibi. amacım özgürlükler için akla gelen ilk sınırların neler olabileceği hakkında fikir edinmek.
18.11.2003 10:39:47 - sevgili karakaçan münasebetiyle site sakinleri, her ne kadar abdullah gül bu açıklamasını yalanladıysa da ben yaklaşımın doğru olduğunu düşünüyorum. türban sorunu, bu haliyle türkiye'nin ab'ye girmesini engelleyecek niteliktedir. ha, girmek isteyip istemediğimiz konusu herkesin kendi fikridir. 'iyi işte, biz de girmeyiz' demek, 'o zaman sınırsız serbest olsun ya' demek veya bu ikisinin arasında bir tavır belirlemek bize kalmış. kamusal alan falan gibi her ne tanımlamayla olursa olsun, devletinin mahkemesine hak aramaya, vergi dairesine vergi ödemeye, polisine yardım istemeye giden vatandaşların her ne şekilde olursa olsun engellenmesi o devleti teşkil eden kurum/kişi/fikirlerin henüz 20. yüzyılda insanlığın erişebildiği devlet organizasyonu kavramına bence erişememiş demektir. evet, devlet kavramının temeli halk denilen kitlenin herhangi bir amaç için otorite altına alınması amacıyla doğmuştur ama bu fransız ihtilali falan gibi dönemlerdeki değişimle avrupa tarafından aşılmıştır. keşke biz de aşabilseydik. bir de ilerleme raporunun en fazla tenkit alan din ve inanç özgürlüğü konusu türban sorununu da içermektedir. gül böyle bir açıklama yapsaydı yanlış yapmış olurdu.
yüzyıllar önce voltaire veya rousseau gibi aydınların, o yıllarda kralların sonsuz otoriteleri altında çok ilkel yaşam süren avrupa insanları için, bizim 2000'li yıllarda kendimiz için dillendirmeye cesaret edemediğimiz kadar geniş bir özgürlük için mücadele etmiş olduklarını düşündükçe üzülüyorum. sizce bizlere ne kadar özgürlük fazla?
24.10.2003 08:54:30 - ali tarık'ın ırak ve türkiye'nin kürt politikası hakkında söylediklerinin neredeyse bütününe katılıyorum. sadece bir iki küçük itirazım var, işgale uğramış bir ülkeye yardım açısından değerlendirirsek: ırak halkının, saddam yönetimi döneminde mi yoksa abd işgali döneminde mi daha fazla işgal edilmiş sayılacağına tam karar veremiyorum. komşumuz 30 küsür yıl saddam'ın işgali altındaydı. şimdi de abd işgali altında. bu karmaşık durumda hangi komşumuzun ne zaman işgal altında bulunduğuna nasıl karar vereceğiz, kimin yanında yer alacağız, nasıl yardıma koşacağız. ikincisi, malumdur ki uluslararası ilişkilerde kin, vefa, komşuluk vb. gerekçelerle hareket edilmez. yani biricik komşum bence şunun işgalinde, yardımına koşayım, veya bu adamlar bana şu yıllarda saldırmışlardı, birgün gelecek onlara göstereceğim düşünceleriyle uluslararası ilişkilerinizi yürütürseniz kendi halkınıza zulmedersiniz. barzani geçen yıllar da türkiye'yi dost görürken bugün artık açıklamaları malumdur. bunda yanlış birşey görmüyorum. kendisi, babasından devraldığı ırak'ta kürt halkının bağımsızlığı mücadelesini birkaç on yılda çok ileri bir noktaya taşımayı başarmış görünüyor. uluslararası ilişkilerde başarının tanımı budur. "barzani çok vefalı adamdı, bilmem hangi ülkeyi asla satmadı, düşmanı olan talabani ile asla ittifak yapmadı, mert adamdı" cümlelerini duysaydım onun halkının beklentilerini gözetmek yerine kendi karakterine göre liderlik yürüttüğünü, dolayısıyla yanlış yaptığını düşünürdüm. uluslararası ilişkilerde bunlar doğal ve doğru olandır. ancak barzani aynı hareketi arkadaşlarına yapıyorsa bu onun adi bir adam olduğunu gösterir. dış politikada ezeli düşmanlıklara kin, ezeli dostlara vefa gibi motiflerle hareket edenlerin ne duruma düşeceği malumdur. diğer konularda neredeyse bütünüyle hemfikiriz.
22.10.2003 12:21:13 - sevgili eşek dostlar, bu ırak'a asker gönderme işi bayağı karıştı. doğrusu ben ilk tezkerenin geçmesini diliyordum. bugün gördüklerimle zamanı geri alsak yine aynı şeyi düşünüyorum. şu an askerimizin gidip gitmemesi konusunda ise kararsızım. gitmeli diyemiyorum bu kesin. o zaman gitmemeli diyebilmeliyim aslında ama onu da diyemiyorum. gitmememiz halinde bölgede söz hakkımızı tamamen kaybedeceğiz. zaten ilk tezkere ile oraya gitmememiz nedeniyle bölgedeki söz hakkımızın çok büyük bir kısmını kaybettik. artık barzani, lafı dolaştırma gereği duymadan türk askeri gelirse konseyden istifa ederim diyebiliyor(hepinizin bildiği gibi bu, konseye bağlı olmayan bir kuzey ırak anlamına geliyor. yani bağımsızlığa çok yakın bir kuzey ırak)eskiden lafı geveliyordu. şimdi, ırak'a gitmeli mi, gitmemeli mi?
ama daha enteresan öngörülerim var. biz neden bölgede etkin olmak istiyoruz; pkk. bence pkk'nın son kırıntıları artık türkiye sınır ötesi harekat yapsa da yapmasa da, ırak'a gitse de gitmese de uzun vadede yok olup gidecek. birkaç yüz kişinin silahlı örgüt kurabildiği bölgede konjonktür bu şekilde devam ederse, pkk bir iki dağa ve yılda birkaç yüzbin dolar da bütçeye hükmeden küçük bir liderlik olarak kalacaktır. özellikle ab reformlarının uygulamalarının gelişmesiyle örgütün altyapı tesisleri niteliğindeki kürt halkı özgürlüğünün kısıtlanması giderek azalacaktır.(gerçi türk kökenli bir vatandaş olarak daha fazla özgürlük için ben de bu reformların uygulanmasını bekliyorum ama neyse başka bir konu.)bu reformlar köklü olarak gerçekleşirse, bugünkü nüfus gelişimi ile kürt kökenli vatandaşlarımızın (bir parti üzerinde uzlaşabilirlerse)10 sene gibi bir zaman sonunda türkiye'de iktidarı seçimlerle ele geçirmesi işten bile değil. (benzer bir pozisyonla bulgaristan'da türklerin partisinin iktidar koalisyonunun ortağı olduğunu hatırlatırım.) hatta son seçimlerde bile, mesela dehap kürt halkından biraz daha oy toplamayı başararak barajı aşsaydı 3 partili bir mecliste çok yüksek ihtimalle iktidara ortak olacaktı. acaba nasıl olurdu?
bu kadar uzun mesajı sonuna kadar okuyan birileri olduysa yorumlarınızı bekliyorum.
26.08.2003 14:17:38 - hemen bir yorum yapalım; bm'ye bomba eylemi bm'nin eğiliminin değişmesi için gerçekten çok etkili bir plan. ancak ırak'ta abd ile savaşan hiçbir örgütün bm'ye saldırmayı aklından geçirmeyeceği düşüncesine katılmıyorum. bence, bugün ırak'ta abd askerleri ve bm üniteleri abd'ye karşı savaşan örgütler için birinci derecede hedeftir. abd'nin böyle bir saldırıyı yapmış olması ihtimali vardır ama bu ihtimalin kuvvetli olduğunu da düşünmüyorum. abd bm kararlarını çok umursasaydı bugüne kadar çoktan bm kararını etkileyecek başka büyük boyutlu eylemler yapmış olurdu. ayrıca abd'nin sabotajlar konusunda bazı birliklerine özel eğitim vermesi bu sabotajı abd'nin yapmış olması ihtimalini hiç güçlendirmez diye düşünüyorum. her ülke askeri birliklerine çeşitli özel eğitimler verir. hatta türkiye'de bu durum biraz abartılıdır. mesela ben,silahlar, bombalar, bubi tuzakları, mayınlar ve gerilla savaşı konusunda bizzat tsk tarafından uzman bir şekilde yetiştirilmiş, 1 yıl boyunca konunun pratiğini yapmış sıradan bir vatandaşım. (askerliğimi yedek subay olarak kuzey ırak'ta yaptım da) yani kısaca, bu sabotajı abd yapmış olabilir ama bunu çeşitli verilerle saptayabilmek biraz zor. gerçeğin ne olduğunu anlayamıyoruz, dünya büyük bir simülasyon cihazına mı dönüşüyor ne?
18.08.2003 11:40:43 - sevgili merkep'in 'sapla samanı karıştırmayalım'diye başlayan uzun mesajına önemli ölçüde katıldığımı söyleyebilirim. kendi adıma bir ekleme olarak, bu site ve benzer formatlı sanal veya yüzyüze görüşmelerde, bilgiden ziyade 'fikir', özellikle de 'aktarılan' değil, dile getiren kişi tarafından bizzat 'üretilmiş fikir' edinmeye çalıştığımı not etmeliyim. açık yüreklilikle ifade edeyim ki, basın veya kimi ideoloji çevreleri tarafından herhangi bir yolla yayılmış klişe fikirlerden bağımsız bir yaratıcılık taşıyan, düşünce emeğiyle üretilmiş fikirler duyunca kendimi mutlu hissediyorum. bu yüzden buradayım. herkese selamlar, samanlar
15.08.2003 16:18:10 - sevgili merkep, ben uzun bir dönemde ekarte edebildiğini söylemek istememiştim. tahmin ettiğin gibi, sadece ilk aşamada bağımsız bir otorite olarak var olma başarısını, emperyalist ülkelerin osmanlı halkı otoritesini elinde tutmak isteyen işgalcilerin etkisini ekarte etme olarak tanımlamıştım. aksi halde, t.c.'nin uzun vadede onların etkisini tamamen ekarte etmiş olduğunu söylemek doğru bence doğru olmaz. lozan'a gelince: lozan'ın imzalanmasından birkaç yıl önce sevr'i görmüş bir memleketin insanlarının içinde bulunduğu psikolojik durumu değerlendirirsek lozan'ın o günlerde neden büyük bir coşkuya neden olduğunu anlayabiliriz. bugün, yıllar sonra dönüp baktığımızda ise onca mücadele ile açık bir zafer kazanmış t.c'nin oturduğu masadan gerçekten başarıyla kalkıp kalkmadığını sorarsanız, bence bu biraz şüpheli.
15.08.2003 11:12:32 - tabi özelleştirmeye değinmeden olmaz: 'devlete yük' olduğu gerekçesiyle çeşitli kamu kuruluşlarının elden çıkarılması tamamen yalan. devletimiz çok uzun yıllardır bu kurumların yükünü kendi sırtından 'vatandaşın sırtına' atmış bulunuyor. örneğin, özelleştirme idaresi başkanlığı'nın kendi idaresi altındaki fabrikalardan hiç birşey üretmeyen, hiçbir makinesi çalışmayan bir tanesinin (bir rakam atalım) 500 milyar lira tutan masrafları için kendi harcamalarından 500 milyar lira tasarrufa gittiğini gören veya duyan var mı? bu kurumların hiçbiri, devletin hiçbir kurumuna yük değildir. bunlar tamamen 'milletin sırtında' yüktür. iş yerimin hemen yanıbaşındaki haliç tersanesinde onlarca işçi ve mühendis yıllardır milyarlarca lira maaşlarını buraya hiç gelmeden bankamatikten çekmektedir. çünkü gemi geçişi için köprü açılamamaktadır. maaşlarını türkiye denzcilik işletmeleri harcamalarını kısarak mı ödemektedir. hayır, eşşek dostlarım, hayır. ek vergilerimiz, deprem vergilerimizle biz ödemekteyiz. ha şimde karar verelim, biz bu maaşları ödemeye devam edelim mi, etmeyelim mi? ne karar verseniz bana uyar. zaten bordrolu olduğumdan vergi kaçırma şansım yok. hepinize ağzınıza layık altın sarısı samanlar diliyorum.
15.08.2003 11:12:32 - sevgili nihat, ankara ile ilgili bilgiler için teşekkürler. ankara'nın ittihadd-ı terakki tarafından bir merkez olarak öngörüldüğünü bilmiyordum. gelmişken ımf ile ilgili fikirlerimi de bu pencereye yazayım. ımf'nin izlediği politikalarla neyi hedeflediği, türkiye'nin yararına mı zararına mı çalıştığı sonsuza kadar tartışılabilir. bu konuda 'siyah' veya 'beyaz' diye bir fikrim de yok. ama ımf'nin ülkemize zorla gelmediğini biliyorum. onu 18 kez stand by anlaşması için türkiye'ye davet eden de bu anlaşmaları bozup ımf'yi kovalayan da hep hükümetler oldu. bu adamlar kasıtlı olarak veya yanlışlıkla kötü politikalar izleyebilirler. türkiye'de hükümetlerin onları çağırma-kovalama özgürlüğü olduğu sürece bence bu filmin yönetmeni ımf değil hükümetler ve demokrasinin işleyiş yüzdesine göre de halk, yani bizizdir. ha, derseniz ki kovalama özgürlüğümüz gerçekten var mı? şu anki stand by anlaşması 19.su olduğuna göre demek ki var.
14.08.2003 11:08:25 - pekala, madem biraz zamanımız var fikir jimnastiği yapabiliriz. t.c.'nin geçiş dönem devleti olarak emperyalist devletler tarafından kurulduğu tezi çok mantıklı görünmüyor. bir emperyalist olarak o dönemde başkentini işgal etmiş olduğum bir ülkede geçici devlet kurmak isteseydim, bunun için ankara'da yeni bir hareket oluşturma yolunu seçmezdim. bence ingiltere son osmanlı mebusan meclisinin istanbul'da toplanmasına müsade ederek bu yeni oluşumu kontrol altına almayı denemişti. ama misak-ı milli'nin kabulüyle bunu başaramadığı ortaya çıkmış gibi görünüyor. nitekim o yıllarda büyük bir imparatorluk olan ingiltere'nin türkiye dışındaki hiçbir devletten askerini çekmediğini görürüz. şayet emperyalistler kendi kontrolünde bir geçici devlet kurabilmiş olsalardı bence başkent olarak istanbul'u seçecek ve askerlerinin çekilme işini de belirsiz bir tarihe erteleyeceklerdi. peki bugünkü t.c. davranış modellerinin sanki bu tezi doğrular nitelikte olmasına ne demeli sorusuna cevap arayalım. aslında bağımsız olmamızla olmamamız arasında yaşağımız değişim açısından çok fark olmadığını düşünüyorum. yabancı devletler bizi silahla kendilerine benzemeye ikna etmeye çalışıyordu. oysa biz aslında ikna olmuştuk, sadece silah zoruyla olması ağırımıza gitmişti. kaynaklarımıza göz dikmişlerdi, karşı çıktık, ama zaten o kaynaklar (şayet var ise de) halen oldukları gibi duruyorlar, kullanabilmiş değiliz. bizim uygulatmamakla haklı olarak övündüğümüz sevr antlaşmasının bir benzerini imzalayan almanya'nın 1938 yılında ulaştığı ekonomik-askeri güce bakınca 'acaba o anlaşma bizim büyük coşkuyla imzaladığımız lozan'dan daha mı iyi bir gelişme ortamı sağlamıştı almanya'ya?' diye sorası geliyor insanın. ben, t.c'nin emperyalistlerin etkisini ekarte ederek, güç ve dehayla kuruluduğunu, ancak aynı yıllarda köle olan devletler ile arasındaki bağımsız bir devlet olma farkını hakettiği ölçüde yaratamadığını düşünüyorum. samanlar, samanlar
13.08.2003 18:10:22 - sevgili nihad, kısa mesajınla o kadar geniş konularla ilgili cümleler not etmişsin ki durum gerçekten klavyeden mesaj panosuna yazışmayı aşıyor. çok kısaltmaya çalışarak: 1. ben de, tam tamına kavramları 'bizim anladığımız' gibi değil, 'genel anlamlarıyla' değerlendirmek taraftarıyım. bunu anlatabilmek için "kavramları genel anlaşılış biçimiyle kullanmak durumundaydım" yazmıştım. 2.tarihte taviz verilmeksizin yaşamış bir devrim örneği var mıdır? (bence yoktur) 3.gerçekten eski alışkanlıklar her zaman yeniyi yener mi? (bence kimi zaman yener, kimi zaman yenemez)4.muhammed peygamber kureyş kabilesinin elit yöneticilerine teslim olmuş mudur?(bu konu tabi çok hassas, bence olmamıştır. kureyş kabilesinin yaşadığı ve kendisinin sürüldüğü mekke'yi ele geçirdikten sonra tekrar orada yaşamaya başlamak yerine dönemin varoşu sayılabilecek medine'ye dönmesi, oradaki halk ile yaşamayı tercih etmesi belki biraz da bundandı. ancak her iktidar gibi, ölümünden sonra kurduğu düzen elitlerin etkisi altına girmiştir. bunu ise onun elitlere teslim olması olarak görmüyorum. bugün chp neden müteahhitlerin partisi olarak adlandırılmaktadır? müteahhitler mi kurmuştur bu partiyi? hayır. bu, elitin iktidara nüfus etme becerisidir. neden tayyip erdoğan tatilini akp'ye oy toplamak için çok çabalamış sıradan bir vatandaşın evinde geçirmek yerine ramsey'in sahibinin evinde geçirmeyi tercih etmektedir? bir diğer konu da, bence muhammed peygamber, o kadar güçlü bir kişisel otorite kurmayı başardı ki ölümüne kadar kimseyle otoritesini paylaşmak ihtiyacı hissetmedi. tarih kitaplarına bakılırsa, fakirlikten ve açlıktan kıvrandığı gün ile bir kaç ay sonra bir yöredeki isyancıları kılıçtan geçirdiği gün insanlar ona aynı derecede itaat ediyordu. haklısın, bu konular çok tartışılır, çoook. ama bizim en baştaki konumuz türkiye'de yaşanan devrimin (veya nasıl adlandırıyorsak)bize neler kazandırdığı, neler kaybettirdiği idi. herkese selamlar, samanlar
13.08.2003 11:37:35 - sevgili ali tarık, hayata geçemeyen devrimleri devrim saymama yorumun doğru sayılabilir. aslında devrimleri daha detaylı ayrımlarla adlandırmak sosyal bilim açısından yararlı olur. ancak bu henüz mümkün görünmüyor. bu yüzden, mecburen, kavramları genel anlaşılış biçimiyle kullanmak durumundaydım. örneğin, insanlar muhtemelen erken dönemlerde yavru 'at'ı tanımlamak için de 'at' kelimesini kullanıyordu. zamanla 'tay' kelimesi kullanılmaya başlandı. sonra 'kısrak' vb. ayrımlarla farklı atlara farklı isimlendirmeler insanların anlatmak istediklerini kolayca ortaya koymalarını sağlamış olmalı. ama henüz, örneğin, hayata geçememiş devrimlere (bir kelime uyduralım)"debirim", halk tarafından yapılmışlara "hadrim", bir lider etrafında kenetlenerek yapılmışlara "lidrim" vb.vb. gibi kelimeler yaratılmış değil. belki gelecek onyıllarda devrim kelimesi çeşitli anlamlardaki devrimleri tanımlayan başka kelimeler doğurabilir. ben, bugün için, İran, rusya ve türkiye devrimleri için mecburen 'devrim' kelimesini kullanılması gerektiği düşüncesindeyim.
12.08.2003 17:02:43 - ben devrimlerin insanlara ne kazandırdığına bakarım. şimdi bakalım: rusya'daki komünist devrim insanları ekonomik açıdan geri kalmaya sürüklemiştir. ama eğitim ve altyapı olarak oldukça iyi bir miras bıraktığı söylenebilir. bugün rusya'nın hızlı yükselişinin en önemli güç kaynaklarından biri bence budur. iran devrimi insanları ekonomik açıdan orta bir noktada tutabilmiş, ancak ülke eğitimini ve altyapısını, uluslararası arenadaki imajını bir hayli dejenere etmiştir. buna karşın insanların dinci baskının ne anlama geldiği konusunda hiç bir milletin ulaşamayacağı bir tecrübe düzeyine erişmesine neden olmuştur. şayet gelişmeler böyle devam ederse bu halk köktendinci rejimden kurtulacak, bir daha da kendini ona teslim etmemeye çok dikkat edecektir. ülkemize gelince: devrimimizi kimin ruhuna fatiha okunduğu gibi çok da düzeyli olmayan bir bakış açısından değerlendirmek yerine bunca yıldır bize neler kazandırdığı veya kaybettirdiği parametreleriyle değerlendirmek daha akıllıca olur düşüncesindeyim.
17.07.2003 15:39:04 - bence bu çuval geçirme hadisesi abd ile ilişkilerimizi gözden geçirmememiz gerektiğini en güzel şekilde ortaya koydu. ancak bize kendi kendimizi gözden geçirmemiz gereğini de hatırlatması gerekmez mi? kuzey ırak'taki abd'lileri bırakalım. bizim ülkemizde, bizden olan bir sol görüşlü vatandaşı sağcı polis, veya yine bizden olan dinci bir vatandaşı solcu polis, veya hiçbir ideolojisi olmayan bir yetkili zevk için benzer muamelelere layık görmüyor mu? abd'liler bizi bizle başbaşa bırakınca zaten biz benzer kötü muameleyi birbirimize reva görüp de 'ama o da hak etmişti, yok hak etmemişti' tartışmalarıyla yıllar geçirmiyor muyuz? kimi zaman bir eski general, kimi zaman bir eski özel harekatçı abd'lilerin yaptığına benzer şeyleri bizlere karşı işlediği için suçlu bulunulmuyor mu? elbette, 'siz zaten birbirinize böyle muamele ediyorsunuz' diye kimse bize böyle muamele edemez ama biz de biraz daha duyarlı olmalıyız derim ben.
16.05.2003 - büyük davamıza acizane katkıda bulunabiliyorsam ne mutlu bana, samanlarınız(alkışlar yerine) için teşekkürler... şimdi ise daha farklı bir konu için karışınızdayım. bendeniz, parti iç tüzüğüne ek yapılarak, parti lideri, genel başkan, genel başkan yardımcısı ve üye olarak sınırlanan 4 tanımın 'sempatizan' kavramının da eklenerek genişletilmesini öneriyorum. toplumun daha geniş bir kesimini kucaklayabilmemiz için bunun gerekli olduğunu düşünüyorum. tabi bu teklifi sadece duygusal bir gerekçeye dayandırmıyorum. lütfen önce parti web sitemizin solundaki aktif üye sayısını okuyun. daha sonra da sayfanın en altındaki 'sitede şu an iks kişi var' notunu okuyun. bingo, işte aradaki fark partimizin sempatizanlarıdır. sevgili sempatizanlarımız, hepinizi içtenlikle kucaklarız. saygılarımla
16.05.2003 - onursal başkanımız ve büyük liderimizin büyük bir alçakgönüllük göstererek toplumsal hizmetlerinde bazen kimliğini gizlediği hepimizin malumu. başkanımızın kendisini gizlediği büyük toplumsal önderlik perspektiflerinden birinin de yolsuzllukla mücadele alanında olduğunu üyelerimize ve henüz ona borçlu oldukları minnettarlığı kavrayamamış insanlara ilan etmeyi bir görev bilirim. başkanımız çok uzun zamandır yolsuzlukla mücadele konusuna dikkat çekmekte ve bu alanda da liderliğini sergilemektedir. bunun en açık delilini sunuyorum: bremen mızıkacıları. hikayeyi bilmeyenimiz yoktur. hırsızları yakalatmak için verilen mücadelede onursal başkanımız her zaman ki gibi öncü rol oynamakta, ama her nasılsa, alçakgönüllüğüyle gözümüzden kaçmaktadır. bütün insanlık adına, bu öncü rolüyle bize yolsuzlukla mücadele konusunda gösterdiği ışıklı yol için kendisine en müstesna samanları sunmaktayım.
15.05.2003 - yüzlerce yıldır anlaşılamayan bir gerçeği partimiz ve onursal başkanımız adına günışığına çıkarmayı bir borç bilirim. bütün nasreddin hoca fıkralarını ve daha ilkokul dergilerindeki resimlerinden itibaren zihnimizde oluşan nasreddin hoca kültürünü şöyle bir gözden geçirin. tabi ya, aslında hoca o kadar da mahir biri sayılmaz. bütün bu fıkraların, çıkarılan derslerin ve öğütlerin temelindeki en önemli faktör, o dönemlerde de insanlara yol gösterme fedekarlığını üstlenmiş olan onursal başkanımızın ataları idi.
15.05.2003 - "biz burada eşşekbaşı mıyız?" cümlesi artık gereksiz insanların bir tanımlaması olmaktan çıkarılarak, önemli insanları tasvir eden bir benzetme anlamına kavuşmalıdır.partimizin bu anlam değişikliğini gerçekleştirerek onursal başkanımızın konuşma dilinde uğradığı bu haksızlığa son verecek güçte olduğuna şüphemiz yoktur. toplumumuz bu değişimi yapacak olgunluğa erişmiştir.
15.05.2003 - Büyük başkanımızın izniyle, değerli partililerimiz, toplumumuzun kanayan bir yarası olan, değerli ve yüksek onursal başkanımızın yakınlarından sucuk yapma fecaatinin önüne geçilmesi için örgüt olarak birşeyler yapmamız gerektiği önerisini sunuyorum. bu konuda caydırıcılığı yüksek tedbirler almak elbette öncelikle bizim görevimizdir. saygıdeğer onursal başkanımız, partimizi familyasal işlerine alet etmemek için kalbindeki bu yarayı bize iletmemiş olabilir. sorarım size, bize düşen liderimizin bu kalb yarasını tımar etmek değil de nedir? ilk öneri olarak, bu sucukları, imal edenlere iade etmeyi öneriyorum. iade etmenin nasıl bir uygulama ile caydırıcılığı yüksek bir ceza haline dönüştürülebileceğini elbette bütün üyelerimiz bilirler.
türkiye hür ve kabul edilmi? masonlar derne?i'nin genel merkezi ankara'da tuna caddesiyle adakale soka?yn kesi?ti?i yerdedir.
önemli amerikan karargahlaryndan tuslog'un binasy, mithatpa?a caddesinde, tuna caddesiyle kesi?ti?i noktadadyr.
özel harp dairesi, 1952 yylynda seferberlik tetkik kurulu adyyla ankara'da tuna caddesinde bulunan bahçe içindeki bir binada kurulmu?tur. ilk komutany dani? karabelen'dir.
kybrys'taki türk mukavemet te?kilaty (tmt) isimli yeralty örgütünün merkezi, 1958'de özel harp dairesi tarafyndan yine tuna caddesinde bulunan kybrys ö?renci yurdunda kurulmu?tur. yani bary? döneminde yurt içinde devletin askerleri, sivil sava? merkezleri kurmu?lardyr.
gördünüz mü gladio'yu?.. sermaye, amerikan güçleri ve yerel özel sava? örgütü.. bir reklam spotu gibi.. üçü bir arada!.. afiyet olsun!..
kybrys için kuruldu?u söylenen tmt'nin yapysy da, türkiye'deki özel harp konusunda ipuçlaryyla doludur.
tmt'nin asyl komutany, özel harp dairesi ba?kany dani? karabelen'dir. kod ady cankurt'tur.
kybrys'a gönderilen yerel tmt lideri albay vuru?kan'yn kod ady bozkurt,
mucahitlere genel olarak kurt denmektedir.
1960'ly yyllarda türkiye'de ele geçirdi?i ckmp'yi mhp ye dönü?türen "ba?bu?" alparslan türke?'in komandolarynyn genel olarak "bozkurtlar" olarak anylmasy bir tesadüf de?ildir sanyrym.
özel harp dairesi, mücahitlerin e?itimi için tarym bakanly?yndan edindi?i bir araziye özel e?itim kampy kurmu?, burada e?itti?i sivillere askeri kyyafet giydirmi?tir. bu kamplaryn faaliyeti günümüze kadar devam etmi?tir. kamplarda insanlara amerikan ordusundan tercüme "komando" ve "gizli harekat" e?itimi verilmi?tir.
kybrys'ta kurulan özel sava? örgütü tmt'nin lideri vuru?kan'a 12 maddelik özel talimatta "özel harp dairesi'nin onayy alynarak öldürme" yetkisi verilmi?tir.
bu talimatyn 6. maddesinde, "kybrys'ta tmt'ye veya türk toplumuna yönelik; hainlik, casusluk, bozgunculuk faaliyetlerinde bulunanlar liderin ba?kanly?ynda özel bir kurul tarafyndan cezalandyrylacaktyr. ancak, yslah edilmedikleri için ortadan kaldyrylmasy gerekenler olursa, bunun için özel harp dairesinden izin alynacaktyr." denilmektedir.
tmt için bozguncu kime denir? mesela "karde?im biz ?urda rumu türkü birlikte bary? içinde ya?yyoruz.. kimse kary?masyn" diyenler mi?.. yyllardyr birlikte ya?ady?y rumlarla ili?kilerini sürdürenler mi casus olarak nitelenmi?tir?.. yoksa, kybrys'yn ba?ymsyzly?yny isteyenler hain olarak my nitelenmi?tir?.. subjektif kriter nedir?.. tmt, özel harp dairesinin emriyle kaç ki?iyi bu gibi gerekçelerle öldürmü?tür?..
tmt liderine bu talimaty veren özel harp dairesi, türkiye'de "yslah edilmedikleri gerekçesiyle" kaç ki?inin ölüm emrini vermi?tir?
"ba?bu?" alparslan türke?'in davadan döneni vurun!.. ben dönersem beni de vurun!.. sözünün de sebepsiz olmady?y ve sadece içinde bulunduklary örgütün ana kuralyny açyklady?y böylece anla?ylmy? olmaktadyr sanyrym..
kybrys'ta tmt için uygulanan kurallar türkiye için geçerlidir... çünkü tmt, özel harp dairesi'nin yavrusudur.
özel harp dairesi, eski komutanlarynyn da soyledi?i gibi "so?uk sava?" ko?ullarynda ve dönemin ihtiyaçlaryna göre kurulmu?tur. dönemin ihtiyacy, i?gal altyndaki vatan topra?yny korumak de?il, ülke içinde amerikanyn ve yerli temsilcilerinin istemedi?i dü?ünceleri savunanlaryn yok edilmesidir.
özel harp dairesi, bundan dolayy genelkurmayyn inkar etti?i bilinen ve bilinmeyen birçok karanlyk, kanly olayyn teorik planlayycysy durumundadyr. tabii j3'ün kontrolü altynda.
genelkurmay ba?kanly?y, veya turkish general staff kendilerine her ne diyorlarsa alsynlar belgelerini çyksynlar bir televizyon programyna tarty?synlar. hatta ça?yrsynlar biz e?ekler de gelelim.. ülkemizin bir dönemini aydynly?a kavu?turalym. öyle bazy yazarlara yaptyklary gibi savcyly?a ?ikayet edip çekilmekle olmaz bu i?ler.. (adresleri telefonlary biliyorsunuz bir mesaj atyn ya da aldyrtyn i?te nasyl isterseniz)..
konunun etrafyndan dola?arak, psikolojik harp teknikleri kullanarak ve tehditlerle bu i? çözümlenemez.. syky?ynca devlet syrry diye de yan çizilmez.. gelirken, amerikayla yaptyklary gizli anla?malaryny ve gerekçelerini, sonuçlaryny da yanlaryna alsynlar..
mevcudiyetlerinin yegane temeli neymi?, herkes görsün..
yahu, co?tuk gene aldyk aty gittik.. bir de altyncy madde kapsamyna girmeyelim ?imdi!..
yok canym, herhalde içlerinde bir avuç "bizim o?lan" da vardyr..
bunu yazan, her an ekleme çykarma yapma yetkisine sahip bulunan bozguncu ?ahsiyet: e??o?lube?kulak